Yargıtay tarafından yayımlanan iki ayrı emsal karar, özellikle icra hukuku ve tüketici uyuşmazlıkları alanında dikkat çekici sonuçlar doğurabilecek nitelikte değerlendiriliyor. Kararlar, uygulamada sıkça yaşanan usul tartışmalarına açıklık getirmesi bakımından hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandırdı.
İlk kararda, icra takiplerinde borçlu tarafından yapılan “yetki itirazının” öncelikli olarak incelenmesi gerektiği vurgulandı. Buna göre mahkemeler, dosyanın esasına geçmeden önce icra dairesinin yetkili olup olmadığını değerlendirmek zorunda olacak. Kararın; icra avukatları, alacak davaları ve itirazın iptali süreçlerinde önemli bir emsal oluşturabileceği belirtiliyor.
Hukukçulara göre bu yaklaşım, özellikle farklı şehirlerde açılan icra dosyalarında yaşanan yetki karmaşalarını azaltabilir. Aynı zamanda usul hataları nedeniyle uzayan dava süreçlerinin daha erken aşamada çözülebilmesine katkı sağlayabileceği ifade ediliyor.
İkinci önemli karar ise tüketici uyuşmazlıklarına ilişkin oldu. Yüksek Mahkeme, tüketici hakem heyeti tutanaklarında yer alan isim, sıfat veya unvan yanlışlıklarının tek başına davanın reddi için yeterli sayılamayacağını belirtti. Böylece mahkemelerin şekli eksikliklerden çok uyuşmazlığın özüne odaklanması gerektiği yönünde güçlü bir içtihat ortaya konmuş oldu.
Kararın özellikle tüketici başvurularında sıkça gündeme gelen şirket unvanı, fatura bilgisi veya isim farklılığı gibi teknik hatalar nedeniyle hak kaybı yaşanmasının önüne geçebileceği değerlendiriliyor. Son dönemde tüketici hakem heyeti süreçleriyle ilgili yaşanan tartışmalar ve uygulama farklılıkları düşünüldüğünde, kararın yerel mahkemeler açısından yol gösterici olması bekleniyor.
Uzmanlara göre söz konusu iki karar da, “şekilcilik yerine hakkaniyet ve esas incelemesi” yaklaşımını güçlendiren yeni bir yargısal eğilimin işareti olarak yorumlanıyor.





