İstanbul Fatih’te kentsel dönüşüm adı altında başlatılan Fatih Sitesi yıkımı, yeni ve çok daha ağır soruları beraberinde getirdi. 19 bloktan 13’ü hakkında mahkemelerce yürütmenin durdurulması kararları bulunduğu belirtilirken, yıkım çalışmalarının sürmesi site sakinlerinin tepkisini büyüttü. 100’den fazla vatandaş hâlâ evlerinde. A3 ve A4 bloklarının yıkım görüntüleri ise “riskli yapı” gerekçesini yeniden tartışmaya açtı. Vatandaşlar CİMER’e başvururken, belediye ve Bakanlık hakkında hukuki işlem hazırlığı yapılıyor.
FOTOĞRAFLAR HER ŞEYİ SORUYOR: BU ACELE NEDEN?
Fatih Sitesi'nden gelen görüntüler, sıradan bir kentsel dönüşüm çalışmasının çok ötesinde bir tartışmayı ortaya koyuyor. A3 ve A4 blokları iş makineleriyle parça parça yıkılıyor. İş Makinalarının yıkarken güçlü sarsıntıya rağmen riskli denilen binalarda çökme olmaması dikkat çekti. Gören vatandaşlar, "Bu binalar gerçekten riskli olsa, bu iş makinalarının vurduğu darbelere rağmen çökmedi. İşte çok hasar olduğu iddia edilen A4 Blok'un bu fotoğrafı vatandaşları bunu gösteriyor" yorumlarına neden oldu.
Katlar açılmış. Taşıyıcı sistemler ortaya çıkmış. Betonarme yapı büyük ölçüde parçalanmış. Ancak bina, depremde kendi kendine çökmüş bir yapı görüntüsü vermiyor. İşte tam burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: “Riskli yapı” denilen binaların neden bu şekilde kontrollü biçimde sökülerek yıkılması gerekiyor? Elbette bir yapının yıkım makinesine direnmesi, onun deprem güvenli olduğunu ispatlamaz. Fakat tam tersine, “Bu bina riskliydi” demek de tek başına yeterli değildir.
Bunlar açıklanmadığı sürece “riskli yapı” gerekçesi vatandaşın gözünde bir teknik rapor olmaktan çıkıp bir idari iddia haline geliyor.
19 BLOKTAN 16’ü İÇİN MAHKEME KARARI MI VAR?
Fatih Sitesi'ndeki en ciddi hukuki iddia burada. Site sakinlerinin verdiği bilgilere göre 19 bloktan 16'sı hakkında mahkemeler tarafından yürütmenin durdurulması kararları verildi. Eğer bu kararlar hâlâ yürürlükteyse, sorulması gereken soru son derece açık: “Yürütmenin durdurulması kararı hangi işlem hakkında verildi ve belediye hangi hukuki gerekçeyle yıkıma devam ediyor?”
Bu kapsamda İstanbul 4. İdare Mahkemesinin E.2026/1256 sayılı dosyasında, 29/07/2026 tarihli kararıyla, dava konusu riskli yapı nedeniyle tahliye, yıkım ve altyapı hizmetlerinin durdurulmasına ilişkin işlemin yürütmesi durdurulmuştur. Mahkeme kararında, dava konusu işlemin taşınmazın tahliyesi, yıktırılması ve altyapı hizmetlerinin durdurulmasına ilişkin olduğu; işlemin uygulanmasıyla etkisinin tükenecek olması ve telafisi güç zararlar doğabileceği gerekçesiyle, savunma ve ara kararına cevap alınıp yeniden karar verilinceye kadar dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
Çünkü mahkeme kararlarının uygulanması devletin hukuk devleti olmasının temel şartlarından biridir. Burada belediyenin de Bakanlığın da kamuoyuna açık, belgeye dayalı bir açıklama yapması gerekiyor. “Biz dönüşüm yapıyoruz.” Bu açıklama yeterli değil. Vatandaşın sorduğu şey dönüşüme karşı olup olmadığı değil.
Vatandaş, “Mahkeme kararına rağmen neden yıkım yapılıyor?” diye soruyor.
BAKANLIĞIN KENDİ MEVZUATI NE DİYOR?
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın resmi açıklamasında, riskli yapı hakkında dava açılmış olmasının tek başına işlemleri durdurmayacağı; ancak mahkeme tarafından yürütmenin durdurulması veya iptal kararı verilmesi halinde durumun farklı olduğu açıkça belirtiliyor. Dolayısıyla Fatih Sitesi'ndeki tartışmanın kilit noktası da burada.
Gerçekten 13 blok hakkında yürürlükte yürütmeyi durdurma kararları varsa, bu kararların kapsamı nedir?
Hangi idari işlemi durduruyor?
Tahliyeyi mi?
Yıkımı mı?
Riskli yapı tespitini mi?
Yoksa başka bir işlemi mi?
Bu soruların cevabı belgeler üzerinden ortaya konulmalı.
Çünkü aksi durumda kamuoyunda oluşan algı çok daha ağır olacaktır:
VATANDAŞIN EVİ YIKILIYOR, AMA NEREYE GİDECEĞİ BELLİ DEĞİL!
Fatih Sitesi'nde yüzlerce insanın hayatı bu süreçten doğrudan etkileniyor.
Site sakinlerinin bir bölümü evlerini boşalttı.
Ancak 100'den fazla vatandaşın hâlâ sitede yaşadığı belirtiliyor.
Bu insanlar için mesele yalnızca “binanın yıkılması” değil.
Yeni ev bulmak gerekiyor.
Depozito gerekiyor.
Taşınma parası gerekiyor.
Kira gerekiyor.
Çocukların okulu var.
Yaşlıların düzeni var.
Komşuluk ilişkileri var.
Ve İstanbul'da bugün uygun fiyatlı ev bulmak zaten başlı başına bir sorun.
Kentsel dönüşüm vatandaşın hayatını güvenli hale getirecekse, devletin vatandaşa sadece:
“Evi boşalt.” demesi yetmez. Arkasından: “Şuraya taşınacaksın, şu desteği alacaksın, yeni konutun şu şartlarda olacak.”
demesi gerekir.
TOZ BULUTU: YIKIMIN İKİNCİ MAĞDURLARI
Fatih Sitesi'ndeki bir başka tartışma da yıkım sırasında ortaya çıkan yoğun toz.
Fotoğraflarda çevrede ciddi miktarda toz oluştuğu açıkça görülüyor.
Site sakinleri, özellikle çocuklar ve yaşlılar açısından endişe yaşandığını belirtiyor.
Şikâyetlerin ardından yıkım sırasında sulama yapılmaya başlandığı ifade ediliyor.
Burada da soru basit:
Sulama neden en başından itibaren düzenli şekilde yapılmadı?
Yıkım sırasında çevrede yaşayan insanların maruz kalacağı tozun azaltılması için gerekli tedbirler baştan alınmalı değil miydi?
Kentsel dönüşüm yapılırken bir yandan “vatandaşın can güvenliğini koruyoruz” denilip diğer yandan yıkım sırasında çevrede yaşayan insanların sağlığını tehdit edebilecek koşulların oluşmasına izin verilmesi ciddi bir çelişki değil mi?
CİMER'E ŞİKÂYET YAĞIYOR
Fatih Sitesi sakinlerinin yaşananlarla ilgili çok sayıda CİMER başvurusu yaptığı belirtiliyor.
Vatandaşlar şimdi yalnızca yıkımın durdurulmasını değil, süreçte sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında da hukuki inceleme yapılmasını istiyor.
Bu noktada vatandaşların yapması gereken en önemli şey ise iddialarını belgelemek.
Mahkeme kararları.
Tebligatlar.
Riskli yapı raporları.
Tahliye yazıları.
Yıkım kararları.
Fotoğraf ve videolar.
CİMER başvuruları.
Belediye yazışmaları.
Bakanlık belgeleri.
Bunların tamamı dosyalanmalı.
Çünkü artık mesele yalnızca bir site meselesi olmaktan çıkıyor.
Bu, kamu gücünün mahkeme kararları karşısındaki tutumunun da sorgulandığı bir hukuk meselesidir.
FATİH BELEDİYESİ “ŞEFFAFLIK” DEMİŞTİ
İşin ironik tarafı ise Fatih Belediyesi'nin kendi açıklamalarında dönüşüm sürecinin “planlı, şeffaf ve katılımcı” biçimde yürütüleceğini söylemesi. Belediye, Silivrikapı Kentsel Dönüşüm Uzlaşı Ofisi'ni de vatandaşlarla iletişimi ve bilgilendirmeyi güçlendirmek amacıyla açtığını duyurmuştu. Yine belediye, 1341 ada Fatih Sitesi'nde proje geliştirme sürecinin devam ettiğini ve teknik, hukuki ve idari süreçlerin ilgili kamu kurumlarıyla eş güdüm içinde yürütüldüğünü açıklıyor.
O zaman soruyoruz: Şeffaflık buysa, vatandaş neden mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmadığını öğrenmek için mücadele etmek zorunda? Katılımcılık buysa, hâlâ evlerinde bulunan insanlar neden yıkımın ne zaman ve hangi hukuki gerekçeyle yapılacağını tartışıyor? Hukuk devleti buysa, yürütmenin durdurulması kararlarının kapsamı neden kamuoyuna açık biçimde anlatılmıyor?
BELEDİYE VE BAKANLIĞA 10 SORU
1. Fatih Sitesi'nde 19 bloktan kaçının riskli yapı kararı bulunmaktadır?
2. A3 ve A4 bloklarının riskli olduğuna ilişkin raporlar kamuoyuna açıklanacak mıdır?
3. 19 bloktan 16'sı hakkında yürütmenin durdurulması kararı bulunduğu iddiası doğru mudur?
4. Doğruysa bu kararlar hangi işlemleri kapsamaktadır?
5. Yürütmeyi durdurma kararları yürürlükteyken yıkım hangi hukuki gerekçeyle sürdürülmektedir?
6. Mahkeme kararlarının uygulanması konusunda Bakanlığın görüşü nedir?
7. Henüz taşınmayan 100'den fazla aile için barınma ve kira desteği ne olacaktır?
8. Yıkım sırasında toz kontrolü neden başlangıçtan itibaren yeterli biçimde yapılmamıştır?
9. Yıkım nedeniyle çevrede yaşayan çocuklar, yaşlılar ve diğer vatandaşların maruz kaldığı tozla ilgili herhangi bir ölçüm yapılmış mıdır?
10. Fatih Sitesi'ndeki tüm hukuki ve teknik belgeler bağımsız uzmanların incelemesine açılacak mıdır?
O halde şimdi sıra icraatta.
Fatih Sitesi'nde iş makineleri çalışıyor.
Mahkemelerden kararlar çıkıyor.
Vatandaş CİMER'e başvuruyor.
100'den fazla aile hâlâ evinde bekliyor.
Ve herkes aynı soruyu soruyor:
MAHKEME “DUR” DEDİYSE, BU YIKIM NEDEN DURMUYOR?
Bu sorunun cevabı sloganla değil, mahkeme kararları, teknik raporlar ve resmi belgelerle verilmelidir.
Çünkü kentsel dönüşümün amacı hukuku dönüştürmek değil, binaları dönüştürmektir.
Ve devletin gücü, vatandaşı susturmakla değil; vatandaşın karşısında bile hukuka bağlı kalmakla ölçülür.





