Türkiye'de bu gün gelinen nokta, Belediyelerin kaldırılmasını gerektiriyor. Seçilmişler, satılmış gibi parti değiştiriyor, değiştirmeyen de hapse atılıyor... Türkiye'yi bundan kurtaracak tek sistem, belediyelerin kapatılması, hizmetlerini Valilik ve Kaymakamların vermesinin sağlanmasıdır.
Siyaset belediyelerden çekilsin, devlet hizmeti valilik ve kaymakamlık eliyle versin. Türkiye artık cesur bir soruyu sormak zorunda:
Belediyelere gerçekten ihtiyacımız var mı?
Bu soru ilk bakışta çok iddialı gelebilir. Ama Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı belediye tartışmalarına baktığımızda, bu soruyu masaya yatırmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.Çünkü belediyeler artık yalnızca yol yapan, çöp toplayan, park düzenleyen, ulaşım hizmeti veren kurumlar olmaktan çıkmış durumda.
Belediyeler aynı zamanda büyük bir siyasi güç alanı haline geldi.
Bütçeleri var. İhaleleri var. Şirketleri var. İmar yetkileri var. Personel kadroları var. Kentsel dönüşüm üzerinde etkileri var. Ve en önemlisi, siyasi partilerin yerelde iktidar olmasının en önemli araçlarından biri haline gelmiş durumdalar. İşte problem de burada başlıyor.
Belediye başkanlığı neden siyasi savaş alanına dönüştü?
Bir siyasi parti merkezi iktidarı ele geçiriyor. Başka bir siyasi parti büyükşehirleri ve önemli ilçeleri kazanıyor. Sonra mücadele başlıyor. Merkezi iktidar ile belediye karşı karşıya geliyor. Belediye "Bana kaynak verilmiyor" diyor. İktidar "Belediye kaynakları doğru kullanılmıyor" diyor. Bir taraf "siyasi operasyon" diyor. Diğer taraf "yolsuzluk soruşturması" diyor. Bir belediye başkanı hakkında soruşturma açılıyor. Sonra tutuklama tartışması geliyor. Kayyum tartışması gündeme geliyor. Belediye meclislerinde siyasi dengeler değişiyor. Meclis üyelerinin parti değiştirmeleri üzerinden yeni tartışmalar çıkıyor.
Muhalefet, bazı meclis üyelerinin baskı veya siyasi tehditlerle parti değiştirmeye zorlandığını ileri sürüyor. İktidar tarafı ise bu iddiaları kabul etmiyor veya yaşananları farklı siyasi gerekçelerle açıklıyor.
Sonuç? Vatandaş yine ortada kalıyor. Çünkü belediye hizmetinden çok siyasi kavga konuşuluyor.
Peki bu kavganın kaynağını ortadan kaldırmayı hiç düşündük mü?
Benim önerim radikal: Belediye başkanlıkları kaldırılmalı.
Evet, yanlış okumadınız. Türkiye artık belediyelerin kaldırılmasını ciddi biçimde tartışmalıdır. Yerel yönetim hizmetleri siyasi partilerin kontrolünden çıkarılmalı ve devletin mevcut taşra teşkilatı tarafından yürütülmelidir.
İllerde valilikler...
İlçelerde kaymakamlıklar...
Devletin mevcut idari yapısı zaten Türkiye'nin tamamına yayılmış durumda.
Devletin ilçede kaymakamı var.
İlde valisi var. Müdürlükleri var. Personeli var. Teknik kadroları var. Bütçesi var. Denetim mekanizması var. O halde vatandaşın günlük belediye hizmetleri neden ayrıca siyasi bir makam üzerinden yürütülmek zorunda?
Kaymakamlık çöp toplayamaz mı?
Toplar. Valilik yol yaptıramaz mı? Yaptırır. Devlet altyapı hizmetlerini yürütemez mi? Yürütür. Park yapılamaz mı? Yapılır. Sosyal yardım verilemez mi? Verilir. Ulaşım hizmetleri organize edilemez mi? Edilir. Bunların hiçbiri teknik olarak imkânsız işler değildir. Bugün zaten devlet; eğitimden sağlığa, ulaşımdan güvenliğe kadar çok geniş bir hizmet alanını valilik ve kaymakamlıklar üzerinden organize ediyor.
O halde belediye başkanlığı makamının özellikle siyasi rekabetin merkezine oturmasının Türkiye'ye ne kazandırdığını yeniden düşünmek gerekiyor.
"Ama belediye başkanı halk tarafından seçiliyor" denilecek... Evet. Bu doğru. Zaten meselenin en zor tarafı da burada. Anayasa'nın 127. maddesi belediyeleri ve diğer mahallî idareleri, yerel ortak ihtiyaçları karşılayan ve karar organları seçmenler tarafından oluşturulan kamu tüzel kişileri olarak düzenliyor. Aynı madde yerinden yönetim ilkesini de esas alıyor. Dolayısıyla benim önerdiğim model bugünkü sistemin küçük bir rötuşla değiştirilmesi değildir.
Türkiye'nin yerel yönetim anlayışının baştan sona yeniden ele alınmasıdır.
Ve bunun anayasal boyutu vardır.
Fakat Türkiye büyük sorunları konuşmaktan korkmamalıdır.
Anayasa değiştirilemez bir metin değildir.
Toplum ihtiyaç duyarsa anayasal düzenlemeler de tartışılır.
Peki demokrasi ne olacak? İşte burada başka bir öneri geliyor:
Muhtarlıklar devam etsin.
Çünkü muhtarlık sistemi siyasi parti yarışından farklı bir yapıya sahip. Muhtar adayı doğrudan kendi adıyla vatandaşın karşısına çıkıyor. Parti genel merkezinin belirlediği bir belediye başkanı adayı gibi davranmıyor. Mahalle halkı kendi muhtarını seçiyor. Bu nedenle yerel düzeyde vatandaşın doğrudan temsil edildiği mekanizma olarak muhtarlıklar korunabilir. Hatta daha da güçlendirilebilir. Muhtarlara daha fazla yetki verilebilir. Mahalle meclisleri oluşturulabilir. Vatandaşın karar süreçlerine katılımı artırılabilir. Böylece yerel demokrasi tamamen ortadan kaldırılmadan, belediye başkanlığı üzerinden yürüyen büyük siyasi rekabet sona erdirilebilir.
Valinin ve kaymakamın tarafsızlığı kanunla güvence altına alınmalı
Ama burada çok önemli bir şart var. Eğer belediyeler kaldırılacaksa, valilik ve kaymakamlıkların siyasi tarafsızlığı çok daha güçlü biçimde kanunla güvence altına alınmalıdır. Çünkü belediyeyi kaldırıp bütün yetkiyi valiye ve kaymakama verirseniz, bu kez başka bir sorun doğar: "Vali iktidarın valisi mi olacak, devletin valisi mi?"
İşte bunun cevabı net olmalıdır: Vali devletin valisidir. Kaymakam devletin kaymakamıdır. Hangi parti iktidarda olursa olsun aynı hukuk uygulanmalıdır. CHP'li vatandaşa başka, AK Parti'li vatandaşa başka hizmet yok. MHP'liye başka, DEM Partili'ye başka hizmet yok. İYİ Partiliye başka, Yeniden Refah Partiliye başka hizmet yok. Partisiz vatandaşa başka hizmet hiç yok.
Herkese eşit devlet hizmeti.
Bunun için de yeni bir "Yerel Kamu Hizmetleri Tarafsızlık Kanunu" hazırlanabilir.
Bu kanunda;
- Vali ve kaymakamların siyasi parti faaliyetlerine katılımı,
- Kamu kaynaklarının siyasi amaçlarla kullanılması,
- Kamu personelinin parti propagandasına zorlanması,
- Kamu hizmetinde siyasi ayrımcılık,
- İhale ve kaynak dağılımında siyasi tercih,
- Seçim dönemlerinde kamu gücünün kullanılması
çok açık biçimde yasaklanabilir.
Ve bunların bağımsız denetimi sağlanabilir.
Peki siyasi partiler ne yapacak?
İşte belki de en önemli değişiklik burada yaşanacak.
Siyasi partiler artık belediye bütçelerini, belediye şirketlerini ve yerel kamu kaynaklarını siyasi güç üretmek için kullanamayacak.
Belediye başkanlığı olmadığı için belediye üzerinden siyasi kadro oluşturma alanı da ortadan kalkacak.
Partilerin seçim mücadelesi merkezi siyasete ve milletvekilliği seçimlerine yoğunlaşacak.
Yerelde ise vatandaş doğrudan devlet hizmetini alacak.
Bu modelin savunulabilir tarafı tam da burada ortaya çıkıyor:
Devlet hizmeti parti hizmeti olmaktan çıkarılabilir.
Ama iktidar da bundan sonra devletin sahibi olmayacak
Bu sistemin en önemli şartı budur.
Belediyeleri kaldırıp bütün gücü merkezi yönetime verirseniz ve valiyi-kaymakamı iktidarın siyasi memuru haline getirirseniz, hiçbir sorun çözülmüş olmaz.
Sadece belediye başkanının yerine başka bir siyasi güç merkezi oluşturmuş olursunuz.
Bu nedenle iktidar değişse bile sistem değişmemelidir.
Bugün AK Parti iktidardaysa AK Parti'nin valisi olmayacak.
Yarın CHP iktidara gelirse CHP'nin valisi olmayacak.
Öbür gün başka bir parti iktidara gelirse onun da valisi olmayacak.
Devletin valisi olacak.
Devletin kaymakamı olacak.
İşte sistemin gerçek sigortası bu olmalıdır.
Muhalefet de kendisine şu soruyu sormalı
Muhalefet belediyeleri neden bu kadar önemli görüyor?
Çünkü belediyeler halka hizmet etmenin yanında siyasi örgütlenmenin de önemli araçlarından biri.
Büyükşehir belediyesini kazanan siyasi parti, kentte büyük bir görünürlük kazanıyor.
Belediye başkanı siyasi aktöre dönüşüyor.
Belediye yönetimi partiye insan kaynağı sağlıyor.
Yerel başarı genel siyasete taşınıyor.
Dolayısıyla belediyeler sadece hizmet kurumu değil, siyasi iktidar mücadelesinin de bir basamağı haline geliyor.
İşte tam da bu nedenle belediyelerin siyasi mücadeleden çıkarılması düşüncesi tartışılmalıdır.
İktidar da kendisine şu soruyu sormalı
Bugün iktidar belediyeleri denetliyor.
Yarın iktidar değişebilir.
Aynı mekanizmalar başka bir siyasi parti tarafından kullanılabilir.
Bugün muhalefetin belediyesine yapılan bir uygulamayı savunanlar, yarın aynı uygulamayla karşı karşıya kalabilir.
Siyasette hiçbir güç sonsuza kadar aynı yerde kalmaz.
Bu nedenle hukuk kişilere göre değil, sistemlere göre kurulmalıdır.
Bugün başkasına uyguladığınız kural yarın size de uygulanabilecekse, o kural gerçekten adil olmak zorundadır.
Türkiye'nin ihtiyacı "bizim belediye" değil, tarafsız devlet
Bugün vatandaşın ihtiyacı siyasi kavga değil.
Vatandaş;
temiz sokak istiyor.
sağlam bina istiyor.
düzenli ulaşım istiyor.
çocukları için güvenli park istiyor.
altyapı istiyor.
sosyal destek istiyor.
Adalet istiyor.
Ve en önemlisi devlete güvenmek istiyor.
Bunların hiçbirinin hangi partinin belediye başkanının olduğuyla ilgisi olmamalı.
Belediyeleri kaldırmak bir "ceza" değil, sistem tartışması olmalı
Burada özellikle altını çizmek gerekiyor:
Belediyelerin kaldırılması, herhangi bir siyasi partinin elindeki belediyeleri ortadan kaldırmak için yapılacak bir operasyon şeklinde düşünülmemelidir.
Tam tersine...
Herkesi bağlayan yeni bir devlet modeli olarak tartışılmalıdır.
Bugün muhalefetin belediyesi için geçerli olacak sistem, yarın iktidarın belediyesi için de geçerli olmalıdır.
Hatta daha ileri gidelim:
Bu sistem hiçbir partiye göre tasarlanmamalıdır.
Çünkü devlet düzeni parti düzeninden daha uzun ömürlüdür.
Son söz: Belki de kavganın taraflarını değil, kavganın nedenini ortadan kaldırmalıyız
Türkiye'de yıllardır belediyeler üzerinden kavga ediyoruz.
Belediye başkanı seçiyoruz.
Başkanın partisini tartışıyoruz.
Meclis üyelerini tartışıyoruz.
İhaleleri tartışıyoruz.
Soruşturmaları tartışıyoruz.
Kayyumları tartışıyoruz.
Parti değiştiren meclis üyelerini tartışıyoruz.
Merkezi yönetim ile belediye arasındaki çatışmayı tartışıyoruz.
Ve her seçim döneminde aynı mücadeleyi yeniden başlatıyoruz.
Belki de yanlış yere bakıyoruz.
Sorun sadece belediye başkanlarında değil, belediye sisteminin siyasi güç üretme biçiminde olabilir.
O halde neden cesurca şu öneriyi tartışmayalım?
Belediyeler kaldırılabilir.
Belediye başkanlıkları kaldırılabilir.
Yerel kamu hizmetleri valilik ve kaymakamlıklar eliyle yürütülebilir.
Muhtarlıklar korunabilir ve güçlendirilebilir.
Vali ve kaymakamların siyasi tarafsızlığı anayasal ve yasal güvence altına alınabilir.
Kamu hizmetinde parti ayrımı kesin biçimde yasaklanabilir.
Devlet kaynaklarının siyasi amaçlarla kullanılması ağır yaptırımlara bağlanabilir.
Ve bütün bunların üzerinde bağımsız bir denetim mekanizması kurulabilir.
Bugünkü Anayasa düzeninde böyle bir modelin uygulanabilmesi için ciddi anayasal değişiklikler gerekeceği açıktır. Anayasa Mahkemesi de belediyelerin anayasal bir kurum olduğunu ve yerel yönetimlerin yerinden yönetim ilkesi çerçevesinde düzenlendiğini açıkça ortaya koyuyor.
Ama anayasa tartışılmaz bir tabu değildir.
Türkiye'nin geleceği için tartışılabilir.
Belki sonunda belediyeler kaldırılmaz.
Belki daha güçlü ve daha bağımsız belediyeler ortaya çıkar.
Belki karma bir model bulunur.
Fakat artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz gerçekten belediye başkanlarını mı yönetici olarak istiyoruz, yoksa siyasi partilerden bağımsız, tarafsız ve hesap verebilir bir devlet hizmeti mi istiyoruz?
Benim asıl önerim budur:
Kavganın tarafını değiştirmeyelim. Kavganın nedenini ortadan kaldırmayı tartışalım.
Çünkü Türkiye'nin artık ihtiyacı daha fazla siyasi makam değil;
daha fazla tarafsız devlet, daha fazla hukuk ve herkese eşit hizmettir.
Murat Aydın
Gazeteci-Yazar
aydınSes Medya Yayın Yönetmeni