Demokrasilerde seçmen sadece bir kişiye değil; aynı zamanda bir siyasi anlayışa, bir parti programına ve bir siyasi kimliğe de oy verir. Türkiye’de ise son yıllarda giderek artan bir şekilde belediye başkanlarının, milletvekillerinin ve çeşitli seçilmiş siyasetçilerin seçimden kısa süre sonra parti değiştirdiğine tanıklık ediyoruz. Benden oy alıyor, bana sormadan başkan partiye gidiyor. Bu olmaz.
Bu tablo, siyasetin en temel ilkelerinden biri olan “seçmene sadakat” kavramını tartışmalı hale getiriyor.
Vatandaş sandığa giderken yalnızca adayın adını okumuyor. O kişinin hangi partiyi temsil ettiğine, hangi görüşü savunduğuna, hangi siyasi kadronun içinde yer aldığına da bakıyor. Hatta çoğu zaman oylar kişiye değil, doğrudan partiye veriliyor. Ancak seçim bittikten sonra bazı isimlerin, seçildikleri partiyi terk ederek dün ağır eleştiriler yönelttikleri başka partilere geçmeleri, seçmenin iradesini tartışmalı hale getiriyor.
Bugün artık Türkiye’de ciddi biçimde şu konu konuşulmalıdır:
Parti değiştiren seçilmişlerin görevleri düşmeli mi?
Belediye başkanı, milletvekili ya da seçilmiş bir kamu görevlisi; eğer partisinden ayrılmak istiyorsa bunu yapabilmelidir. Elbette siyaset özgür iradeyle yapılır. Ancak seçildiği partiyi terk eden bir ismin, aynı makamı başka bir partinin rozetiyle sürdürmesi etik açıdan büyük bir sorundur.
Bu nedenle yasal bir düzenleme kaçınılmaz hale gelmiştir.
Yapılması gereken oldukça nettir: Seçilmiş kişi partisinden istifa edecekse görevine bağımsız devam etmelidir.
Başka bir partiye geçmek istiyorsa görevinden de istifa etmelidir.
Milletvekilleri için ise parti değiştirme durumunda milletvekilliğinin düşmesi ve yerine sıradaki adayın gelmesi ya da ara seçim yapılması tartışılmalıdır.
Çünkü seçmenin verdiği yetki, kişisel siyasi kariyer mühendisliği için değil; temsil için verilmiştir.
Dün söyledikleri bugün unutuluyor
Siyasette fikir değişebilir. Ancak Türkiye’deki parti geçişlerinin önemli bir kısmı “ilke değişimi”nden çok “güç dengesi” görüntüsü veriyor.
Daha düne kadar sert ifadeler kullanan bazı isimlerin bugün aynı partinin rozetini takması, toplumdaki güven duygusunu zedeliyor.
Son dönemde farklı partilerden seçilip başka partilere geçen bazı isimler kamuoyunda geniş tartışma yarattı.
Temsiliyette Sadakat mi, Kişisel İrade mi?
Belediye başkanı veya milletvekillerinin görev süreleri içerisinde bir partiden diğerine geçmesi, sadece siyasi bir manevra değil, aynı zamanda hukuki ve ahlaki bir boşluğun göstergesidir. Seçmen, bir partinin çatısı altında aday olan kişiyi o partinin ilkeleriyle özdeşleştirerek destekler. Seçimden sonra gerçekleşen saf değiştirmeler, seçmenin iradesine karşı yapılmış bir "siyasi gasp" olarak nitelendirilebilir.
Bu noktada acilen yapılması gereken yasal düzenleme nettir: Bir seçilmiş, partisinden memnun değilse veya görüş ayrılığına düşmüşse; ya görevine bağımsız olarak devam etmeli ya da seçmenden aldığı vekâleti iade ederek istifa etmelidir.
Son Dönemin "Transfer" Listesi ve Keskin Dönüşler
Özellikle AK Parti'nin 24. kuruluş yıl dönümü (Ağustos 2025) ile başlayan süreç, Türk siyasi tarihinde benzeri az görülmüş bir "toplu geçişe" sahne oldu. Bu isimlerin başında, yıllarca CHP'nin kalesi sayılan Aydın'daki isimler geliyor:
-
Özlem Çerçioğlu (Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı): "Topuklu Efe" lakabıyla CHP'nin simge isimlerinden biriyken, 14 Ağustos 2025'te sürpriz bir şekilde AK Parti'ye katıldı. Çerçioğlu, geçmişte iktidarın yerel yönetim politikalarını ve yargı süreçlerini "siyasi baskı" olarak nitelendirirken, bugün "Cumhurbaşkanımızın himayesinde hizmet edeceğim" diyerek en keskin dönüşlerden birini gerçekleştirdi.
-
Mustafa İberya Arıkan (Söke), Malik Ercan (Yenipazar) ve Osman Yıldırımkaya (Sultanhisar): Çerçioğlu ile birlikte hareket eden bu isimler de CHP listelerinden seçilip AK Parti saflarına geçerek Aydın’da siyasi haritayı sandık dışı yollarla değiştirdiler.
-
Umut Yılmaz (Gaziantep-Şehitkamil) ve Yasemin Fazlaca (Yalova-Altınova): CHP’nin son yerel seçimlerde kazandığı önemli kalelerden olan bu başkanlar da istifa ederek AK Parti’ye geçen isimler arasında yer aldı.
-
Afyonkarahisar ve İddialar: Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, her ne kadar son açıklamalarında "Hiçbir yere gitmiyorum" diyerek iddiaları yalanlasa ve CHP Genel Merkezi'ne yönelik "Yalnız bırakıldım" eleştirilerini sürdürse de; isminin sürekli iktidar partisiyle anılması bile seçmen nezdindeki "güven" bağının ne kadar kırılgan hale geldiğini gösteriyor.
-
Bugün Ak Parti İktidarda, transeferler oraya yapılıyor, yarın CHP İktidara gelince de aynı sistem işleyecektir. Sıkışan CHP'ye geçecektir. CHP, AKP'den veya başka bir siyasi partiden gelen 'Seçilmiş'e gelmemi diyecek. O da aynısını yapacak.
Dün Söylenenler, Bugün Unutulanlar
Parti değiştiren siyasetçilerin arşivleri, genellikle bugünkü duruşlarıyla taban tabana zıt ifadelerle doludur. Örneğin;"Yargı eliyle siyaset dizayn ediliyor, bu baskılara boyun eğmeyeceğiz" diyen Özlem Çerçioğlu'nun, bugün o mekanizmanın karar vericileriyle aynı karede poz vermesi;
veya Seçim döneminde "Rant belediyeciliğine son vereceğiz" vaadiyle muhalefetten oy alan ilçe başkanlarının, aylar sonra "hizmetin yolu iktidardan geçer" diyerek saf değiştirmesi, seçmenin zihninde derin bir güven bunalımı yaratmaktadır.
Sonuç: Siyasi Etik Yasası Şart
Siyaset, "ne pahasına olursa olsun koltukta kalma" sanatı değildir. Eğer bir belediye başkanı, seçildiği partinin çizgisiyle uyuşmuyorsa izleyeceği onurlu yol bellidir: Bağımsızlık veya istifa.
Yasal düzenleme ile bu kapı kapatılmadığı sürece, seçmen iradesi kağıt üzerinde kalmaya, siyaset ise ilkesiz bir pazarlığa dönüşmeye mahkumdur. Demokrasinin selameti için, "seçilen, seçildiği yerde kalmalıdır" ilkesi kanunla korunmalıdır.
Sizce, seçmenin verdiği oyun rengini görev süresi dolmadan değiştiren bir siyasetçiye karşı, seçmene "vekâleti geri alma" hakkı tanınmalı mıdır?