Türkiye bugün tam da böyle bir dönemin eşiğinde duruyor. Yıllar önce kürsülerde söylenen cümleler, arşivlerde kalan videolar, unutulduğu sanılan dosyalar yeniden gündeme geliyor. Siyaset, geçmişiyle yüzleşmeye zorlanıyor.
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu hakkında, yıllar önce yaptığı konuşmanın sosyal medyada yeniden dolaşıma girmesi üzerine soruşturma başlatılması bunun en dikkat çekici örneklerinden biri oldu. Resmî açıklamalara göre süreç, "Cumhurbaşkanına hakaret" iddiasıyla yürütülüyor.
Fakat tartışma sadece bir soruşturmadan ibaret değil. Asıl mesele şu:
Geçmişte devletin en üst makamlarında görev yapmış insanların yıllar önce söyledikleri neden bugün yeniden Türkiye'nin gündemine oturuyor?

Başbakanlık koltuğunda oturan bir isim konuşuyorsa...

Ahmet Davutoğlu sıradan bir muhalif değildi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olarak görev yaptı.
Dışişleri Bakanlığı yaptı.
Devletin en kritik güvenlik ve diplomasi süreçlerinin içinde bulundu.
Bugün soruşturmaya konu olan konuşmasında siyasi iktidarı ağır ifadelerle eleştiriyor, kamu yönetimi ve siyasi ahlak konusunda ciddi iddialar ortaya koyuyordu.
Elbette bu sözlerin doğruluğu ya da yanlışlığına karar verecek merci yargıdır.
Ancak kamuoyunun sormaya hakkı olan başka bir soru var:
Bir dönem devletin zirvesinde bulunmuş bir siyasetçinin böylesine ağır eleştirileri neden yıllar sonra yeniden hukuki tartışmanın merkezine geliyor?

Davutoğlu o günkü sözlü iddialarını yargı karşısında belge ve bilgilerle kamuoyunun önüne koyarsa ne olur. Çünkü, Başbakanlık yapan bir kişi kendi dönemine ilişkin belge ve bilgisiz bir iddiayı ortaya atmaz diye düşünüyorum.
Tabi iddialar doğru çıkarsa yargı karşısında kendisi de sorumlu olabilir.

Yargı kendisine sorar, "bunları biliyordun neden müsade ettin, neden o günlerde hukuki işlemler başlatmadın"diye...

Siyasette dokunulmaz görülen alan kalmamalı

Son dönemde Türkiye'de yalnızca siyasi söylemler değil, mali denetimler ve farklı soruşturma dosyaları da kamuoyunun dikkatini çekiyor.
Organize suç soruşturmalarında yüzlerce kişinin banka hesaplarına, şirket ortaklıklarına, taşınmazlarına ve mal varlıklarına yönelik el koyma kararlarının verilmesi, devletin mali inceleme mekanizmalarının daha görünür hale geldiğini gösteriyor. <Cite ref=turn0search0/>
Kamuoyu doğal olarak şu beklentiye giriyor:
Hukuk herkese aynı mesafede duracak mı?
Bu beklenti yalnızca muhalefet için değil...
İktidar için de geçerli.
Eski bakanlar için de...
Yeni siyasetçiler için de...
Belediyeler için de...
Şirketler için de...
Çünkü hukuk seçici olursa güven üretmez.

Hesap verebilirlik demokrasiye güç katar

Demokrasilerde asıl güvence, makamların büyüklüğü değildir.
Hesap verebilir olmalarıdır.
Bir siyasetçi yıllar önce yaptığı açıklamaların arkasında durabiliyorsa bunu hukuki zeminde anlatma hakkına sahiptir.
Devlet de iddiaları hukuk içinde inceleme yetkisine sahiptir.
Önemli olan, sürecin peşin hükümle değil delille yürütülmesidir.
Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu tam da budur.

Açılan eski dosyalar yeni sorular doğuruyor

Adalet Bakanı Akın Gürlek döneminde geçmişe uzanan bazı dosyaların yeniden gündeme gelmesi kamuoyunda dikkatle izleniyor.
Örneğin yıllardır kamu vicdanında karşılık bulan Muhsin Yazıcıoğlu dosyasının yeniden tartışılması bile tek başına şunu gösteriyor:
Toplum, kapanmış görünen dosyaların gerçekten kapanıp kapanmadığını merak ediyor.
Çünkü bazı olaylar yalnızca hukukun değil, toplumsal hafızanın da meselesidir.

Gerçek kazanan hukuk olmalı

Türkiye belki de uzun yılların ardından farklı bir eşikte bulunuyor.
Siyasi rekabet sertleşebilir.
Eski ortaklar birbirlerini eleştirebilir.
Yıllar önce söylenen sözler yeniden mahkeme dosyalarına girebilir.
Bütün bunlar yaşanabilir.
Ancak asıl sınav bundan sonra başlayacak.
Eğer hukuk yalnızca bir tarafın üzerine yürüyen değil, herkese aynı ölçüyü uygulayan bir mekanizma olursa...
O gün kazanan ne Davutoğlu olur...
Ne Erdoğan...
Ne muhalefet...
Ne iktidar...
Kazanan Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk devleti iddiası olur.
Ve belki de yıllardır beklenen en büyük reform, yeni bir yasa değil...
Hukukun herkese aynı kapıyı açması olur.


Murat Aydın

Gazeteci – Yazar

aydinSes Medya Yayın Yönetmeni