Konuk Yazar: Gündoğdu Yıldırım

En çok konuşulması, sorgulanması, tartışılması hatta netleştirilmesi
gereken bir konudur “ülke sevgisi” aslında bu ülke insanı için.
Kiminle konuşursanız konuşun hep aynı cümleler kurulur: “Ülke için
canımı veririm. Önce vatan, gerisi teferruat…
Vatan, millet, Sakarya!”
Daha neler neler…
Başkaları vatan haini, kendisi vatanperver…
Bir de böyle bir şey var: Ötekileştirme…
Hep bir öteki vardır nedense. Sanki bu ülkede hep birlikte
yaşadığımızda dünya dar gelecek.
Konumuz ülke sevgisi…
Kimsenin ülke sevgisini tartacak, ölçecek değiliz; haddimize de
değildir.
II. Dünya Savaşı'nda Japonya yerle bir oldu çünkü ABD, Japonya’ya
atom bombası attı.
Japonya savaş sonrası önce yaralarını sardı, sonra da kalkınmak için
adımlar attı; kalkındı, güçlendi.
Bugün dünya devi…
Teknolojide de sanayide de üstüne yok!
Japonlar, savaştan sonra kalkınmak için Avrupa’nın yolunu tuttular.
Avrupa’dan bilim ve teknoloji aldılar; ülkelerine gelip öğrendiklerini
hayata geçirdiler.
Başarısız olanlar intihar etti.
Uzak Doğu ülkelerinin genelinde bilim, teknoloji ve sanat alanında
ciddi bir gelişme yaşandı; her alanda büyük başarılara imza attılar.

Görünen köy kılavuz istemez!
Bindiğimiz arabaların çoğu Uzak Doğu ülkelerinde üretilmektedir.
Sadece arabalar mı?
Bilgisayar, tablet, telefon, beyaz eşya, ev aletleri, motorlar, sanayi
malzemeleri, her türlü alet edevat; aklınıza gelen gelmeyen her şey…
Oysaki Güney Kore, Kuzey Kore Savaşı'na bir NATO ülkesi olarak
Güney Kore’nin yanında savaşmak için gitmiştik.
Şimdi Güney Kore teknoloji devi...
Hep bir hamaset söylemi içindeyiz; konuşunca mangalda kül
bırakmayız.
Ülkemiz için her şeyi yaparız, yapmaya da hazırız.
Vatan için ölmeye hazır birer neferiz.
İyi güzel de yerden bir çöp alıp çöp kutusuna atmayız; bunu bir
enayilik sayarız.
Kamu mallarına zarar verir, bunu da övünç kaynağı yaparız.
Bakın, görünen tüm kamu mallarına vatandaşlar tarafından zarar
verilmiştir.
Örneğin banklar, çeşmeler, çimler, ağaçlar, kaldırımlar, direkler,
lambalar…
Tuvaletler…
“Avrupa’ya tuvalet kullanmayı biz öğrettik, Avrupalılar tuvaleti bizden
öğrendi.” dediğimiz tuvaletler pislikten geçilmiyor.
Tuvaletlerin kapıları kırılmış, duvarlara iğrenç yazılar yazılmış…
Her yeri pislik içinde…
Nasıl olacak bu ülke sevgisi? Bu hâl ve vaziyette “Ülkemi seviyorum.”
denilebilir mi?

“Devletin malı deniz, yemeyen domuz…
Gemisini kurtaran kaptan…
Her koyun kendi bacağından asılır…
Bal tutan parmağını yarar…
Daha bir sürü bireyci, bencil atasözü…
Her biri de ülke insanı tarafından kabul görmüş atasözleri…
Çevreye zarar vermenin yanında her türlü kabul görmeyen, tasvip
edilmeyen hal ve hareketler ülke insanında…
Orman yakılıyor mesela…
Vergi kaçırılıyor…
Eskiden hayali ihracat yapmak çok meşhurdu. Güya bir ürün
yetiştiriyorsun, yetiştirdiğin ürünleri dış ülkelere satıyorsun, devlet
sana dünyanın parasını ödüyor.
Tüm bunlar kâğıt üzerinde…
Ne çok insan köşeyi döndü...
Ülke sevgisi şuculukla buculukla olmaz; siyasi düşünce ülke sevgisini
gösteren bir simge hiç değildir.
Herkes ülkesini sever, ülkesini sevmeyen yoktur çünkü sevmek
zorundadır.
Kimsenin ikinci bir vatanı yoktur. Bir vatan vardır, o da üstünde
yaşadığı, var olduğu topraktır.
Ülke sevgisi yerden çöpleri toplayıp çöp kutusuna atmakla başlar.
Küçük gibi görünen büyük işlerdir bunlar.
Sonra kamu mallarına zarar verilmez; korunur, kollanır, sahiplenilir.
Evindeki eşyadan daha değerli görülür.
Dürüst, iyi bir vatandaş olunur; yasalara, kurallara uyulur.

İşte o zaman ülke sevgisi hayat bulur. Boş laflara karnımız tok, artık
dönüp kendimize bir bakalım.
Bir yerlerden başlayalım!