Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’de Buca Belediyesi’nin Edip Akbayram Etüd Merkezi ve Naim Süleymanoğlu Spor Merkezi Açılış Törenine katıldı. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, burada yaptığı konuşmada, “Herkese merhabalar. Bu güzel günde sizlerle birlikte olmaktan, Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi, kurtuluşun ve özgürlüğün şehri, güzel İzmir’de olmaktan büyük bir onur duyuyorum. Ayrıca 15 Mayıs tarihi Kordon’a Yunan askerinin çıktığı, Hasan Tahsin’le karşılaştığı, Hasan Tahsin’in işgal kuvvetlerine ilk kurşunu sıktığı, orada şehit edildiği ve İzmir’in işgali üzerine de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dört gün sonra Samsun’a çıkmaya karar verdiği gündür. Böyle bir günde işgale direnişin ve milli mücadeleye başlangıcın ilk kurşununun atıldığı günde İzmir’de sizlerle birlikte olmaktan büyük onur duyuyorum” dedi. Özel, şunları söyledi:
“‘BU KAPININ ANAHTARLARI PARTİDE VARDIR’ DEDİK”
“Biraz önce Bornova’daydık. Manisa’daki eğitimimden sonra ortaokulu, liseyi, üniversiteyi okuduğum ilçedeydik. Buca’dayız. Annem Buca Eğitim Enstitüsü mezunu. Onun öğretmen olmak için dört yıl yatılı okuduğu sevgili anneciğimin ilçesindeyiz ve bir öğrenci kentindeyiz, bir öğrenci ilçesindeyiz. Ayrıca Balkanlar’dan gelen akrabaların, Görkem’in ve çok sayıda akrabamızın yaşadığı, bizim açımızdan çok anlamlı bir ilçedeyiz. Son yerel seçimlerde hep birlikte, biraz önce Bornova’da anlattım… Moraller bozuk, canlar sıkkınken, kazanmamız gereken çok istediğimiz bir seçimi kaybetmişken, biz o moral bozukluğuyla seçmende de büyük bir duygusal kopuş varken ve yerel seçimlerde bir felaketin yaklaştığını herkes söylüyorken bir yola çıktık. ‘Değişim’ dedik. Cumhuriyet Halk Partisi’nde gençlerin, kadınların ve yeni bir yönetim anlayışının vatandaşa ‘Cumhuriyet Halk Partisi değişiyor, bir özeleştiri yapıyorlar. Bir şans verelim bu gençlere’ diyeceği bir değişimin ateşini hep birlikte yaktık. Kongremizden beş ay sonra yerel seçimlere girdik. Bu seçimlere girerken örneğin Milletvekilimiz ve Genel Başkan Yardımcımız Sevgili Gökçe Gökçen, Genel Başkan Yardımcımız Murat Bakan ve Parti Sözcümüz Deniz Yücel birlikteydik. Oturduk hep birlikte, kritik bir MYK toplantısında ben onlara şunu söyledim; ‘Partinin üzerine 50 yıldır siyaset kalesinin başarı kapısı kilitli. Bir gidin, bakın bakalım. Bu kapıyı açacak anahtarlar partide vardır. Çünkü 100 yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk bunu başardı ve ülkeye çok büyük bir dönüşüm yaşattı.’ Döndük ve baktık, anahtarları bulmak Atatürk’ün yönetim anlayışına bakınca zor değildi. Önce bilime güven, yani ölçme, değerlendirme ve bilim hangi olanakları sunuyorsa kampanyanın müziğinden sloganına, aday belirlenme yöntemlerinden adayların sahada takibine, şehirlerin beklentilerini, tansiyonlarını ve umudunu ölçmeye kadar. Sonra kadına güven ki en iyi örneklerinden biri… Tabii tüm Türkiye’de bütün rakamlar 3,4 katına çıktı. Ama İzmir’de Cumhuriyet tarihi boyunca tüm siyasi partilerden sadece altı kadın belediye başkanı varken tüm ilçelerde, biz dokuz kadın aday gösterdik seçimde ve sekizini seçtirmeyi başardık. Ve gençlere güven… Biraz önce ‘Gençlik kollarından geliyorum’ dedi. Bizim ‘kırmızı yelekliler’ dediğimiz arkadaşlarımızdan biri de Görkem. Onlardan da 12’sini İzmir’de belediye başkanı olarak seçtirme başardık. Sizlere önerdik, sizler de onlara görevi verdiniz.”

“HERKES ‘DEMOKRATIM’ DER”
“O gün Cumhuriyet Halk Partisi, 47 yıl sonra birinci parti olmuştu. O gün Adalet ve Kalkınma Partisi, kurulduğu günden beri ilk defa seçim kaybetmişti ve o günden itibaren artık Türkiye’de bir şeylerin değiştiği, iktidarın değişmekte olduğu, bir dönemin kapanmakta ve yeni, yepyeni bir dönemin açıldığı belli olmuştu. Bunun için bize düşen; çalışmak, çok çalışmaktı. Aslında rakibimize düşen de seçim sonuçlarına saygı duymaktı. Çünkü herkes ‘Demokratım’ der. Ama sizin gerçekte demokrat olup olmadığınız seçimi kazandığınız gün - gece, ertesinde ne yaptığınızla değil; kaybettiğiniz gün - gece, ertesinde ne yaptığınızla ölçülür. Öyle ya İsmet Paşa tek başına iktidardı. Tek bir parti vardı. 1946’da çok partili rejim, hemen ardından yargı denetiminde, hakim gözetiminde adil seçimlerle ilgili bir kanun. 1950’de seçimleri kaybettiği gece ‘Bu benim en büyük yenilgim ama Türkiye demokrasinin en büyük zaferidir’ deyip, kendi yaverini Demokrat Parti’ye yollayıp… O sıralarda konuşuyorlar; ‘Paşa kaşını kaldırsa ordu emrinde. İktidarı devretmez’ diye. Yaverini yollayıp ‘Paşa devir teslime hazır, sizi kutluyor’ diyebilmiştir. Birinin demokrat olduğunu seçimi kaybettiğinde ne yaptığından anlarsınız. İşte yıllardır ülkeyi yöneten iktidar seçimi kaybettiğinde ‘CHP’li belediyeleri silkeleyin. Geçmişten birikmiş bütün borçları faiziyle bir seferde alın. Vergiyi alın, SGK’yı alın. İller Bankası’nda bir şey koklatmayın. Kamu bankalarından kredilerini onaylamayın. Özel bankalara korku salın, sakın CHP’li belediyelere kredi vermesinler. Yurt dışından alsalar da getirseler de onaylamayalım’ diyerek Cumhuriyet Halk Partisi’ni önce maddi yönden çökertmeye çalıştı. Sonra üzerimize kadın kolları artık bizim kadın kollarını yenemediği için, gençlik kolları bizim gençlik kolları ile baş edemediğinden yargı kollarını kurdu. Başına birisini görevlendirdi ve Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’ndan başlayarak, İstanbul’dan başlayarak bütün Türkiye’de çeşitli operasyonlarla arkadaşlarımızı özgürlüklerinden etmeye, bürokratlarımızı özgürlüklerinden etmeye ve operasyon olmayan illerde, yerlerde de korku yaymaya, tedirginlik üretmeye ve hizmetleri aksatmak için ellerinden gelen ne varsa yaptılar.”

“SÜNGÜNÜN ÜZERİNE KOŞANLARIN PARTİSİYİZ”
“Halen daha da Atatürk’ün iki büyük eserinden biri olan partimize bir yanda kapatma davası açma, onunla ilgili çalışmalar; bir yanda yıllar önce yapılmış, üstüne üç kurultay yapılmış kurultayı kendilerince tartıştırıp partiyi zayıflatmaya çalışmalar; diğer taraftan partinin kurumsal kimliğine, yöneticilerine her türlü kötülük ve iftirayla Cumhuriyet Halk Partisi’nin üzerine doğru geliyorlar. Bilmedikleri bir şey var, bilmedikleri tek şey şu… Biraz önceki konuşmalarda da vardı. Ben de şuradan söyleyeyim ki Cumhuriyet Halk Partisi geri adım atanların, susanların, eğilenlerin, teslim olanların değil; aksine süngüyü gördüğünde süngünün üzerine koşanların partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi gerekirse baş veren ama başını eğmeyenlerin, teslim olmayanların partisidir. O yüzden de bizler teslim olmadan, tehditlerden yılmadan, bir kelime eksik konuşmadan, bir santim eğilmeden, bir adım geriye gitmeden çalışırız. Belediye başkanlarımız da kendisine milletin verdiği yetkinin farkında olarak, kılı 40 yararak, taşın suyunu çıkararak, her imkansızlıkla hizmet etmek için çalışırlar. Onların görevleri o. Bugün İzmir’de her türlü engellemeye, her türlü hasretliğe, İzmir’den oy isterken ‘İzmir’i seviyoruz, İzmir bizim sevdamız. Yaşam biçimine dokunmayız, sizi üzmeyiz’ diyenlerin oy alamayınca nasıl kinlendiklerini, nasıl nefret duyduklarını, nasıl İzmir’deki hizmetleri aksatmak için her yola başvurduklarını biliyoruz. Bu kredi vermemeden, üstüne gitmeye; kredi borçları, faiz borçları için AK Partili belediyelere tanınan olanakları tanımamaya, imzaları atmamaya, elinizdeki hizmet binalarına çökmeye, aldığınız mahkeme kararlarını iptal ettirmeye kadar türlü kötülükleri, türlü hasetlikleri yaptıkları gibi İzmir’in huzurunu kaçırmak için ellerinden geleni yapan birileri var. Ama bir yandan da her kötülüğe rağmen Cemil Tugay gibi, Görkem Duman gibi elinden gelen her imkanla 24 saat, 26 saat, 28 saat uyumayan, koşturan, çalışan ve başaran arkadaşlarımız var.”
“‘GÜZEL GÜNLER’İ MÜJDELEYEN SESİNİ HEP DUYACAĞIZ”
“İşte 36 yaşında birisini ilçede belediye başkanı yaparsanız önce onu seçimde kent bağrına basar. Sonra da o bütün imkansızlıklara rağmen önümde gördüğüm 25 aylık, biraz önce teker teker sayılan, bir yanda işte ‘Asfaltlanmadık sokak bırakmayacağız’ diye yola çıkılan plent tesisi ve asfalt işlerinden üç tane Kent Lokantası’na, emekliler için Çınarlar Buluşma Noktalarından dokuz kreşe, etkin istihdam ofisleriyle gençlere iş bulmaktan, İlber Ortaylı Cumhuriyet Kütüphanesi’ne, sevgili Kardeşim Gülşah Durbay, sevgili Görkem’in de gençlik kollarından yakın arkadaşı, Gülşah’ın adını yaşattıkları kadın dayanışma merkezine, Sera Tarım Okulu ve Tohum Merkezleriyle ata tohumlarını üretmeye, dağıtmaya, yerel üretici için soğuk hava depolarına gibi bitmeyen dünya kadar hizmeti yapmışlar. Arkamda yazıyor Zeki ve Metin Amfi Tiyatrosu’ndan gördüğünüz her türlü yeni hizmete kadar, Kızılçullu Tarım Okulu ve Yerel Tarım Merkezi’ne kadar. Ancak iki tanesinin açılışını, burada fiilen gerçekleştireceğiz. Bunlardan bir tanesi Edip Akbayram Etüd Merkezi. Edip Akbayram ile benim tanışmam, Türkü Hanım’a hem taziyede hem de bir etkinlikte söylemiştim. Yine İzmir’dedir, Dikili Festivali’ndedir. 1987 senesindedir. Sonrasında da hep dostluğumuz oldu. 2 Mart’ta geçen sene bugünlerde işte 13 ay önce kendisini kaybettik. Ama biz Edip Akbayram’ın muhaliflere, ezilenlere, mağdurlara, mazlumlara her zaman hem sahip çıkan, mücadeleyi öven ama hiç enseyi karartmayan, her seferinde en zorlu günlerde ‘Güzel günler göreceğiz, güneşli günler’ diye gelecekteki güzel günleri müjdeleyen sesini ömrümüz boyunca kulağımızda duymaya devam edeceğiz. Onun adının bir etüd merkezinde, onun adının bir eğitim merkezinde yaşatılacak olması çok önemlidir. Bu işi şuradan önemsiyorum. Biraz önce de Ferdi Zeyrek’in adı verildiğinde, Gülşah’ın adı verilmesinde de hep söyledim. Böyle yerlere isim verince, Edip Akbayram herhalde en çok gençlerin ağzında yaşamayı severdi. Evden çıkarken soran anneciğine ‘Nereye gidiyorsun?’ dediğinde, ‘Edip Akbayram’a gidiyorum’ diyecek gençler. Arkadaşlarıyla ‘Edip Akbayram’da buluşalım’ diyecekler. Adı yaşayacak, gençlerle yaşayacak, Görkem’e teşekkür ediyorum. Aziz hatırasının önünde de saygı ile eğiliyorum.”
“BULGARİSTAN’DAN GELENLERE KARŞI ÇIKIYORLARDI”
“Diğer bir açılışımız Naim Süleymanoğlu Sporium Merkezi. Gerçekten çok önemli bir eser kazandırılmış. Biraz önce değerli ağabeyini dinledik. Naim Süleymanoğlu Türkiye’nin dünyadaki gururudur. Dünyayı kaldıran adamdır. Kendi kilosunun 3 katından 10 kilo fazlasını kaldıran, tarihe geçen, kırılamayacak rekorları kıran birisidir. Naim Süleymanoğlu Bulgaristan’da zulüm altında yaşarken, oradaki zulümden o günkü yönetimin, Türkiye’nin kapılarını açmasıyla Türkiye’ye gelen yüz binlerce soydaşımızdan birisidir. Ben o günlerde 10’lu yaşlarımda evimizin karşısında lisede yatakhaneye çevrilmiş yerlerde kalan, işte oradan böyle Bulgaristan’da üretilen, Türkiye’de bilmediğimiz arabalarla o zaman için Lada’larla, Moskviç’lerle gelen soydaşlarımıza su dağıtırdım. Anneannem kendisi de Selanik doğumlu. ‘Git akrabalara su dağıt’ derdi. Su dağıtırdık. O günlerde hatırlatmak belki de gerekiyor. Çirkin bir şey ama iki görüş vardı. Bir görüşün sahibi elbette o dönemin yöneticisi rahmetli Turgut Özal. O dönemin sosyal demokrat partisi, bu tip durumlarda hep soydaşlarından yana olan, misafirperverlikten yana olan partimiz. Bir de o dönemde Bulgaristan’dan gelmek isteyenlere karşı çıkan bir anlayış vardı. O anlayışın temsilcisi o dönemde Recep Tayyip Erdoğan’dı. Eline mikrofonu alır, meydan meydan gezer. O gün ülkenin zorluklarda olduğunu, hayat pahalılığı olduğunu, işsizlik olduğunu, Özal’ın Bulgaristan’dan gelene kapıları açtığını, her imkanı seferber ettiğini, buyur ettiğini söyler. Kötü kelimelerle ‘Millet burada açlıktan, yoksulluktan, karısını kızını satıyor’ diyecek kadar ağza alınmayacak sözler söyleyip, ‘Ne işi var onların burada?’ derdi.”
“SOYDAŞLARIMIZA, ‘NE İŞLERİ VAR BURADA’ DEDİLER”
“Bunlar halen kayıtlarda varken, zaman zaman görüyorum ve duyuyorum ki Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelmiş soydaşlarımızı o günler hiç olmamış gibi unutturarak ki aklınca sahiplenerek, onları kendisi açısından bir oy deposu gibi gören bu anlayış, o günlerde yaptığını unuttu. Şimdi Suriyeli sığınmacılar konusunda Türkiye'deki işsizlik, yoksulluk anlatıldığında, ‘Efendim onlar muhacir, biz ensarız, biz şuyuz, biz buyuz’ derken, Bulgaristan’dan gelen soydaşlarımıza hem de katliamdan kaçan, hem de soy ismi zorla değiştirilen, namazı kıldırılmayan, duası yaptırılmayan, müftüsü seçtirilmeyen soydaşlarımıza, o kutlu kapılar açıldığı gün onlara ‘Ne işleri var burada?’ diyenler, şimdi o günleri unutmuşlar, bambaşka bir yerlerden bambaşka bir şeyler söylüyorlar. Ben söyleyeyim. Biz o gün mikrofon elde meydan meydan Bulgaristan Türklerini, Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelen canlarımızı, soydaşlarımızı onlar kovarken, şuna ağlıyorduk. Naim Süleymanoğlu’nu salmıyordu Bulgarlar. Naim Süleymanoğlu buraya gelmek istiyordu. Onlar da Bulgar Bayrağını dalgalandırsın istiyordu. Bir şekilde Türkiye Naim Süleymanoğlu’nu Türkiye’ye getirdi. Biz TRT’den hep beraber şunu izledik kardeşim. ‘Naim Süleymanoğlu’nu taşıyan uçak Türk hava sahasına girmiştir. F-16’larımız ona eşlik ediyorlar. F-16’larımız onu selamlıyorlar’ demiştir. Biz bu fikrin, bu duygunun insanlarıyız. Onun için Balkanlardaki tüm soydaşlarımızı saygı ile selamlıyorum. Bulgaristan’daki soydaşlarımızı ve buraya gelmiş, bu ülkenin gücüne güç katmış, canına can katmış, damarlarımızda aynı kanın aktığı canlarımızı, kardeşlerimizi ayrı ayrı selamlıyorum. İyi ki varsınız. Biz hep beraber güçlüyüz. Hep beraber başaracağız.”
“AZ SIKIN DİŞİNİZİ GENÇLER, İKTİDAR DEĞİŞİYOR”
“Bir de şunu söylemeden geçmem. Bir gelişme var. Burası bir öğrenci şehri, öğrenci kenti Buca. Dünya kadar öğrenci var. Bundan 5 yıl önceydi. Yine bu iktidarın kendince sıkıştığı bir dönemde, Boğaziçi’nde her sene yapılan festivali kayyım rektör yasaklamıştı. Öğrenciler de bunu protesto etmek için resim sergisini bahçeye taşımıştı. Orada bir şahmeran resmi vardı. O resmi oraya götürüp koyan da Doğu Demirtaş’tı ve arkadaşı Selahattin Can Uğuzeş’ti. Hatırlayın, o şahmeran resminden ne yalanlar ne peygambere hakaretler, yok efendim renklerinden cinsel yönelim tartışmaları, bilmem neler çıkardılar. 11 öğrenciyi gözaltına aldılar. Doğu’yu ve Selahattin’i Silivri’ye koydular. 3 ay orada tuttular. Ben onları ilk ziyarete gidendim, en çok ziyarete gidendim. 90 günün sonunda önce tutuksuz yargılandılar. Sonra Boğaziçi, ikisi de fizikteydi herhalde, biri kesin fizikteydi bölümünde. O bölümlerinden Almanya’daki büyük üniversiteler davette bulundu. Türkiye’de Silivri, Türkiye’de zulüm, okuldan uzaklaştırma, ailelerine her türlü kötü söz. Gittiler, şu anda ikisi de dünyanın en iyi üniversitelerinde öğretim görüyorlar. Biri doktora yapıyor. Birisi başlamak üzere. Maalesef Türkiye onları kaybetti. Ama orada bir şey yaşandı, mesela Doğu Demirtaş’ın annesi, doktor hanım. AK Parti’nin Sarıyer Kadın Kolları Başkanıydı, istifa etti. Babası çok iyi bir AK Partiliydi, Sertaç Bey istifa etti. O günden bugüne Sertaç Bey ve doktor hanım her hafta cuma günü Boğaziçi’ndeki direnişte oğulları adına direniyorlar. Çünkü AK Parti’nin ne olduğunu, nasıl vicdansız olduğunu gördüler. Bugün dava tamamen bitti. Birinci kademe bitti. İstinaf bitti. Yargıtay başvuru süreci geçti. Karar kesinleşti. Karar esastan ret. Hiçbir suç yoktur. Talepleri halinde öğrencilere Türkiye Cumhuriyeti tazminat ödeyecektir. Ey Tayyip Efendi, o gün grup konuşmasında 18 yaşında çocukları hedefe koyan, çocukları mafyalara, çetelere hedef gösteren, hayatlarını tehdit ettiren, Türkiye’den kaçmalarına sebebiyet veren, Boğaziçi fizikteki dehaları Alman üniversitelerine kaptıranlara söylüyorum. Her şey görüldü. Şu kadar bir suç bile bulunmadı. Buradan, Buca’dan öğrencilerin başkentinden bütün Türkiye’deki gençlere söylüyorum; işine geldiğinde gençleri öven, işine geldiğinde söven, hedef gösteren, hapse atan, konserleri yasaklatan, her türlü kültürel aktivitede kimin ne içeceğine ne giyineceğine, ne yapacağına karışan, gencecik kızların, 6 kız çocuğunun grubundan sakınca doğurtup onlara ev hapisleri veren bu anlayışa karşı, ‘Az sıkın dişinizi’ diyorum. Az sıkın dişinizi. İktidar değişiyor, yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa geliyor.”
“BU YOLUN SONU AYDINLIKTIR”
“Son sözüm, buradan bütün Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Başkanlarına. İçeride direnenlere, mücadelelerinde sabır ve direnç; sokakta çalışanlara, emek verenlere teşekkürlerimi, şükranlarımı sunuyorum. Bu yolun sonu aydınlıktır. Ne yaparlarsa yapsınlar. İçeri de atsalar, her türlü kötülüğü de yapsalar Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar yürüyüşü engellenemez. Karşımızda seçimden kaçan, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in en önemli kazanımı sandığa borçlu olduğu iktidarını şimdi sandıkta kaybedeceğini gördüğü için rakiplerini azaltan, rakiplerine saldıran, kendinden sonraki iktidar partisine, ülkenin kurucu partisine taarruz eden ve seçimden korkan bir iktidar var. Son kez söylüyorum, bir kez daha söylüyorum; Tayyip Bey, kendine güveniyorsan, korkak değilsen, millete güveniyorsan, ‘milli irade’ ediyorsan, sandığı koy, gel karşımızda aday ol. Hodri meydan, kazanırsan ben gidiyorum, kaybedersen bu ülkenin önünü açıyoruz. Korkmuyorsan, hodri meydan. Seni sandığa davet ediyorum. Ne sensin patron ne benim. Patron millettir, milletin dediği olacak. Milletten kaçamazsın. Hepinize saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”




