Murat Aydın | Gazeteci-Yazar
Türkiye siyasetinde üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir gerçek var: Adalet ve Kalkınma Partisi, 2002 yılında iktidara geldi. Aradan tam 24 yıl geçti. Türkiye çok değişti, dünya değişti, ekonomik dengeler değişti, toplumsal beklentiler değişti. İktidarın politikaları defalarca eleştirildi, ekonomik krizler yaşandı, siyasi tartışmalar büyüdü, seçim meydanları sertleşti. Ancak AK Parti, 24 yıldır Türkiye siyasetinin merkezindeki yerini korumayı başardı.
Peki, bunun sırrı ne?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi liderliği mi? Gerçekleştirilen yatırımlar ve hizmetler mi? Halkla kurduğu iletişim mi? Muhalefetin yıllardır bir türlü aşamadığı sorunlar mı?
Yoksa bütün bunların birleşimi mi?
Bu soruları sormadan Türkiye siyasetini doğru okumak mümkün değil.
ERDOĞAN'IN SİYASİ BAŞARISINI GÖRMEZDEN GELMEK MÜMKÜN DEĞİL
Erdoğan'ın siyasi geçmişine baktığımızda, sıradan bir seçim başarısından çok daha uzun soluklu bir siyasi liderlik görüyoruz.
2002 yılında ekonomik krizlerin, siyasi istikrarsızlığın ve koalisyon tartışmalarının gölgesinde iktidara gelen AK Parti, toplumun önemli bir kesiminde değişim beklentisi oluşturdu.
Erdoğan, bu beklentiyi siyasi bir harekete dönüştürmeyi başardı.
İlk yıllarda ekonomik büyüme, sağlık hizmetlerine erişim, ulaşım yatırımları, altyapı projeleri, konut politikaları ve uluslararası ilişkilerdeki hareketlilik iktidarın toplumsal desteğini güçlendiren unsurlar arasında yer aldı.
Ancak Erdoğan'ın başarısını yalnızca yapılan yollar, köprüler, hastaneler veya büyük projeler üzerinden açıklamak da eksik olur.
Asıl dikkat çekici taraf, seçmenle kurduğu siyasi ve duygusal iletişimdir.
Erdoğan, kendisine oy veren seçmenle güçlü bir aidiyet ilişkisi oluşturdu. Seçmeninin beklentilerini, hassasiyetlerini ve siyasi reflekslerini iyi okuyabilen bir lider profili ortaya koydu.
Siyasi krizleri yönetme biçimi, meydanlardaki dili, doğrudan vatandaşla iletişim kurması ve tabanını harekete geçirme kabiliyeti, bu uzun iktidar döneminin önemli unsurları oldu.
Bunları teslim etmek gerekir.
Ancak bir liderin seçim kazanması, yönettiği ülkedeki bütün sorunları çözdüğü anlamına gelmez.
EKONOMİ, ADALET VE DEMOKRASİ TARTIŞMALARI: İKTİDARIN HESAP VERMESİ GEREKEN ALANLAR
24 yıllık iktidarın değerlendirmesi yapılırken yalnızca başarılar konuşulamaz.
Bugün Türkiye'de milyonlarca insan geçim sıkıntısı yaşıyor. Emekliler, asgari ücretliler, gençler ve dar gelirli aileler ekonomik koşullar karşısında ciddi zorluklarla mücadele ediyor.
Hayat pahalılığı, kira fiyatları, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve alım gücündeki kayıp, iktidarın önünde duran en önemli sorunlar arasında.
Gençler gelecek kaygısı yaşıyor. Üniversite mezunları iş bulmakta zorlanıyor. Nitelikli insan kaynağının yurt dışına yönelmesi tartışılıyor.
Diğer taraftan hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve kuvvetler ayrılığı konularındaki eleştiriler de görmezden gelinemez.
Bir ülkede iktidar ne kadar uzun süre görev yaparsa yapsın, eleştiriye açık olmak, denetlenmek ve hesap vermek zorundadır.
Seçim kazanmak, eleştirilerden muaf olmak değildir.
Tam tersine, uzun süreli iktidarların en önemli sınavı, kendi başarılarını korurken yanlışlarını görebilme ve düzeltebilme iradesini gösterebilmeleridir.
PEKİ MUHALEFET 24 YILDIR NEDEN BAŞARAMIYOR?
Şimdi gelelim meselenin diğer tarafına…
Muhalefetin kendisine sorması gereken çok önemli sorular var.
24 yıldır iktidarın politikalarını eleştiriyorsunuz. Ekonomiyi eleştiriyorsunuz. Adaleti, eğitimi, dış politikayı, yönetim anlayışını eleştiriyorsunuz.
Peki, bütün bu eleştirilerin karşılığında neden toplumun tamamına güven veren, sürdürülebilir ve güçlü bir alternatif oluşturamadınız?
Neden seçim dönemlerinde umut verdiğiniz seçmenlerin önemli bir bölümünü seçim sonrasında hayal kırıklığına uğrattınız?
Neden kendi içinizdeki liderlik mücadelelerini, koltuk hesaplarını ve parti içi çekişmeleri bir türlü aşamadınız?
Neden toplumun farklı kesimlerini ortak bir gelecek programında buluşturmak yerine, çoğu zaman yalnızca Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyaset yapmayı tercih ettiniz?
İşte muhalefetin yüzleşmesi gereken temel mesele budur.
Bir siyasi partinin iktidarı eleştirmesi doğaldır. Ancak yalnızca eleştirmek, iktidara alternatif olmak için yeterli değildir.
Vatandaş, kendisine sadece mevcut iktidarın yanlışlarını anlatan değil, sorunları nasıl çözeceğini de somut biçimde ortaya koyan bir yönetim kadrosu görmek istiyor.
ERDOĞAN'IN SEÇMENLE KURDUĞU BAĞI MUHALEFET NEDEN KURAMADI?
Erdoğan'ın siyasi gücünün önemli kaynaklarından biri, seçmeniyle kurduğu doğrudan iletişimdir.
Meydanlarda konuşmak, vatandaşın gündemini takip etmek, siyasi mesajlarını sade bir dille anlatmak ve kendi tabanını sürekli canlı tutmak…
Bunlar siyasi iletişimin önemli unsurlarıdır.
Muhalefet ise zaman zaman bu iletişim alanında ciddi sorunlar yaşadı.
Özellikle ekonomik sıkıntıların arttığı dönemlerde toplumun değişim beklentisi yükselse de bu beklentiyi kalıcı bir siyasi programa dönüştürmek her zaman mümkün olmadı.
Bir seçimde kazanılan belediye başkanlıkları, bir sonraki genel seçimde iktidarın otomatik olarak değişeceği anlamına gelmiyor.
Yerel yönetimlerde elde edilen başarıların ülke yönetimine ilişkin güvene dönüştürülmesi gerekiyor.
Üstelik muhalefetin kendi belediyelerinde yaşanan tartışmalara, yönetim sorunlarına ve yolsuzluk iddialarına karşı da açık, şeffaf ve tutarlı bir tutum sergilemesi şart.
İktidara yöneltilen eleştirilerin inandırıcı olabilmesi için aynı ölçünün muhalefet tarafından da uygulanması gerekiyor.
SADECE ERDOĞAN KARŞITLIĞIYLA SİYASET YAPILMAZ!
Muhalefetin en önemli sorunlarından biri, zaman zaman siyasetini bir kişinin etrafında şekillendirmesi oldu.
Erdoğan giderse her şey düzelecek düşüncesi, tek başına bir ülke yönetim programı değildir.
Vatandaşın önüne şu soruların yanıtları konulmalı:
Ekonomi nasıl düzeltilecek?
Enflasyon nasıl düşürülecek?
Emeklinin ve asgari ücretlinin alım gücü nasıl artırılacak?
Gençlerin işsizlik ve gelecek kaygısı nasıl giderilecek?
Eğitimde fırsat eşitliği nasıl sağlanacak?
Yargıya güven nasıl yeniden tesis edilecek?
Türkiye'nin dış politikası hangi ilkeler üzerine kurulacak?
Devlet yönetiminde liyakat nasıl güvence altına alınacak?
Bu soruların karşılığı olmayan bir siyasi söylem, ne kadar yüksek sesle dile getirilirse getirilsin, seçmende kalıcı güven oluşturamaz.
MUHALEFET KENDİSİYLE YÜZLEŞMEDEN TÜRKİYE'YE UMUT OLAMAZ
Burada özellikle ana muhalefet başta olmak üzere bütün muhalefet partilerine önemli bir çağrıda bulunmak gerekiyor.
Kendi başarısızlıklarınızı sürekli dış etkenlerle açıklayamazsınız.
Seçim kaybedildiğinde yalnızca sistemi, medyayı, ekonomik koşulları veya iktidarın gücünü konuşarak sorumluluktan kaçamazsınız.
Elbette seçim rekabetinin eşitliği, medya çoğulculuğu, kamu kaynaklarının kullanımı ve demokratik standartlar tartışılmalıdır. Bunlar demokrasinin temel meseleleridir.
Ancak muhalefet kendi yönetim anlayışını, kadrolarını, aday belirleme yöntemlerini, parti içi demokrasisini ve seçmenle iletişimini de sorgulamak zorundadır.
Kendi içinde demokratik olmayan bir siyasi yapının ülkeye demokrasi vaat etmesi ne kadar inandırıcı olabilir?
Parti içi mücadeleleri çözemeyenler, ülkenin yönetim sorunlarını nasıl çözecek?
Bu soruların yanıtı verilmeden yeni bir siyasi başlangıç yapmak kolay değil.
24 YILIN SONUNDA TÜRKİYE'NİN İHTİYACI: GÜÇLÜ İKTİDAR DEĞİL, GÜÇLÜ DEMOKRASİ
Türkiye'nin ihtiyacı, yalnızca iktidarın değişmesi veya mevcut iktidarın devam etmesi tartışmasına sıkıştırılamaz.
Türkiye'nin ihtiyacı güçlü kurumlar, bağımsız yargı, özgür basın, hesap verebilir yönetim, liyakatli kadrolar ve vatandaşın refahını önceleyen ekonomik politikalardır.
Erdoğan'ın 24 yıllık siyasi dönemini değerlendirirken ortaya çıkan seçim başarısını teslim etmek gerekir. Fakat bu başarı, iktidarın bütün uygulamalarının doğru olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde muhalefetin iktidarı eleştirmesi de tek başına başarılı bir siyaset yürüttüğünü göstermez.
Demokrasi, yalnızca seçim kazanmak değildir. Demokrasi, kazananın sorumluluk üstlendiği, kaybedenin kendisini yenilediği, iktidarın denetlendiği ve vatandaşın özgürce tercih yapabildiği bir sistemdir.
SON SÖZ: ERDOĞAN'I ELEŞTİRMEK KOLAY, ALTERNATİF OLMAK ZOR!
24 yıldır Erdoğan'ı iktidardan indiremediyseniz, artık sadece Erdoğan'ı değil, kendi siyasi geçmişinizi de sorgulamalısınız.
Nerede hata yaptınız?
Hangi seçmen kitlesini anlamadınız?
Hangi vaatlerinizi yerine getiremediniz?
Neden halkın karşısına güven veren bir yönetim modeliyle çıkamadınız?
Bu sorulara samimi yanıtlar vermeden aynı yöntemlerle farklı sonuçlar beklemek, siyasetin en büyük yanılgılarından biridir.
Erdoğan'ın siyasi başarısı, muhalefetin başarısızlıklarını konuşmayı engellememeli. Muhalefetin başarısızlıkları da iktidarın yanlışlarını görmezden gelmeye gerekçe olmamalı.
Çünkü Türkiye'nin meselesi bir kişinin kazanması veya kaybetmesinden çok daha büyüktür.
24 yıldır iktidarda olanlar, ülkeyi nasıl yönettiklerinin hesabını vermeli. 24 yıldır iktidara talip olanlar ise neden hâlâ güven veren bir alternatif oluşturamadıklarının hesabını kendi seçmenlerine vermeli.
Türkiye'nin ihtiyacı, birbirini yalnızca düşman gören siyasi kamplar değil; birbirini denetleyen, yarışan, hesap veren ve ülkenin geleceği için çözüm üreten bir siyasi anlayıştır.
Unutulmasın: Sandıkta iktidar değişebilir. Ancak demokrasi kültürü, hesap verebilirlik ve liyakat yerleşmeden gerçek anlamda değişim gerçekleşmez.
Murat Aydın
Gazeteci-Yazar
aydınSes Medya Yayın Yönetmeni