Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Değişikliği Zirvesi, iklim değişikliğinin sanayi tesisleri üzerindeki fiziksel risklerini de gündeme taşıyor. Giderek şiddetlenen sıcak hava dalgaları, uzun süreli kuraklık ve öngörülemeyen aşırı hava olayları; başta petrokimya, plastik, kimyasal depolama, lityum batarya ve enerji tesisleri olmak üzere yüksek riskli sanayi alanlarında yangın ve patlama tehlikesini artırıyor. Bu gelişmeler, endüstriyel kazalar sonucu ortaya çıkabilecek kontrolsüz emisyon salımlarının önlenmesini de zorlaştırırken, iklim değişikliğiyle mücadelede sanayi güvenliğinin kritik önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvesi (COP31), 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da dünya liderlerini, sanayi kuruluşlarını ve uzmanları ağırlamaya hazırlanırken; zirvenin temel temalarından "Dirençli Şehirler, Sanayi ve Altyapı" ile "Yeşil Enerji Dönüşümü" başlıkları, iklim kriziyle küresel mücadelenin önemli gündemlerinden ikisi. Aşırı hava olaylarının kritik altyapılara ve sanayi tesislerine oluşturduğu tehditlere karşı uyum kabiliyetini artırmayı hedefleyen bu başlıklar; üretim hatlarının ve temiz enerji yatırımlarının kesintiye uğramadan korunmasının, net sıfır karbon yolculuğunun en belirleyici ve vazgeçilmez şartı olduğunu somut biçimde ortaya koyuyor.
Sıcak hava dalgaları ve kuraklık yangın eşiğini düşürüyor
İklim krizinin somut göstergeleri olan rekor hava sıcaklıkları, bağıl nemdeki sert düşüşler ve uzun kuraklık dönemleri; kimyasal tesisler, rafineriler, plastik fabrikaları ve enerji santralleri gibi kritik alanlarda statik elektrik yüklenmesini ve parlayıcı kimyasal buharlaşmaları hızlandırıyor. Aşırı hava koşulları ve yakın çevrede patlak veren orman yangınları, endüstriyel sahalarda yangın başlangıç eşiğini tehlikeli biçimde aşağı çekiyor. Sıradan bir teknik sürtünme ya da küçük bir kıvılcım, aşırı sıcak ve kuru atmosferik şartlar nedeniyle dakikalar içinde devasa bir endüstriyel felakete dönüşebiliyor.
Tek bir sanayi yangını iklim hedeflerini baltalayabilir
Büyük ölçekli endüstriyel yangınlar, yalnızca can ve mal kayıplarına yol açmakla kalmıyor; hava, su ve toprak kirliliğiyle yıllarca sürebilecek çevresel felaketleri de tetikliyor. Özellikle kimya ve petrokimya tesislerinde meydana gelen kontrolsüz yangınlar, kısa sürede atmosfere büyük miktarda sera gazı, siyah karbon (is) ve toksik kirletici salınmasına neden olabiliyor. Bu durum, şirketlerin karbon ayak izini azaltmak için yıllarca yürüttüğü sürdürülebilirlik çalışmalarını tek bir olayla sekteye uğratabiliyor. Üstelik tehlike alevlerin söndürülmesiyle sona ermiyor. Kimyasal maddelerle kirlenen söndürme sularının toprağa, akarsulara ve yer altı su kaynaklarına karışması, ekosistemler üzerinde uzun süreli ve kimi zaman geri döndürülmesi güç hasarlar bırakabiliyor.
2019 yılında Fransa ve ABD'de yaşanan iki büyük endüstriyel yangın, tek bir sanayi tesisinde başlayan felaketin nasıl bölgesel bir çevre ve ekonomi krizine dönüşebileceğini gözler önüne serdi.
Fransa'da kimya fabrikası yangını: 200'den fazla yerleşimde tarımsal kısıtlama
Fransa'nın Rouen kentinde 26 Eylül 2019'da Lubrizol kimya tesisinde çıkan yangın, Avrupa'nın son yıllarda karşılaştığı önemli endüstriyel çevre felaketlerinden biri oldu. Lubrizol tesisi ve komşu depolama alanında yaklaşık 9.500 ton kimyasal ve yanıcı madde yangından etkilendi. Gökyüzünü kaplayan ve kilometrelerce uzanan yoğun siyah duman bulutu, bölgede büyük paniğe yol açtı. Olay sonucu havaya devasa miktarda dioksin ve hidrokarbon salınırken; tarım arazileri, yerel su kaynakları ve Seine Nehri ağır metal ile kimyasal kalıntılarla kirlendi.
Yangın nedeniyle çevredeki okullar geçici olarak kapatılırken, vatandaşlara evlerinde kalmaları ve dumanla temastan kaçınmaları yönünde uyarılar yapıldı. Olayda can kaybı yaşanmaması büyük bir felaketin önüne geçse de çevresel ve ekonomik etkiler uzun süre gündemde kaldı.
Yangının ardından 200'den fazla belediyeyi kapsayan bölgede tarımsal üretim ve gıda ürünlerinin piyasaya sunulmasına yönelik geçici kısıtlamalar getirildi. Süt, yumurta ve çeşitli tarım ürünleri kontrol altına alınırken, çiftçiler ve yerel işletmeler ekonomik kayıplarla karşı karşıya kaldı. Lubrizol, yangından etkilenen üreticilerin zararlarının karşılanması amacıyla tazminat mekanizmaları oluşturdu.
ABD'de petrokimya yangını; yüz binlerce varil kirli su ve kimyasal atık
Aynı yıl ABD'nin Teksas eyaletindeki Deer Park bölgesinde bulunan Intercontinental Terminals Company (ITC) kimyasal depolama terminalinde çıkan yangının yıkıcı sonuçları oldu.
Yangın süresince gökyüzünü kaplayan devasa siyah duman bulutu Houston semalarına yayıldı. Havaya karışan kanserojen benzen maddesi nedeniyle bölge sakinlerine günlerce "evlerinize sığının ve pencereleri kapatın’’ uyarıları yapıldı. Ancak felaketin en ağır sonuçlarından biri yangının ardından yaşandı.
Yangın söndürme çalışmaları sırasında kullanılan su ve köpük ile depolanan kimyasalların karışması sonucu oluşan büyük miktardaki kirli sıvı, koruma sistemlerindeki sorunların ardından Tucker Bayou ve Houston Gemi Kanalı'na ulaştı. Olayla ilgili incelemelerde, yüz binlerce varil kimyasal madde ve kirli söndürme suyu karışımının çevreye yayıldığı belirtildi.
Su yollarında meydana gelen kirlilik nedeniyle gemi trafiği ve bazı ulaşım faaliyetleri geçici olarak durduruldu. Bölgedeki kıyı ekosistemleri zarar görürken, yangın 150 milyon doların üzerinde doğrudan maddi hasara yol açtı.
Küresel iklim yönetişiminde yangın emniyeti
Aşırı hava olaylarının yarattığı bu fiziksel risk ortamı, sanayide konvansiyonel emniyet tedbirlerinin ötesine geçilmesini zorunlu kılıyor. Falckon Türkiye Genel Müdürü Anıl Yamaner iklim değişikliği ile sanayi güvenliği arasındaki doğrudan bağa dikkat çekerek şu tespitte bulundu:
‘’COP31 gündeminde öne çıkan “Dirençli Sanayi ve Kritik Altyapılar” ile “Yeşil Enerji Dönüşümü” hedefleri, iklim kriziyle mücadelenin en kritik başlıkları arasında yer alıyor. Çünkü iklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıklar, uzun süreli kuraklık ve öngörülemeyen aşırı hava olayları, sanayi tesislerinde yangın, patlama ve tehlikeli kimyasal reaksiyon risklerini daha da büyütüyor. Üstelik yeşil enerji dönüşümüyle yaygınlaşan lityum-iyon batarya sistemleri ve hidrojen teknolojileri, geleneksel müdahale yöntemlerinin yetersiz kalabildiği yeni yangın ve güvenlik risklerini beraberinde getiriyor.
İklim kaynaklı endüstriyel yangınların önlenememesi ve kritik altyapıların aşırı hava olaylarına karşı korunamaması, tesis sınırlarını aşan büyük çevre felaketlerine yol açabilir. Bu nedenle sanayide proaktif risk yönetimi ve ileri yangınla mücadele sistemleri artık yalnızca tesislerin ve çalışanların güvenliği açısından değil, çevrenin korunması ve iklim değişikliğiyle mücadele açısından da hayati önem taşıyor. Çünkü önlenen her büyük endüstriyel yangın, aynı zamanda atmosfere salınabilecek yüksek miktarda sera gazı ve zararlı emisyonun da önüne geçilmesi anlamına geliyor.’’
Sigorta şirketleri yangın güvenliği talep ediyor
İklim finansmanı ve risk transfer mekanizmaları ise COP zirvelerinin en kritik ve üzerinde en çok müzakere edilen ajandalarından biri. İklim krizi derinleştikçe, emisyon azaltımının (mitigasyon) yanı sıra iklim etkilerine uyum sağlama (adaptasyon) ve meydana gelen yıkımları karşılama (kayıp ve zarar) ihtiyaçları için trilyonlarca dolarlık devasa bütçelere ihtiyaç duyuluyor. Bununla birlikte uluslararası reasürans ve sigorta pazarında risk hesaplamalarını kökten değiştiriyor. Sıcak hava dalgaları ve kuraklığın sanayi tesislerinde tetiklediği yangın frekansı ve hasar boyutları arttıkça, sigorta şirketleri endüstriyel tesisleri geleneksel poliçe şartlarıyla teminat altına almaktan kaçınıyor. Falckon Genel Müdürü Anıl Yamaner konu ile ilgili olarak ‘’ İklim krizine bağlı fiziksel risklerin yükselmesiyle birlikte sigortacılar; üretim tesislerinden aşırı sıcaklık, kuraklık ve yangın tehditlerine karşı yerinde profesyonel itfaiye teşkilatları, ileri risk modellemeleri ve 7/24 kesintisiz acil müdahale altyapıları talep ediyor. İklim kaynaklı yangın risklerini proaktif mühendislikle yönetemeyen tesisler yüksek primler, ağır muafiyetler hatta sigortalanamama riskiyle karşı karşıya kalırken; Falckon Türkiye’nin uluslararası akreditasyonlara uygun yangın ve acil durum yönetim modelleri sanayi kuruluşlarının operasyonel güvenilirlik sağlayarak sigorta maliyetlerinde ciddi avantaj elde etmelerine yardımcı oluyor.’ diye konuştu.
F





