CHP hakkında verilen Mutlak Karar, CHP içinde tartışmaları hızlandırırken, partide bölünmelere yol açması durumunda AKP erken seçim kararı alabilir. Çünkü Erdoğan'ın yeniden seçilebilmesi için AKP'nin tekrar öne çıkarabilir...

Türkiye siyaseti bir süredir yalnızca sandık üzerinden değil, yargı kararları, siyasi hamleler ve psikolojik üstünlük savaşları üzerinden şekilleniyor. CHP hakkında verilen ve kamuoyunda “mutlak karar” olarak yorumlanan süreç, yalnızca ana muhalefetin iç dengelerini değil, iktidarın gelecek planlarını da doğrudan etkileyebilecek bir dönemin kapısını aralıyor.

Bugün tartışılması gereken asıl soru şu:
Ortaya çıkan tablo, sadece CHP içinde bir hesaplaşma mı doğuracak, yoksa AKP’nin erken seçim stratejisinin önünü açacak yeni bir siyasi zemin mi hazırlayacak?

Muhalefet cephesinde yaşanan her kriz, iktidarın hareket alanını genişletiyor. Özellikle CHP gibi Türkiye’nin en büyük muhalefet partisinde ortaya çıkabilecek liderlik tartışmaları, hizipleşmeler ve “kim yönetecek?” eksenli iç mücadeleler, yalnızca parti tabanını değil, kararsız seçmeni de etkiliyor. Çünkü seçmen, iktidara alternatif olmak isteyen bir yapının önce kendi içinde istikrar üretmesini bekliyor.

Tam da bu noktada, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in daha önce yaptığı erken seçim çağrıları yeniden gündeme taşınabilir. Ancak bu kez farklı bir anlam yüklenerek…

İktidar cephesi, uzun süredir anayasal sınırlar nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusunu tartışmaların merkezinde tutuyor. Mevcut anayasal çerçevede Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusunda farklı hukuk yorumları yapılsa da, erken seçim kararı bu tartışmaları büyük ölçüde ortadan kaldırabilecek bir siyasi anahtar olarak görülüyor.

Ve işte tam burada kritik denklem ortaya çıkıyor:

Eğer CHP içerisindeki kriz derinleşir, parti içi ayrışmalar kamuoyu önünde büyür ve muhalefetin ortak hareket kapasitesi zayıflarsa, AKP kendisini yeniden “birinci parti” psikolojisinde görebilir. Böyle bir atmosferde erken seçim çağrısı, bu kez iktidar açısından risk değil fırsat olarak değerlendirilebilir.

Üstelik bu senaryoda, iktidarın kullanabileceği en güçlü siyasi argümanlardan biri yine muhalefetin kendi söylemi olabilir. Yani geçmişte muhalefetin yaptığı “erken seçim” çağrıları…

AKP’nin olası söylemi şu olabilir:
“Milletin önüne gitmekten korkmuyoruz. Zaten muhalefet de erken seçim istiyordu.”

Bu söylem yalnızca siyasi meşruiyet üretmez; aynı zamanda Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusunda da psikolojik ve siyasi zemin oluşturur.

Muhalefet açısından tehlike tam da burada başlıyor.

Çünkü CHP’de yaşanacak olası iç çekişmeler yalnızca bir parti sorunu olarak kalmaz. Türkiye’de muhalefetin omurgasını oluşturan yapının zayıflaması, doğrudan Cumhur İttifakı’nın elini güçlendirir. Özellikle ekonomi, hayat pahalılığı ve toplumsal memnuniyetsizlik gibi alanlarda zorlanan iktidar, dağınık bir muhalefet görüntüsü karşısında yeniden toparlanma fırsatı bulabilir.

Siyasette algı, bazen gerçeklerden daha güçlüdür.
Ekonomik sıkıntılar devam ederken bile seçmen, “istikrarsız muhalefet” görüntüsü karşısında yeniden güçlü lider refleksine yönelebilir. Türkiye siyasetinin geçmişinde bunun çok sayıda örneği var.

Bu nedenle CHP’nin önündeki mesele yalnızca bir hukuk ya da parti yönetimi meselesi değildir. Konu artık doğrudan Türkiye’nin erken seçim ihtimaliyle, Cumhurbaşkanlığı adaylık tartışmalarıyla ve muhalefetin geleceğiyle bağlantılı hale gelmiştir.

Muhalefet şu gerçeği görmek zorunda:
İktidarlar bazen en büyük gücü kendi başarılarından değil, rakiplerinin dağınıklığından alır.

Önümüzdeki süreçte CHP’nin nasıl bir yol izleyeceği, iç tartışmaları büyütüp büyütmeyeceği ve muhalefetin ortak zemini koruyup koruyamayacağı yalnızca parti tabanını değil, Türkiye’nin siyasi geleceğini de belirleyecek.

Çünkü bugün yaşananlar, yalnızca bir parti krizi olmayabilir.
Belki de Türkiye’nin yeni seçim sürecinin ilk işaret fişekleri çoktan ateşlenmiştir.