Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın ile şair-yazar Levent Ağaoğlu’nun düşünce söyleşilerinden oluşan “Düşünce Sizsiniz” isimli kitapta, beynimizin pasını silecek birbirinden ilginç konulara yer veriliyor. Matematik bölümünde din ve matematik ilişkisine dikkat çekiliyor.

Prof. Dr. Aydın, Ağaoğlu’nun matematikle ilgili sorularını şöyle cevaplıyor:

Başarı ve düşüncenin temelinde ne yatmaktadır?

Ben hep başarı ve düşüncenin temelinde, insanlık zekâsının ortak anıtsal bir mirası olarak gördüğüm ve bundan dolayı da kutsallığı konusunda asla kuşku duymadığım matematiğin yattığına inanırım. Bu nedenle de rakamların büyüleyici ve hayranlık uyandıran gücü olarak tanımlayabileceğim matematik, bana hep manevi bir haz vermiş, tanrısal-teolojik ve esrarengiz bir tarafının olduğunu düşündürmüştür. 

Kudret nerededir sizce?

Kudretin bilgide, bilginin de matematikte olduğu düşüncesindeyim. Matematik bilmeyenin de matematik geçirmez bir kafanın da matematiğe dirençli bir beynin de doğru düşünemeyeceği, isabetli karar veremeyeceği ve evrensel anlamda, insanlığın sırtında bir yük ve ayağında bir diken olarak kalmaya devam edeceği düşüncesindeyim.

EINSTEIN: TANRI ZAR ATARAK İŞ GÖRMEZ

Semavi dinlerin esasını matematik mi oluşturmaktadır?

Biraz iddialı da olsa semavi dinlerin esasını matematiğin oluşturduğunu düşünmekteyim. Rakamlar birer sır küpüdür. “Bende özel yetenek arayanlar yanılıyor, yalnızca derin bir anlama merakım vardır” sözü ile rakamsal boyutta, neden-niçin çizgisindeki ter dökme merakını vurgulayarak, “Doğa olayları istatistiksel değildir, çünkü Tanrı zar atarak iş görmez” diyen Albert Einstein, Tanrı’nın da matematiksel kurallar çerçevesinde evreni yarattığını ima etmektedir.

Teoloji ve matematik ilişkili midir?

Duymadık demeyin!... Artık 'Dövme'nin de festivali var... Duymadık demeyin!... Artık 'Dövme'nin de festivali var...

Teoloji ve matematik arasında yakın bir ilişki vardır. Matematik, memur kafalı olmayan entelektüel bilim insanlarının kullandıkları evrensel bir lisandır. Ancak, matematiksel kalıp ve düşünceler de bir ressamın tablosu, bir şairin şiiri ve bir heykeltıraşın yapıtı kadar estetik, uyumlu ve güzel olmalıdır. Zirâ matematik bir başka deyimle, aşkla yaşayabilmeyi ve matematiği aşkın içine sığdırabilmeyi gerektirir. Yani güzellik ilk sınavdır. Bir satranç oyununun ve probleminin güzel olduğunu söylemek, aslında matematiksel güzelliği ifade etmektedir. 

Niçin her şeyi matematikle anlamlandırıyorsunuz?

Kur'an-ı Kerim Arapça’dan başka bir lisanla inmiş olsa idi şu sıfırdan dokuza kadar kullanılan sihirli rakamları Allahu Teâla kullanarak Kur'an-ı Kerim'i inzal ederdi. Onun için kâinatın ahenk ve huzuru matematiğin estetik armonisiyle mümkün ve kaimdir. Matematik aslında estetiktir. Matematik kâinatın fenidir. Allah'a inancın da temelidir. 

Bilimlerin kaynağı nedir? Kalıcı olan nedir? 

Matematik bütün bilimlerin kaynağıdır. M.Ö. 300 yıllarında 13 ciltlik eser yazan Euclides’in, eğitimini tamamladığı Atina’daki Platon Üniversitesi’nin kapısında, “Geometriyi bilmeyen hiç kimse bu kapıdan içeri alınmaz” yazmaktaydı. Uygarlıklar yok olabilir ama bilim kaybolmaz. Babil ve Asur uygarlıkları kayboldu. Hammurabi, Sargon ve Nabuchadnezzar artık anlamsız isimler... Ancak bugün, Babil matematiği, 60 ölçekli “Babil Cetveli” astronomide hala kullanılmaktadır. Konuşma dilleri ölür. Milletler, devletler kaybolabilir. Ama matematiksel düşünceler kalıcıdır. Belki bu nedenle, matematikçiler de ölümsüzlük şerbetini içen gurup arasında sayılmalıdır. 

MATEMATİKÇİLER ERKEN ÖLÜYOR

Matematikçilerin farkı nedir? 

Matematikçilerde diğer bilim dallarından farklı bir özellik göze çarpmaktadır. Matematikçiler en büyük atılımlarını 50’li yaşlarından önce yaptı ve ömürleri yetmişse, daha sonraki yaşamlarını, bilimsel anlamda, daha sakin olarak devam ettirmişlerdir. 1666’da 22 yaşında iken, yer çekimi kanununu ve değişme hızını (fluxions) geliştiren, 37 yaşında eliptik yörüngeyi keşf eden Newton, matematiği 50 yaşında bırakmıştı. 

Genel istatistiklere nispeten, daha erken yaşta ölmeleri de diğer dikkat çekici bir konudur. Sözgelimi, Hintli bir kâtip olan Ramanujan’ı matematik dehası olarak ilk önce G. H. Hardy keşf etmiş, bütün olanaklarını kullanarak, 1914’de Madras’dan İngiltere’ye getirmiştir. Ramanujan, Royal Society tarafından 30 yaşında üyeliğe seçildi ve İngiltere’nin verebileceği en büyük şeref payelerini almıştı. Gauss ve Euler ayarında bir matematikçi olarak tanıdığımız Ramanujan’ı son günlerinde yattığı hastanede ziyarete giden Hardy’e, geldiği taksinin 1729 olan plaka numarasının çok önemli olduğunu ve iki küpün toplamı olarak iki ayrı şekilde ifade edilebilen en küçük sayı olduğunu söylemişti. Böyle bir deha, öldüğünde yalnızca 33 yaşındaydı. Ancak, Galios 21, Abel 27 ve Riemann’ın da 40 yaşlarında öldüklerini dikkate alırsak, bunun matematikçiler için “Acaba esrarengiz bir özellik midir?” sorusunu akla getirmektedir. 

MATEMATİĞİN KİTABINI HAPİSTE YAZDI

Ünlü matematikçiler nasıl insanlardı?

Fiziğin babası sayılan Galileo, aslında tıp tahsilini yarıda bırakıp fiziğe yönlenmiş, ancak Padua Üniversitesi’nde matematik profesörü olarak görev yapmıştı. Dirac ve Bohr gibi fizikçileri, Maxwell, Einstein, Eddington ve aynı zamanda harika bir kriket oyuncusu olan Hardy gibi matematikçilerden ayırmak olası değildir. Hardy, daha iki yaşındayken bile milyonlu sayıları yazabiliyordu. İngiltere’nin en iyi matematik okulu olan Winchester, 12 yaşında Hardy’ye burs vererek onu tek kişilik bir sınıfta okutmuştu. 

Aynı zamanda filozof ve tarihçi olan Bertrand Russell da önemli bir matematikçiydi ve savaşa gitmeyi reddettiği için kürsüsündeki görevine son verilerek açığa alınmıştı. Savaş karşıtı bir makalesi nedeni ile de hapse atılmıştı. Hapiste bile hiçbir engel tanımadan, üzüntüye kapılmadan ve umudunu yitirmeden, sarsılmaz bir iman, azim, irade ve hırsla “Matematiksel Felsefeye Giriş” adlı abidevi eserini yazmıştı. 

Editör: TE Bilişim