Terörsüz Türkiye… Peki Ya Adalet?

Terörsüz Türkiye için yapılacak yasal düzenlemeler, zamanla Abdullah Öcalan veya örgüt mensuplarını kapsayacak bir af tartışmasına dönüşecek mi? Zaman bunu gösterecek

Türkiye yeni bir dönemin eşiğinde mi?

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda yaptığı açıklamalar, uzun süredir kamuoyunda konuşulan yeni süreci yeniden gündemin ilk sırasına taşıdı. Meclis'te temsil edilen ya da edilmeyen tüm siyasi partilerin katkısıyla yürütülmesi planlanan bu süreçte, yasal düzenlemelerin terör örgütünün silah bırakmasının önünü açabileceği ifade edildi.

Hiç kuşkusuz, terörün tamamen sona ermesi bu ülkede yaşayan herkesin ortak arzusudur. Yaklaşık kırk yıldır süren çatışmaların bitmesi, yeni şehit haberlerinin gelmemesi, anaların gözyaşının dinmesi, kaynakların güvenliğe değil kalkınmaya ayrılması elbette herkesin isteyeceği bir tablodur.

Ancak mesele tam da burada başlıyor.

Silahların susması için hangi bedel ödenecek?

Toplumun vicdanında yeni yaralar açılmadan bu süreç nasıl yönetilecek?

Ve en önemlisi...

Yapılacak yasal düzenlemeler, zamanla Abdullah Öcalan veya örgüt mensuplarını kapsayacak bir af tartışmasına dönüşecek mi?

Bugün için buna ilişkin açıklanmış bir karar yok. Fakat kamuoyunda dillendirilen soruların da cevapsız bırakılması mümkün görünmüyor.

Çünkü Türkiye'nin terörle mücadelesi sadece güvenlik politikalarından ibaret değildir.

Bu mücadele; dağlarda şehit düşen Mehmetçiğin, görev başında hayatını kaybeden polislerin, korucuların, öğretmenlerin, mühendislerin, doktorların ve sivillerin ortak hikâyesidir.

Bu mücadele, ömrünü tekerlekli sandalyede geçirmek zorunda kalan gazilerin hikâyesidir.

Bu mücadele, evladının mezar taşını okşayarak bayram geçiren anne babaların hikâyesidir.

İşte bu nedenle atılacak her adımın hukuki olduğu kadar vicdani bir karşılığı da olacaktır.

Şehit aileleri ve gaziler açısından bakıldığında en temel beklenti, verilen mücadelenin anlamını gölgelemeyecek bir adalet anlayışının korunmasıdır. Olası hukuki düzenlemelerin kapsamı ne olursa olsun, bu kesimlerin kaygıları toplumun önemli bir bölümünde karşılık bulacaktır.

Diğer tarafta ise farklı bir değerlendirme yapanlar var.

Onlara göre, eğer terör örgütü gerçekten silah bırakacak ve bir daha Türkiye'nin güvenliğini tehdit etmeyecekse, bu sonuca ulaşmak için yeni hukuki mekanizmalar tartışılabilir.

Demokratik toplumlarda bu iki yaklaşımın da dile getirilmesi doğaldır.

Asıl önemli olan ise devletin bu süreci tam bir şeffaflık içinde yürütmesidir.

Belirsizlikler arttıkça söylentiler çoğalır.

Söylentiler çoğaldıkça güven azalır.

Güven azaldığında ise en doğru adımlar bile toplumda karşılık bulmakta zorlanır.

Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu şey sadece silahların susması değildir.

Aynı zamanda adalet duygusunun korunması, hukukun üstünlüğüne olan güvenin güçlendirilmesi ve toplumun farklı kesimlerinin kendisini bu sürecin dışında hissetmemesidir.

Terörün bitmesi büyük bir kazanım olur.

Ancak bu kazanımın kalıcı olabilmesi için toplumun vicdanında da karşılığını bulması gerekir.

Çünkü barış sadece çatışmanın sona ermesi değildir.

Gerçek barış, adaletin gölgesinde yeşerdiğinde kalıcı olur.

Türkiye önümüzdeki günlerde belki de son kırk yılın en önemli tartışmalarından birini yaşayacak.

Bu tartışmada herkesin aynı fikirde olması beklenemez.

Ama herkesin üzerinde uzlaşabileceği tek ilke vardır:

Terör sona ermeli…

Fakat adalet duygusu da hiçbir zaman örselenmemelidir.