EĞİTİM

Bakan Özer; Yüz Yüze Eğitimle ilgili iddialı açıklamalarda bulundu

Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Sağlık Bakanlığı ile koordineli bir şekilde okullarda uyulması gereken kurallara ilişkin bir de rehber hazırladıklarını hatırlattı. Özer, 81 ildeki eğitim yöneticileri ve 1.2 milyon öğretmene gerekli bilgilendirmenin yapıldığını anlattı. 

CNN Türk televizyonunda "Gece Görüşü" programına konuk olan Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, canlı yayında eğitim gündemindeki soruları yanıtladı.

Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, CNN Türk televizyonu canlı yayınında eğitim gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Görevi devraldıktan hemen sonra okulların yüz yüze eğitime başlamasıyla ilgili tüm hazırlıkları yaptıklarını kaydeden Bakan Özer, öğretmenlerin bu süreçte dikkat etmeleri gereken konulara ilişkin eğitimler düzenlendiğini, okulların maskeden dezenfektana, temizlik malzemesinden diğer hijyen malzemelerine kadar tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde maddi ihtiyaçlarının giderildiğini belirtti. Sağlık Bakanlığı ile koordineli bir şekilde okullarda uyulması gereken kurallara ilişkin bir de rehber hazırladıklarını hatırlatan Özer, 81 ildeki eğitim yöneticileri ve 1.2 milyon öğretmene gerekli bilgilendirmenin yapıldığını anlattı. 

Topyekûn bir uygulamaya geçmediklerini belirten Özer şunları söyledi: "İl ve ilçe bazlı veya tüm Türkiye'deki okulları kapsayan bir çözüm yaklaşımından ziyade sınıf bazlı yani vaka bazlı olarak süreci yönetmeyle ilgili bir sistematik geliştirdik. Bir okulda, bir sınıfta Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulunun belirlemiş olduğu iki pozitif vaka olması durumunda, sadece o sınıfın 14 gün yüz yüze eğitime ara vermesiyle ilgili süreci başlattık. Bunu başlatırken öğrencilerimizi 14 gün yalnız bırakmadık, geliştirmiş olduğumuz dijital platformlar üzerinden ve ilk defa pasif olarak canlı sınıf uygulamasıyla, öğretmenleriyle birebir derslerini işleyebilir hâle getirdik. Aynı zamanda,  bu süreçte ihtiyacı olan öğrencilerin tablet ihtiyaçlarını da karşıladık. O öğrencilerimiz, 14 günlük aradan sonra okullarına tekrar geri döndü. Yani sistem rutin bir şekilde işlerken bir okulu komple kapatma diye veya bir ilçedeki okulları kapatma diye genel bir yaklaşımdan ziyade problemin olduğu yerdeki süreci yönetmeyle ilgili bir yaklaşım geliştirdik, şu ana kadar da bu süreç çok başarılı bir şekilde devam ediyor." 

20 milyon kişiyi kapsayan bir eğitim ailesi olduğuna dikkati çeken Bakan Özer, vakaların kaçınılmaz olduğunu ancak sistemin çok başarılı bir şekilde devam ettiğini söyledi. 

Geliştirdikleri Elektronik Takip Sistemi ile bir okuldaki aşılı çalışanları, PCR yaptırması gerekenleri, vaka durumunu, kapatılan sınıf sayısını, kapatılan okul sayısını, hepsini anlık olarak izlediklerini ifade eden Millî Eğitim Bakanı Özer, sözlerini şöyle sürdürdü: "Biz, vaka olan her sınıfta mutlaka 14 gün yüz yüze eğitime ara veriyoruz. 14 gün sonra öğrenciler yüz yüze eğitime geri dönüyorlar. Bizim 71 bin 320 okulumuzda 850 bin sınıfımız var. 6 Eylül'den bugüne kadar 5 bin 900 sınıfımız kapanmış ve açılmış. Düşünün, 850 bin içerisinde 5 bin 900 sınıf... Sistem, artık kendi içinde belli bir takvimle işliyor. Burada aslolan şey, okullarımızın açık olması ve yüz yüze eğitimin devam etmesi."

Okullar kapanmayacak

Son dönemde tespit edilen her 4 vakadan birinin 17 yaş altı çocuklar olmasının yeniden bir kapanmayı getirip getirmeyeceği sorusunu "Net cevap vereceğim, kesinlikle hayır." diyerek yanıtlayan Özer, şunları söyledi: "Bizim geliştirmiş olduğumuz bu sistematik, okul kapatmayı değil sınıf kapatmayı gerektiriyor yani vaka bazlı olarak süreci yönetiyoruz. Toplumda şu anda en güvenli olan yerler okullarımız çünkü kuralların uygulandığı, sadece okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin değil velilerin de birebir takip ettiği, bu kadar denetimin olduğu başka bir toplumsal mekân yok. Toplumda vakalar arttığı zaman bizim kapanan sınıf sayılarımız da doğal olarak artıyor çünkü bu 20 milyonluk kitle, okula hapsolmuyor. Sabah geliyor, akşam evine gidiyor, kafeye gidiyor, restorana gidiyor, sosyalleşiyor, farklı mekânlara gidiyor, sonra toplanıyor, ertesi gün okula tekrar geliyor. Bulaşın okuldan kaynaklandığıyla ilgili bilimsel bir veri yok. Virüs, okulu seçmiyor. Önemli olan kurallara riayet etmek, aşı imkânı varsa aşı olmak, yoksa PCR testi yaptırmak, diğer taraftan maske, mesafe ve hijyenle ilgili gerekli önlemleri almak."

6 Eylül tarihinden itibaren yüz yüze eğitime 14 gün ara veren ve tekrar okullarına dönen sınıflara ilişkin grafikleri paylaşan Millî Eğitim Bakanı Özer, günlük kapanan sınıf oranının yüzde 1'in altında bir dağılıma işaret ettiğini ifade etti. Özer, bugün itibarıyla 6 derslikli bir anaokulu ve  3 derslikli bir spor lisesinin kapalı olduğunu belirtti. 

Öğrenciler okulda kalabilmek için aşı oluyor

Program öncesinde İstanbul'da Kabataş Erkek Lisesine bir ziyaret gerçekleştirdiğini anlatan Bakan Özer, öğrencilerin çoğunun aşılanmış olduğunu söyledi. Özer, öğrencilerin aşı ya da PCR testi yaptırmak gibi hiçbir zorunluluğu olmamasına karşın okulda kalmak için sorumluluk duyarak aşı olduğunu belirtti. 

Okula devam oranının yüzde 95'in üzerinde olduğunu vurgulayan Bakan Özer, "Veliler, artık kaygı duymadan çocuklarını okula gönderiyorlar. Öğrenciler, severek; öğretmenlerimiz, büyük bir mutlulukla öğrencileriyle buluşmak için okullarına geliyorlar. Yani süreçle ilgili hiçbir sıkıntı yok, ailelerimiz de müsterih olsunlar; Bakanlık olarak da biz, Sağlık Bakanlığının bize önermiş olduğu yöntemlerin tamamını titizlikle uyguluyoruz. Elbette problemler olabilir, bazı okullarda bir sıkıntı olabilir, bu doğal. Artık, Kovid'le hayatı normalleştirmek istiyorsak bu rutine alışmak zorundayız ve şu andaki oranlarımız kaygı ve alarm verecek bir düzeye hiç ulaşmadı. Onun için okulları kapatmayacağız." diye konuştu. 

Tüm okullarda ders saati azaltılmayacak

Ders saatleri konusunda da okul bazlı uygulamalar yapıldığını kaydeden Bakan Özer, kalabalık sınıfların bulunduğu yerlerde ders saati süresini kısaltma yetkisinin valilik, kaymakamlık ve il millî eğitim müdürlüklerine verildiğini söyledi ve şöyle devam etti: "Bizim Bakanlık olarak merkezden bakıp da yekpare bir karar almaktan ziyade, yerelin kendi koşullarına göre inisiyatifini kullanması yönünde ortaklaşa bir şekilde süreci yönetiyoruz ve çok verimli bir şekilde gidiyor. Şöyle bir beklenti olmasın: 'Tüm okullarımızda bir anda ders saatin süresini azaltıyoruz, 30 dakika.' öyle bir şey yok. Kimse Bakanlığı beklemiyor; herkes, kendi ilinde veya ilçesinde bir problem varsa orada müdahale ederek gerekli inisiyatifi Bakanlıkla da koordinasyonlu bir şekilde alıyor. Bakanlığımızın tüm elemanları sahadalar, ben de mümkün olduğu kadar illeri ziyaret ediyorum, uygulamalara bakıyorum, tereddüt edilen bir konu varsa o anda karar veriyoruz. Yani şu anda süreç, hakikaten bizim beklediğimizin çok daha ötesinde pozitif bir şekilde gidiyor ve velilerin, öğrencilerin, öğretmelerimizin memnuniyetini görmekten de çok büyük mutluluk duyuyoruz."

Okulların açılmasının vaka artışını tetiklediği iddialarını da yanıtlayan Millî Eğitim Bakanı Özer, 6 Eylül'den itibaren 5 bin 900 sınıfın kapandığı ve yeniden yüz yüze eğitime döndüğü bilgisini paylaştı. Yüzde 99'un üzerinde bir oranın eğitim öğretime devam ettiğinin altını çizen Özer, şunları söyledi: "Şunu net bir şekilde ifade etmemiz lazım: Okulların açılmasıyla vaka sayılarının toplumda arttığı iddiasının bilimsel hiçbir dayanağı yok. Tam tersine, tüm bilimsel çalışmalar toplumdaki vaka sayılarını artırma değil korunaklı ortamda kurallara riayet edildiği için azaltma işlevi gördüğünü gösteriyor."

Öğretmenlerin aşılanma oranı, Türkiye ortalamasının çok üzerinde

Özer, öğretmenlerin aşılanma oranına ilişkin güncel bilgileri de paylaştı. Bir doz aşı olan öğretmen oranının yüzde 92, iki doz aşı olanların oranının ise yüzde 83 olduğunu belirten Özer, yüzde 5 oranında bir grup öğretmenin de hastalığı geçirdiği için bağışıklık kazandığına işaret etti. 

Öğretmenlerin aşılanma oranının Türkiye ortalamasının çok üzerinde olduğunu söyleyen Bakan Özer, "6 Ağustos tarihi itibarıyla okulların açılmasıyla ilgili Bakanlık süreci başlattığı zaman aşı oranında inanılmaz bir artış olduğunu görüyoruz. Öğretmenlerimize buradan teşekkür etmek istiyorum, sadece kendi sağlıkları için değil topluma örnek teşkil etmesi anlamında da büyük bir fedakârlık yaptılar ve süreci sahiplenerek öğrencilerine kavuşmak için şu anda tek çare olan ve zorunlu olmayan aşıyı yaptırdılar ve oran her geçen gün yükseliyor, toplumdaki ortalamaya göre de çok daha yüksek puanlarda devam ediyor. Şu anda bizim okulları açık tutmamızdaki en büyük avantajımız, öğretmenlerimizin en az iki doz aşı yaptırma veya antikor oluşturmuş olma oranlarının çok yüksek olması." dedi. 

Salgının başından bu yana Millî Eğitim Bakanlığının tüm toplumun psikolojik sağlamlığı için çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Özer, "Şu anda okulların yüz yüze açık olmasıyla öğrencilerimizin psikososyal kayıplarıyla ilgili telafi mekanizmaları da okullarda uygulanmaya başlandı. İnşallah minimum hasarla bu süreçleri, bugünleri atlatacağız; maskelerin olmadığı yeni günlerde eğitim öğretim sistemini de göreceğiz." diye konuştu. 

Süreçle ilgili kısmi adaptasyon sorunları olduğunu da belirten Özer telafiye ilişkin de bilgiler paylaştı. Şu anda birinci odağın okulların yüz yüze eğitime devam etmesi ve bunun sürdürülebilir kılınması olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: "Biz 1 ay daha bekleyeceğiz, kasım ayını da atlattıktan sonra hazırlıklarımız çok ciddi bir şekilde zaten devam ediyor, farklı mekanizmalarla geçmiş öğrenme kayıplarına yönelik ciddi destek programları ve paketlerini de uygulayacağız ama bunları uzaktan eğitimle değil yüz yüze eğitimle uygulayacağız."

"Genç işsizliği azaltmak için kullanılabilecek en güçlü enstrüman mesleki eğitim" 

Mesleki eğitime ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özer, şöyle konuştu: "Şu anda Türkiye'de genç işsizliği azaltmak için kullanılabilecek en güçlü enstrüman mesleki eğitim. Özellikle son 3 yıl içerisinde ben bakan yardımcısı olarak da mesleki eğitimden sorumluydum. İş gücü piyasasında işverenlerle birlikte süreci yönetmeyle ilgili ciddi bir adım attık. Yani daha önceden sektör temsilcileri mesleki eğitim mezunlarını beklerken ve sürece çok fazla müdahale edemezken biz, işverenleri mesleki eğitimin tüm süreçlerinin içerisine dâhil ettik. Buna müfredatı güncellemeden tutun işletmede beceri eğitimini dizayn etmek, öğretmenlerin işbaşı ve mesleki gelişim eğitimine kadar.  

Şu anda mesleki eğitimde eğitim verdiğimiz tüm alanlarda sektörlerle güçlü iş birlikleri kurduk ve ilk defa mesleki eğitime yüzde birlik başarı diliminden öğrenciler, gelmeye başladı. Yani Ankara'da Aselsan Mesleki Teknik Anadolu Lisesi, Ankara Fen Lisesiyle aynı puandan öğrenci almaya başladı. Bu şunu gösteriyor artık: Mesleki teknik eğitime sadece başka seçeneği olmayan öğrenciler değil orada bir ufuk gelecek gören, akademik olarak başarılı öğrenciler de yönelmeye başladı. 

Diğer taraftan mesleki eğitimde eğitim, üretim ve istihdam döngüsünü güçlendirmek için döner sermaye kapsamındaki öğretim kapasitesini artırdık. Yani 2018 yılında yaklaşık 3 bin 574 mesleki ve teknik Anadolu lisemizde döner sermaye kapsamında yapılan üretimden elde edilen gelir 217 milyonken 2020 yılında 503 milyona çıkarak yüzde 100 arttı. 

Kovid sürecini görüyorsunuz, hatırlarsınız; maske, dezenfektan, yüz koruyucu siperlik, tek kullanımlık önlük bunlar hep meslek liselerinde üretildi. Yani meslek liseleri sadec iş gücü piyasasının ihtiyaç duyduğu insan kaynağını yetiştirmiyor. Meslek liseleri; toplumun, ülkenin, devletin olağanüstü bir koşul olduğu zaman da ihtiyaç duyduğu tüm ürünleri üretebilecek bir performansı gösterdi."

Millî Eğitim Şûrası'nda ana odak: Fırsat eşitliği

7 yıl aranın ardından toplanacak olan 20. Millî Eğitim Şûrası'na ilişkin bilgiler de paylaşan Özer, "Millî Eğitim Bakanlığı olarak ana odağımız eğitimde fırsat eşitliği. Eğitim sistemimizde Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde 2002 yılından itibaren çok ciddi iyileşme sağlandı. Yani okul öncesinden özel eğitime, mesleki eğitimden yükseköğretime kadar çok ciddi yatırımlar yapıldı, derslik sayısından okul sayısına kadar. Eğitim sistemimiz gayet iyi bir şekilde işliyor, altyapı ile ilgili hemen hemen tüm ihtiyaçlar giderildi, artık kaliteye odaklanıyoruz. Burada eğitim sistemimizdeki en sıkıntılı noktamız okullar arası başarı farkı, yani bölgeler arası başarı farkı. İnşallah artık Millî Eğitim Bakanlığı olarak odağımız bu eğitimde fırsat eşitliğini çok daha iyi noktaya getirecek hamleler yapmak." diye konuştu.  

"Öğretmenimizin böyle bir muameleye maruz kalmasını esefle kınıyorum"

Artvin'de Kemalpaşa Kaymakamı ve bir öğretmen arasında yaşanan olaya ilişkin de görüşleri sorulan Özer şunları söyledi: "Buna söylenecek bir söz bulamıyorum, özellikle Kovid sürecinde cansiperane bir şekilde fedakârlık yapan öğretmenlerimizden bir tanesinin böyle bir muameleye maruz kalmasını esefle kınıyorum. Zaten İçişleri Bakanlığımız da süreci başlattı, gerekli soruşturmayı da yapıyorlar. Bu tip olayların bir daha tekrarlanmaması için öğretmenimizin yanında olacak ve süreci devam ettireceğiz."