Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’nde düzenlenen “Hastane Öncesi Acil Tıp” sempozyumunda konuşan ünlü deprem bilimci Prof. Dr. Şükrü Ersoy, beklenen büyük İstanbul depreminin sadece bölgesel ya da ulusal ölçekte değil, kıtalararası, hatta küresel boyutta bir soruna yol açacağını söyledi.

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) ile Acil Tıp Uzmanları Derneği’nin (ATUDER) birlikte düzenlediği, iki gün süren “Hastane Öncesi Acil Tıp Sempozyumu” programında, farklı disiplinlerde acil vakanın hastaneye gelmeden önceki süreçleri değerlendirildi.

Program kapsamında gerçekleştirilen oturumda konuşan Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) İnşaat Fakültesi Dekanı ve Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Şükrü Ersoy, Türkiye’nin depremselliği, beklenen büyük İstanbul depremi ve bu konuda alınması gereken önlemler hakkında önemli uyarılarda bulundu. İstanbul’da bir değil iki büyük depremin beklendiğinin altını çizen Prof. Dr. Ersoy, “Üstelik bu iki depremin aynı yıl içinde olmasını öngörüyoruz. Bu nedenle yaşanacak bu olay, sadece kentsel, bölgesel veya ulusal değil, kıtalararası, hatta küresel boyutta bir sorun teşkil edebilir. Çünkü Türkiye’nin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 30 kadarı tek başına İstanbul’da. İstanbul Türkiye’ye bakar ama Türkiye İstanbul’a bakamaz. Bu yüzden her saniyemizi bu konuya kullanmalıyız” dedi.

“Acil sağlık hizmetleri bir takım işidir”

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlanan etkinliğin açılış konuşmasını yapan Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve ATUDER Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, devlet veya özel tüm hastanelerde “Acil” tabelasının mevcut olduğunu hatırlatarak başladığı konuşmasında acil tıp ve hastane öncesi acil tıp alanlarının önemine değindi. Acil sağlık hizmetlerinin bir takım oyunu olduğunu, her zaman için sakin ve hızlı davranılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Cander, “Biz Akdeniz coğrafyası insanları bu konuda oyuna 2-0 geriden başlıyoruz. Çünkü hem zaman yönetimimiz sorunlu hem de sıcakkanlı insanlar olduğumuz için çabuk panikleyen bir yapımız var. Bu da bizler için bir dezavantaj. Bizlerin profesyonel davranmaya ve acili yönetebilmeye ihtiyacımız var. Dünyanın en güçlü futbol takımı bile, tüm maçlarını deplasmanda oynarsa şampiyon olamaz. İşte hastane öncesi acil tıp hizmetleri bizim için deplasmandır. Bunu unutmamalı ve ona göre vaziyet almalıyız” diye konuştu. Prof. Dr. Cander, Dünya Akademik Acil Tıp Kongresi’nin de bu yıl Türkiye’de gerçekleştirileceğinin, bir ayağının da Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’nde olacağının müjdesini vererek sözlerini tamamladı.

“İstanbul depremine de böyle hazırlanırsak sonuçları ağır olur”

İlk oturum olan “İstanbul’a Deprem” oturumunda konuşmacı olarak yer alan Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) İnşaat Fakültesi Dekanı ve Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Şükrü Ersoy, “Türkiye Depremselliği ve İstanbul Çevresinin Deprem Durumu” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Sözlerine “Afetle yaşıyoruz ama onunla baş edemiyoruz” diye başlayan Prof. Dr. Ersoy, “17 Ağustos 1999 depremi yaşandığında bu tarihi depremle ilgili çalışmalar konusunda milat saydık. Aradan 24 yıl geçti, şimdi de 6 Şubat 2023 tarihini milat sayıyoruz. 24 yılda devletler kuruluyor ama biz hala insan merkezli planlar peşindeyiz. Beklenen İstanbul depremine de bu kafayla hazırlanırsak sonuçları geri dönülmez boyutlarda olabilir” dedi.

“Asıl mesele depremin zararlarını azaltabilmek”

1999’dan bugüne çok adımlar atıldığının altını çizen Prof. Dr. Ersoy, “Ancak hala deprem konusunda proaktif davranmak ve zararları azaltmak konusunda eksiklerimiz var. Öyle düşünüyorum ki artık depremle az ya da çok ilgilenen herkesin bir nevi vatan hizmeti gerçekleştirdiğini düşünmesi lazım” diye konuştu. Sunumunda dünya, Avrupa ve Türkiye deprem kuşakları ve Levha Tektoniği Kuramı ile ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Ersoy, “Türkiye; Afrika, Anadolu, Arabistan ve Avrasya plakalarının birbiriyle temasta olduğu, birbirine çarptığı bir nokta. Bu nedenle ‘Deprem olmayacak’ demek çok büyük bir yanlış. Türkiye’de her an her yere deprem olabilir. Önemli olan bunun zararlarını azaltabilmek” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’de olabilecek en büyük deprem 8 büyüklüğünde olur”

Türkiye deprem haritasında 1995 yılında 150 farklı fay ve fay zonunun gösterildiğini, 2012’de bu sayının 500’e yaklaştığını ifade eden Prof. Dr. Ersoy, “Aslında fay sayısı artmıyor. Daha önce varlığı tespit edilmemiş, yeni faylar keşfediyoruz. Türkiye, jeofizikçiler açısından dünya çapında bir ülke, çünkü Türkiye tam bir jeoloji cenneti” diye konuştu. Bugünkü teknolojiyle depremin nokta atışı yerini ve saati saatine zamanının bilinmesinin mümkün olmadığının altını çizen Prof. Dr. Ersoy, “Ancak yer hareketlerine bakarak depremin hangi zaman diliminde ve hangi bölgede olabileceğini kabaca tespit edebiliyoruz” dedi. Prof. Dr. Ersoy ayrıca Türkiye’de olabilecek en büyük depremin, Richter ölçeğine göre 8 büyüklüğünde olabileceğini, Türkiye’yi etkileyebilecek en büyük depremlerin ise Girit adasının güneyinden geçen, “Hellen yayı” adı verilen fayda, 9 büyüklüğünde veya üzerinde olabileceğini belirtti.

“Arap Levhası 6 Şubat’ta 1000 yıllık hareketini yaptı”

Sahim-Sen Başkanı Akarken:  İlaca ulaşım engellenemez! Sahim-Sen Başkanı Akarken: İlaca ulaşım engellenemez!

Prof. Dr. Ersoy, 6 Şubat depremi ile ilgili olarak, “6 Şubat’ta Arabistan Levhası, yaklaşık 1000 yıllık sürede yapması gereken hareketi yaptı. Bu hareketler tüm Türkiye’deki fayları etkiledi. Dikkat ederseniz 6 Şubat’tan bu yana orada burada küçük küçük depremler duyuyoruz” ifadelerini kullandı.Kendisinin aslen Hataylı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Ersoy, “Dolayısıyla bölgeden bilgi alıyorum. Kayıtlara geçmeyen çok şey var. Hatay ve Antakya artık bir deprem mezarlığı olmuş durumda. Ayakta kalan binalar da yorgun ve yıpranmış. Yakında bu binaların da kendiliğinden yıkıldığını duyabilirsiniz. Çünkü bu deprem, 7,9 büyüklüğündeki 1939 Erzincan depreminden bu yana yaşanan en büyük olay. Bugün bana ‘Hocam ne dediyseniz hepsi çıktı’ diyorlar. Hep söyledik, hep söylüyoruz da ne oluyor? Artık bir şeylerin yapılması lazım. Yapı stoğumuzu acilen güçlendirmemiz lazım” diye konuştu.

“İstanbul depremini görmek için uzman olmaya gerek yok”

Prof. Dr. Ersoy, “Marmara’ya baktığımızda doğu uçta 1999 Gölcük depremini, batıya baktığımızda 1912 Mürefte-Şarköy depremini görüyoruz. Ortada bir boşluk var. Burada deprem olacağını, hem de büyük bir deprem olacağını görmek için uzman olmaya gerek yok. Tespitlere göre bu bölgede Richter ölçeğine göre 7’den büyük iki ayrı deprem olması kuvvetle muhtemel. Üstelik bu iki deprem, aynı yıl içinde olacak. Ayrıca İstanbul’daki gökdelenler henüz ciddi bir deprem sınavı vermedi. Eğer bu gökdelenlerin zemini sorunluysa bu binalar büyük tehlike yaratır. Binayı zemine tutturmak ve doğru ruhsat çok önemli. Bu deprem büyük hasara yol açacak demek kehanet filan değil. Kentsel dönüşümü bir an önce hızlandırmak ve elimizi çabuk tutmak zorundayız” şeklinde konuşarak sözlerini tamamladı.

Sempozyumun iki gün boyunca gerçekleştirilen oturumlarında kimyasal-biyolojik-radyoaktif-nükleer saldırıların, (KBRN) AFAD ve UMKE gibi kurumların hastane öncesi ve hastanedeki acil tıp hizmetlerinin yeri, paramediklerin askeri, sivil ve adli vakalarda, hastane öncesi ve hastane içi acil sağlık hizmetlerindeki fonksiyonu ile acil tıbbın psikolojik yönleri, uzman akademisyenlerce ele alındı.

Acil sağlık hizmetlerinin çok çeşitli branşlarının derinlemesine değerlendirilerek sağlık sektörünün bu en önemli alanının akademik boyutuna katkı sağlanıldığı sempozyum, belge takdimi ve toplu fotoğraf çektirilmesiyle sona erdi.