2011'de Silivri Cezaevi'nde yaşanan ölüm, 2012'de takipsizlikle kapandı. 2026'da dosya yeniden açıldı, mezar açıldı, yeni gözaltılar ve tutuklamalar geldi. Peki gerçekten ne değişti? Bundan sonra hangi deliller belirleyici olacak?

Bazı soruşturmalar vardır; dosya kapansa bile kamuoyu açısından kapanmaz.

Kaşif Kozinoğlu'nun ölümü de bunlardan biri.

Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu, 2011 yılında Odatv soruşturması kapsamında tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderildi. Aynı yıl cezaevinde rahatsızlandı ve kaldırıldığı Silivri Devlet Hastanesi'nde hayatını kaybetti.

İlk soruşturmanın sonunda ölümün doğal nedenlerle gerçekleştiği değerlendirilerek 10 Nisan 2012'de kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Adli Tıp değerlendirmesinde ölüm nedeni kronik iskemik kalp hastalığı olarak kayda geçtiği, zehirlenmeye ilişkin bulgu bulunmadığı ve cezaevi görevlilerinin ihmal veya kasıtlarına ilişkin yeterli delil elde edilemediği bildirildi.

Dosya burada kapanmış görünüyordu.

Fakat 14 yıl sonra, 2026'da, aynı dosya yeniden açıldı.

Ve bu kez mesele yalnızca eski bir ölümün yeniden incelenmesi değil; 2011'de toplanmış delillerin bugünün teknolojisi, soruşturma yöntemleri ve yeni ortaya çıkan bağlantılar ışığında yeniden değerlendirilmesi haline geldi.

2011: Ölümün başladığı gün

Kaşif Kozinoğlu'nun ölümü, Türkiye'nin siyasi ve adli açıdan son derece çalkantılı bir dönemine denk geldi.

Kozinoğlu, MİT'in dış operasyonlar alanında görev yapmış bir isimdi. Odatv soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından Silivri Cezaevi'nde bulunuyordu.

12 Kasım 2011'de rahatsızlandı.

Dönemin resmi kayıtlarına göre cezaevinden çıkarıldı, revire götürüldü, ambulansla hastaneye sevk edildi ve hastanede hayatını kaybetti.

İlk resmi yaklaşım ölümün kalp kaynaklı olduğu yönündeydi.

Fakat yıllar boyunca şu sorular kamuoyunda tartışıldı:

  • Acil müdahale yeterince hızlı mıydı?

  • Cezaevindeki sağlık imkanları yeterli miydi?

  • Kozinoğlu'na olaydan önce herhangi bir ilaç veya başka madde verildi mi?

  • Olay sırasında cezaevi personelinin davranışları doğru muydu?

  • Kamera kayıtları olayın tamamını gösteriyor muydu?

  • Kozinoğlu'nun ölümünden önce kimlerle görüştüğü ve ne yaptığı tam olarak ortaya çıkarılmış mıydı?

  • O dönemde yapılan soruşturma bütün ihtimalleri gerçekten tüketmiş miydi?

Bunların önemli bir bölümü bugün de iddia ve soruşturma konusu niteliğinde.

2012: Dosya neden kapandı?

İlk soruşturmanın en önemli sonucu 10 Nisan 2012 tarihli takipsizlik kararıydı.

Dosyada kamera kayıtları, tıbbi belgeler ve cezaevi personelinin yanı sıra jandarma ve sağlık görevlilerinin ifadeleri incelenmişti. Kozinoğlu'nun koğuş arkadaşları ve eşi de dinlenmişti.

Savcılık, mevcut delillerle cezaevi personelinin ihmal, kasıt veya gecikmesinden kaynaklanan bir kusur bulunduğuna ya da üçüncü kişilerin ölümden sorumlu olduğuna dair yeterli delil olmadığı sonucuna ulaşmıştı.

Burada kritik nokta şu:

2012'deki karar ile 2026'daki soruşturma arasında hukuki açıdan çok önemli bir fark var.

2026'da savcılık artık eski dosyanın sonuçlarını veri olarak kabul etmek yerine, dosyanın kendisini yeniden sorguluyor.

Silivri Sulh Ceza Hakimliği'nin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla eski takipsizlik kararı kaldırıldı ve soruşturma yeniden başlatıldı.

Bu, tek başına “2012'deki sonuç yanlıştı” anlamına gelmez.

Ama şu anlama gelir:

2012'de elde edilen delillerin bugün yeniden değerlendirilmesini gerektirecek ölçüde yeni soru işaretleri bulunduğu düşünülmektedir.

2026: Dosyayı yeniden açan üç büyük soru

Yeni soruşturmayı yalnızca “Kozinoğlu öldürüldü mü?” sorusuna indirgemek yanlış olur.

Asıl soruşturma çok daha geniş.

Bugün dosyada en az dört ana eksen bulunuyor.

1. Ölüm doğal mıydı?

İlk dosyanın temel yaklaşımı buydu.

Ancak yeni soruşturmada ölümün yalnızca kalp krizi veya kalp hastalığıyla açıklanıp açıklanamayacağı yeniden araştırılıyor.

2. Zehirlenme veya ilaç etkisi ihtimali var mıydı?

15 yıl sonra bunun cevabını bulmak kolay değil.

Fakat mezarın açılmasının temel amaçlarından biri de tam olarak bu ihtimalin adli tıp açısından yeniden değerlendirilmesi.

12 Eylül 2026'da gerçekleştirilen feth-i kabir işleminde kemik, toprak ve mevcut diğer örnekler alındı ve Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Bu örneklerin, kamera kayıtları, 112 kayıtları ve hastane belgeleriyle birlikte değerlendirilmesi planlanıyor.

3. Cezaevi personelinin olay sırasındaki davranışı

Yeni soruşturmanın en dikkat çekici yönlerinden biri de burası.

Soruşturma kapsamında olay günü cezaevinde görev yapan kişiler yeniden mercek altına alındı.

İlk dalgada 11 kişi hakkında işlem başlatıldığı, bunlardan 10'unun gözaltına alındığı, bir kişinin ise yurt dışında bulunduğunun tespit edildiği açıklandı.

Ardından sağlık personelinin de bulunduğu ikinci dalga operasyon geldi.

Bu gelişmeler, savcılığın artık yalnızca “ölüm sebebi neydi?” sorusunu değil, “ölüm gerçekleşirken ve hemen öncesinde kim ne yaptı?” sorusunu da araştırdığını gösteriyor.

4. 2012'deki soruşturmanın kendisi

Belki de dosyanın en kritik noktası burası.

Çünkü yeni soruşturma sadece Kozinoğlu'nun ölümünü değil, ilk soruşturmanın nasıl yürütüldüğünü de incelemeye başladı.

Dönemin Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan da 2026 soruşturmasında şüpheli sıfatıyla işlem gören isimler arasında.

Bu durum dosyanın ağırlık merkezini değiştiriyor.

Artık soru: “Kozinoğlu neden öldü?” ile sınırlı değil.

Buna bir soru daha ekleniyor:

“Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin ilk soruşturma eksiksiz ve doğru şekilde yürütüldü mü?”

Mezarı neden açıldı?

15 yıl sonra mezar açılması sıradan bir adli işlem değildir.

Böyle bir adım, soruşturma makamlarının ölüm sebebinin mevcut kayıtlarla tam olarak aydınlatılamadığı veya yeni bir incelemenin anlamlı olabileceği kanaatine vardığını gösterir.

Ancak burada da dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var:

Mezarın açılması cinayet işlendiğini kanıtlamaz.

Bu işlem, cinayet ihtimalini araştırmanın bir yöntemidir.

2026'da yapılan işlemde adli tıp uzmanları, kimyager ve otopsi teknikerinden oluşan ekip görev aldı. Mezardan alınan örneklerin Adli Tıp Kurumu'nda incelenmesi planlandı.

Şimdi gözler laboratuvar sonuçlarında.

15 yıl sonra toksikoloji bize ne söyleyebilir?

İşte dosyanın en teknik ve belki de en kritik bölümü burası.

15 yıl geçmiş olması, her türlü bulgunun ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Bazı maddelerin kalıntıları, özellikle uygun koşullarda korunmuş kemik veya başka biyolojik materyaller üzerinden araştırılabilir.

Fakat bunun sınırları da vardır.

Adli tıp incelemesi:

  • hangi maddelerin araştırılabildiğini,

  • örneklerin ne kadar korunduğunu,

  • kontaminasyon ihtimalini,

  • ölümden sonra oluşabilecek kimyasal değişiklikleri,

  • mevcut örneklerin güvenilirliğini

birlikte değerlendirmek zorundadır.

Dolayısıyla laboratuvardan çıkacak sonuç şu üç biçimden birinde olabilir:

Birinci ihtimal: Şüpheli bir maddeye ilişkin bulgu elde edilmesi.

İkinci ihtimal: Zehirlenme veya dışarıdan madde verilmesi yönünde yeterli bilimsel bulgu bulunmaması.

Üçüncü ihtimal: 15 yıl nedeniyle kesin sonuca ulaşılamaması.

Üçüncü seçenek özellikle önemlidir.

Çünkü “zehir bulunamadı” ile “zehirlenme kesinlikle olmadı” aynı şey değildir.

Aynı şekilde “bir kimyasal iz bulundu” demek de otomatik olarak “cinayet işlendi” anlamına gelmez.

Bunun için maddenin türü, miktarı, vücuda giriş şekli, ölümle bağlantısı ve olayın diğer delilleri birlikte değerlendirilmelidir.

Kameralar, 112 kayıtları ve hastane belgeleri

Yeni soruşturmanın belki de mezardan daha önemli tarafı budur.

Çünkü 15 yıl sonra mezardan alınacak örnekler tek başına bütün sorulara cevap vermeyebilir.

Asıl tabloyu oluşturacak olan zaman çizelgesi olabilir.

Kozinoğlu'nun rahatsızlandığı ilk andan itibaren:

  • yardım butonuna ne zaman basıldı?

  • ilk görevli ne zaman geldi?

  • sağlık personeli ne zaman çağrıldı?

  • ambulans ne zaman hareket etti?

  • 112 ile hangi görüşmeler yapıldı?

  • cezaevi ile ambulans arasındaki iletişim nasıl gerçekleşti?

  • hastaneye ne zaman ulaşıldı?

  • hangi tıbbi müdahaleler yapıldı?

  • hangi ilaçlar uygulandı?

  • ölüm saati nasıl belirlendi?

Bunların saniye ve dakika bazında karşılaştırılması gerekiyor.

Çünkü bir adli soruşturmanın en güçlü delili bazen bir tanığın anlatımı değil, birbirinden bağımsız kayıtların aynı zaman çizelgesinde birleşmesidir.

“Gecikme” varsa bu cinayet anlamına gelir mi?

Hayır.

Bu ayrımı özellikle yapmak gerekiyor.

Diyelim ki yeni soruşturma sonucunda acil müdahalede bir gecikme tespit edildi.

Bu durumda bile ikinci bir soru ortaya çıkar:

Bu gecikme ölüm sonucunu doğurabilecek nitelikte miydi?

Başka bir ifadeyle:

“Bir görev ihmali vardı” ile “bu ihmal ölümün nedeniydi” hukuken aynı şeydeğildir.

Bunun tıbbi ve hukuki uzmanlıkla ortaya konulması gerekir.

Dolayısıyla soruşturmanın ilerleyen aşamasında yalnızca “kim geç kaldı?” sorusu değil, “gecikmenin tıbbi sonucu ne oldu?” sorusu da önem kazanacak.

Kozinoğlu'nun MİT geçmişi neden önemli?

Dosyanın en dikkat çekici boyutlarından biri de burada.

Kozinoğlu sıradan bir cezaevi tutuklusu değildi.

MİT'in özellikle Orta Asya'daki faaliyetlerinde görev yapmış önemli bir istihbarat görevlisiydi.

Dolayısıyla Odatv soruşturması kapsamında tutuklanması, kamuoyunda başından itibaren siyasi ve istihbari tartışmalar doğurdu.

Yeni soruşturmanın bir ayağında da Kozinoğlu'nun Gülen yapılanmasıyla ilgiligeçmişteki faaliyetleri ve bu yapı ile ilişkili olduğu ileri sürülen kişilerlebağlantılarının araştırıldığı bildiriliyor.

Burada çok önemli bir gazetecilik kuralı var:

Bir kişinin başka bir kişi veya yapı hakkında bilgi sahibi olması, o kişinin öldürülmüş olduğunu kanıtlamaz.

Benzer şekilde, geçmişte bir kişinin “etkisiz hale getirilmesi” gibi ifadeler içeren belgelerin bulunması da tek başına cinayet bağlantısını ispatlamaz.

Bunlar ancak diğer delillerle birleştiğinde anlam kazanabilecek soruşturma materyalleridir.

En dikkat çekici belge: Enver Altaylı bağlantısı

Yeni soruşturmanın geçmişe uzanan bölümlerinde Enver Altaylı'nın bilgisayarında bulunduğu bildirilen bazı belgeler de gündeme geliyor.

T24'ün aktardığına göre bu belgelerde Kozinoğlu'nun Orta Asya faaliyetleri ve özellikle Özbekistan'daki Gülen yapılanmasına karşı tutumu hakkında ifadelerbulunuyor; ayrıca Kozinoğlu'nun MİT Müsteşarlığı'na getirilmesinin bazı çevreler açısından tehdit olarak değerlendirildiğinin ileri sürüldüğü belirtiliyor.

Fakat burada da kritik eşik şudur:

Bir tehdidin varlığı, tehdidin hayata geçirildiğini göstermez.

Bu nedenle savcılığın yapması gereken şey, belgeyi tek başına yorumlamak değil; belgeyi tarih, kişi, iletişim, telefon kayıtları, finansal hareketler, tanık anlatımları ve olay günü delilleriyle karşılaştırmaktır.

Gelecekte dosyayı ne belirleyecek?

Bence soruşturmanın önümüzdeki dönemini belirleyecek beş kritik delil grubuvar.

1. Adli Tıp sonucu

En temel eşik bu.

Eğer yeni inceleme eski raporla uyumlu çıkarsa, cinayet iddiasını destekleyecek bilimsel zemin zayıflayabilir.

Tersine, ölümle uyumlu olmayan yeni bir toksikolojik veya patolojik bulgu çıkarsa soruşturmanın yönü ciddi biçimde değişebilir.

2. Kamera kayıtlarının yeniden okunması

2011 teknolojisiyle incelenen kayıtların 2026 soruşturmasında farklı uzmanlar tarafından tekrar değerlendirilmesi önem taşıyor.

Özellikle görüntülerde daha önce fark edilmeyen hareketler, zamanlamalar veya kişiler varsa bunlar yeni delil niteliği kazanabilir.

3. 112 kayıtları

Bu kayıtlar olayın kronometresi olabilir.

Kim, kimi, saat kaçta aradı?

Ambulans ne zaman yönlendirildi?

İlk tıbbi müdahale ne zaman yapıldı?

Bu soruların cevapları önceki ifadelerle karşılaştırılabilir.

4. Olay günü verilen ilaçlar

Kozinoğlu'na hangi ilaçların ne zaman verildiği ve bunların ölümle tıbben ilişkilendirilebilir olup olmadığı kritik olacaktır.

Yeni soruşturmada koğuş arkadaşlarından Hasan Atilla Uğur'un ifadesinde Kozinoğlu'nun rahatsızlandığı sırada kendisine dil altı hapı verildiğinin anlatıldığı ve kamera görüntülerindeki bazı unsurlar ile odadan çıkarılan bardak gibi ayrıntıların sorulduğu bildirildi.

Bu tür ayrıntılar tek başına sonuç değildir.

Fakat zaman çizelgesiyle birleştiğinde önem kazanabilir.

5. İlk soruşturmayı yürüten kişilerin işlemleri

Bu da dosyanın hukuk açısından en hassas alanı.

2012'de neden takipsizlik verildi?

Hangi deliller vardı?

Hangi deliller toplanmadı?

Kamera kayıtları ne kadar ayrıntılı incelendi?

Adli tıp raporunun bütün unsurları nasıl değerlendirildi?

Yeni soruşturma, eski soruşturmadaki eksiklik iddiasını somutlaştırabilirsedosyanın hukuki boyutu daha da genişleyebilir.

Peki bundan sonra ne olabilir?

Burada “tahmin” yaparken kesin konuşmak doğru olmaz.

Fakat dosyanın mevcut gidişatından hareketle birkaç olasılık senaryosu ortaya koyabiliriz.

Senaryo 1: Doğal ölüm sonucu güçlenir

Adli Tıp incelemesi eski raporla uyumlu çıkar.

Zehirlenmeye ilişkin bulgu bulunmaz.

Kamera ve 112 kayıtları ölümcül bir müdahale veya kasıt göstermeyebilir.

Bu durumda soruşturmanın ağırlık merkezi, ölümün doğal nedenlerle gerçekleştiği ve varsa idari/cezaî ihmallerin ayrı değerlendirilmesi noktasınadönebilir.

Bu sonuç, 2012'deki soruşturmanın bütün yönleriyle doğru yürütüldüğü anlamına otomatik olarak gelmez; sadece ölüm sebebi bakımından yeni bir cinayet delili ortaya çıkmamış olur.

Senaryo 2: İhmal ihtimali güçlenir

Laboratuvar sonuçları doğal ölümle uyumlu olabilir.

Ancak kamera, 112 ve hastane kayıtları acil müdahalede ciddi bir gecikme olduğunu gösterebilir.

Bu durumda soruşturmanın konusu “cinayet”ten ziyade ihmal, görevi kötüyekullanma veya sağlık hizmetindeki kusurun ölümle nedensellik ilişkisiüzerine yoğunlaşabilir.

Senaryo 3: Yeni toksikolojik bulgu çıkar

En çarpıcı ihtimal budur.

Eğer yeni incelemeler ölümle bağlantılı olabilecek bir maddeye ilişkin güvenilir bulgu ortaya koyarsa, soruşturmanın seyri tamamen değişebilir.

Bu durumda savcılığın şu soruları cevaplaması gerekir:

Madde neydi?

Vücuda nasıl girdi?

Ne zaman alındı?

Kim ulaştırmış olabilir?

Olay günü kimlerin erişimi vardı?

Madde ölümle doğrudan bağlantılı mıydı?

Bu sorular cevaplanmadan yalnızca “zehir bulundu” demek yeterli olmaz.

Senaryo 4: Eski soruşturmanın yürütülmesine ilişkin yeni deliller çıkar

Bu da dosyanın başka bir yöne evrilmesine yol açabilir.

Eğer eski soruşturmanın delilleri toplama veya değerlendirme sürecinde hukuka aykırılık, kasıtlı gizleme ya da başka bir suç şüphesi ortaya konulabilirse, dosyayalnızca Kozinoğlu'nun ölümünü değil, ölüm soruşturmasının nasılkapatıldığını da kapsayabilir.

Asıl mesele: 15 yıl sonra hakikate ulaşılabilir mi?

Bu dosyanın en büyük problemi zaman.

2011'den 2026'ya kadar 15 yıl geçti.

Tanıkların hafızası değişebilir.

Bazı kişiler hayatını kaybetmiş olabilir.

Kayıtların bir kısmı kaybolmuş veya teknik olarak zarar görmüş olabilir.

Biyolojik örnekler bozulmuş olabilir.

Fakat zamanın başka bir avantajı da var:

Bugün geçmişe bakarken, 2011'de bilinmeyen bazı bağlantıları biliyoruz.

2011'de yalnızca tek tek kişiler olarak görünen bazı isimlerin sonraki yıllardaki ilişkileri, görevleri ve hukuki durumları artık tarihsel bir veri haline gelmişdurumda.

Dolayısıyla 2026 soruşturması aslında yalnızca bir “ölüm soruşturması” değil.

Bir anlamda Türkiye'nin 2011'deki güç ilişkilerinin yeniden okunmasıdır.

Ve belki de dosyanın en önemli sorusu

Kaşif Kozinoğlu'nun ölümünde gerçekten üçüncü bir kişinin rolü var mıydı?

Bugün bunun cevabını bilmiyoruz.

Savcılığın araştırdığı ihtimaller arasında bu da bulunuyor.

Fakat gazetecilik açısından doğru yaklaşım, cevabı önceden vermek değil.

Çünkü bu dosyada üç farklı cümle birbirinden tamamen farklıdır:

“Kozinoğlu öldürüldü.”

“Kozinoğlu'nun öldürülmüş olabileceği araştırılıyor.”

“Kozinoğlu'nun ölümü doğal nedenlerle gerçekleşmiş olabilir.”

Birinci cümle sonuçtur.

İkinci cümle mevcut soruşturmanın konusudur.

Üçüncü cümle ise önceki adli tıp ve soruşturma bulgularıyla uyumlu ihtimallerden biridir.

2026 itibarıyla elimizde olan şey ise henüz kesin sonuç değil, yeniden açılmış vegenişletilmiş bir soruşturmadır.


Son söz: Mezar açıldı, şimdi sıra belgelerde

Kozinoğlu dosyasında bundan sonra en önemli gelişme yeni gözaltılar değil, delillerin birbirleriyle örtüşüp örtüşmeyeceği olacaktır.

Bir adli tıp raporu...

Bir kamera kaydı...

Bir 112 görüşmesi...

Bir hastane kaydı...

Bir tanık ifadesi...

Bir telefon görüşmesi...

Bir belge...

Tek tek bakıldığında bunların hiçbiri yeterli olmayabilir.

Ama hepsi aynı hikâyeyi gösteriyorsa, 15 yıl önce kapanan dosya bambaşka biranlam kazanabilir.

Tersine, bütün yeni incelemeler 2012'deki bulgularla uyumlu çıkarsa, kamuoyundaki şüpheler devam etse bile hukuki zeminde farklı bir sonuç ortaya çıkacaktır.

Bu nedenle bugün yapılabilecek en doğru şey, “Kozinoğlu öldürüldü” veya“öldürülmedi” demek değil; hangi delilin hangi soruya cevap vereceğinitakip etmektir.

Çünkü bu dosyada artık en önemli soru “kim haklı?” değil.

“2011'de ne oldu?”

Ve belki de ondan daha önemlisi:

“2026'da bunu kanıtlayabilecek hangi delil hâlâ elimizde?”

Kaşif Kozinoğlu'nun mezarı açıldı.

Şimdi asıl beklenen, mezardan çıkan örneklerin değil, bütün delillerin birlikte ne söyleyeceği.