Türkiye yeni bir dönemin eşiğinde. Yıllardır tartışılan “Kürt sorunu” bugün farklı bir zemine taşınmış durumda. Terörsüz Türkiye hedefi ve TBMM’de kabul edilen yeni yasal düzenleme, silahların susması ve örgütsel yapının sona ermesi üzerinden yeni bir hukuki süreç başlatıyor. Peki bu süreç gerçekten Kürt sorununu diye adlandırılan PKK terör örgütünü tarihe mi gömecek? Yoksa Türkiye'nin önüne yeni ve daha zor sorular mı koyacak?
Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat var. Ama tarihi fırsatlar, sadece iyi niyetle başarıya ulaşmaz. Doğru teşhis gerekir. Doğru hukuk gerekir. Şeffaflık gerekir. Ve en önemlisi, milletin vicdanını yaralamayacak bir çözüm gerekir. Bugün yapılması gereken ilk şey ise yıllardır birbirine karıştırılan iki kavramı birbirinden ayırmaktır: Kürt vatandaşlarımız başka, terör örgütü başkadır. Bu ayrımı yapmadan sağlıklı bir Türkiye tartışması yürütmek mümkün değildir.
Kürt vatandaşlarımız bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır
Türkiye'de milyonlarca Kürt vatandaşımız yaşıyor. Devletin memuru olan... Öğretmeni olan... Doktoru olan... Askeri olan... Milletvekili olan... Belediye başkanı olan... İşçisi, esnafı, gazetecisi, sanatçısı olan milyonlarca insan...Onlar Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlarıdır. Bu ülkenin vergisini verir. Bu ülkenin ordusunda görev yapar. Sandıkta oy kullanır. Devletin bütün kurumlarında görev alır. Dolayısıyla Türkiye'de Kürt olmak başlı başına bir sorun değildir. Kürt olmak suç değildir. Kürtçe konuşmak suç değildir. Kültürünü yaşatmak suç değildir. Kürt vatandaşların demokratik taleplerini dile getirmesi de suç değildir. Ancak eline silah alıp insan öldürmek, terör eylemi gerçekleştirmek ve bunu bir siyasi yöntem haline getirmek bambaşka bir konudur. İşte Türkiye'nin artık bu ayrımı kesin biçimde yapması gerekiyor.
Peki “Kürt sorunu” dediğimiz şey nedir?
Asıl soru burada.
- Eğer sorun eşit vatandaşlık ise, bu konuda Anayasal güvence vardır.
- Eğer sorun siyasete katılım ise, Kürt vatandaşlarımız Türkiye'nin farklı siyasi partilerinde aktif olarak siyaset yapmaktadır.
- Eğer sorun Meclis'te temsil ise, Kürt seçmenin oy verdiği siyasi partiler yıllardır TBMM'de bulunmaktadır.
- Eğer sorun belediye yönetimine katılım ise, Kürt vatandaşlarımızın oylarıyla seçilen belediye başkanları görev yapmaktadır.
- Elbette Türkiye'nin geçmişinde yanlış politikalar, demokratikleşme sorunları, ekonomik eşitsizlikler, kültürel talepler ve devlet uygulamalarından kaynaklanan mağduriyetler yaşanmıştır. Bunları inkâr etmek doğru değildir. Fakat diğer taraftan, 40 yılı aşan terörün ortaya çıkardığı güvenlik sorunlarını ve binlerce insanın hayatını kaybetmesini yalnızca “Kürt meselesi” olarak açıklamak da doğru değildir. Gerçek, iki tarafın arasında değil; ikisinin birlikte değerlendirilmesindedir.
Terör örgütü Kürtlerin temsilcisi değildir
Bence Türkiye'nin yeni dönemde en net söylemesi gereken cümlelerden biri budur:
Hiçbir terör örgütü bir halkın tamamının temsilcisi olamaz. Kürt vatandaşlarımızın siyasi iradesini PKK belirleyemez. Nasıl Türk vatandaşlarının siyasi iradesini herhangi bir silahlı örgüt belirleyemezse... Kürt vatandaşlarımızın iradesini de belirleyemez. Temsilin adresi bellidir.
Sandıktır, Demokrasidir, Siyasettir, Meclis'tir, Hukuktur, Silah değildir. Bu nedenle PKK ile Kürt vatandaşlarımızı özdeşleştirmek ne kadar büyük bir yanlışsa, PKK'yı bütün Kürtlerin temsilcisi olarak kabul etmek de aynı derecede yanlıştır.
Şimdi yeni bir hukuki dönem başlıyor
Türkiye'nin önündeki tartışma artık sadece siyasi değil. TBMM, 10 Ağustos 2026'da 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'u kabul etti. Düzenlemenin merkezinde, PKK/KCK'nın fiili varlığına son vermesi ve silahlarını teslim etmesi halinde uygulanacak hukuki mekanizma bulunuyor. Ancak kritik nokta şu:
Yasa otomatik olarak işlemiyor.
Örgütün fiili varlığının sona erdiğinin ve silahlarının teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerekiyor. Bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesinin ardından hukuki mekanizmanın işletilmesi öngörülüyor. Yani Türkiye'nin önünde artık çok somut sorular var:
Silahların tamamı teslim edilecek mi?
Örgütün tüm silahlı unsurları tasfiye edilecek mi?
Suriye ve Irak'taki silahlı yapılanmalar ne olacak?
Devlet silah bırakmanın tamamlandığını hangi kriterlerle belirleyecek?
Örgütsel yapı gerçekten sona erecek mi?
İşte asıl sınav burada.
“Af mı geliyor?” sorusu neden soruluyor?
Toplumun kafasındaki en önemli sorulardan biri de bu. Yeni düzenlemenin belirli suçlar bakımından soruşturma, kovuşturma ve bazı mahkûmiyetlerin infazının ertelenmesine ilişkin hükümler içermesi, doğal olarak kamuoyunda tartışma yarattı. Ancak düzenleme genel ve koşulsuz bir af olarak düzenlenmiş değil. Özellikle örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı ağır suçların kapsam dışında tutulması, hukuki sınırın korunmaya çalışıldığını gösteriyor. Fakat vatandaşın sorusu yine de haklı:
Kim, hangi suçtan, hangi şartlarla yararlanacak?
Devlet bu soruya açık cevap vermelidir. Çünkü terör konusunda belirsizlik, toplumda güvensizlik doğurur.
Şehitlerin hakkı unutulmamalı
Türkiye “Terörsüz Türkiye” hedefini gerçekleştirmek istiyorsa, bunun karşısında kimse durmamalıdır. Ben de durmam. Bu ülkede bir daha hiçbir anne evladının tabutuna sarılmasın. Hiçbir baba oğlunun cenazesini karşılamak zorunda kalmasın. Hiçbir çocuk babasız büyümesin. Ama barış adına geçmişi de silemeyiz. Şehitleri unutamayız. Gazileri unutamayız. Terör mağdurlarını unutamayız. Gerçek barış, geçmişi yok saymak değildir. Gerçek barış, geçmişin acılarından ders çıkararak geleceği kurmaktır.
Kürtler de terörden kurtulmalı
Bu konu çoğu zaman gözden kaçıyor. Oysa terörün sona ermesi Kürt vatandaşlarımız için de bir özgürleşme anlamına gelmelidir. Hiçbir halk; “Ben sizin adınıza konuşuyorum” diyen silahlı bir örgütün vesayeti altında yaşayamaz. Kürt vatandaşlarımızın tamamının siyasi görüşü aynı değildir. Kürt vatandaşlarımızın tamamı aynı partiye oy vermez. Kürt vatandaşlarımızın iradesi PKK'nın iradesi değildir. Kürt vatandaşlarımızın geleceğine de sandık karar vermelidir.
Türkiye ne aldı, ne verdi?
İşte sorulması gereken en zor soru bu. Hem de yüksek sesle. Türkiye bu süreçte ne aldı, ne verdi?
Eğer terör sona erecekse... Karşılığında ne verildi?
Eğer örgüt silah bırakacaksa... Hangi hukuki sonuçlar doğacak?
Eğer örgüt kendisini feshedecekse...Suriye'deki silahlı yapılanmaların durumu ne olacak? Irak'taki yapılanmalar ne olacak? Türkiye'nin üniter yapısı tartışılacak mı?
Anayasa değişikliği gündeme gelecek mi? Vatandaşlık tanımı değişecek mi? Yerel yönetimlerle ilgili yeni bir model ortaya çıkacak mı? Bunların tamamı milletin bilmesi gereken konulardır.
Milletin bilmediği bir süreç, kalıcı güven oluşturamaz.
Kürt sorunu tarih olabilir mi?
Benim cevabım: Evet, olabilir. Ama bunun için önce kavramları birbirinden ayırmamız gerekiyor.
Kürt vatandaş başka, PKK başka. Kürt kimliği başka, terör başka.
Demokratik hak başka, silahlı örgüt başka.
Siyasi mücadele başka, terör başka. Türkiye bu ayrımı başarabilirse çok önemli bir eşiği aşar.
Çünkü yıllardır birbirine karıştırılan iki meseleyi birbirinden ayırmış olur: Kürt vatandaşların demokratik ve kültürel talepleri ile Terör örgütünün silahlı varlığı.
Artık “Türk-Kürt” değil, “Türkiye” demenin zamanı
Türkiye'nin yeni bir kavrama ihtiyacı var. Türk sorunu... Kürt sorunu... Sağcı-solcu sorunu... Doğulu-batılı sorunu... Alevi-Sünni ayrımı... Bunların tamamının üzerinde bir ortak payda bulunuyor: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı. Bu ülkenin geleceği Türk'ün de Kürt'ün de ortak geleceğidir. Birimizin kaybettiği yerde diğerimiz kazanamaz. Birimizin huzuru bozulduğunda diğerimiz huzur içinde yaşayamaz. Birimizin çocuğu terörün kurbanı olduğunda hepimiz kaybederiz.
Şimdi asıl sınav başlıyor
Kanun çıktı. Ama mesele bitmedi. Asıl mesele şimdi başlıyor. Çünkü Türkiye'nin bundan sonra yapacağı her hamle hem içeride hem dışarıda dikkatle izlenecek.
Silah gerçekten bırakılacak mı?
Örgüt gerçekten feshedilecek mi?
Terör gerçekten bitecek mi?
Suriye ve Irak'taki silahlı yapılar ne olacak?
Şehit ailelerinin adalet duygusu korunacak mı?
Türkiye'nin üniter yapısı korunacak mı? Ve en önemlisi:
Türkiye bu süreçten daha güçlü bir devlet olarak mı çıkacak?
İşte cevabı zaman verecek. Fakat bugünden bir şeyi net söylemek mümkün:
Türkiye'nin Kürt vatandaşlarıyla kavga etmeye ihtiyacı yoktur. Türkiye'nin Türk ile Kürt arasında yeni duvarlar örmeye ihtiyacı yoktur. Türkiye'de TC kimliği taşıyan tüm vatandaşlar eşit haklara sahiptir.
Ama bu ülkeye dış güçler tarafından yapılan planlarla oluşturulan terör örgütleri devletler gibi silahlanmış durumdu. Silah bırakmanın ilk gününde gördük, Arkasında başka bir devlet gücü desteği olmayan terör örgütü bir askeri yapı gibi silahlanabilir mi?
Bunları da iyi düşünmemiz gerekir. Barış istiyoruz. Ama adil barış. Terörsüz Türkiye istiyoruz. Ama hukuk devleti Türkiye'si. Kardeşlik istiyoruz. Ama şehitleri unutmadan. Ve en önemlisi; Kürt vatandaşlarımızın da Türk vatandaşlarımızın da terörden kurtulduğu bir Türkiye istiyoruz. Belki o gün geldiğinde gerçekten şunu söyleyebiliriz: “Kürt sorunu artık tarih oldu.” Ancak, Suriye, Irak ve İran'daki yapılar da tamamen silah bırakacak mı? İsim değiştirip terör görevine devam edecek mi? ki, zamanla bunun ortaya çıkacağından da şüphe ediyorum.
Ama bunun için Türkiye'nin bütün vatandaşlarını eşit gören, Kürt kimliği ile terör örgütünü birbirinden ayıran ve hiçbir silahlı yapıya millet adına konuşma hakkı vermeyen bir düzen kurması gerekiyor. Çünkü Türkiye'nin Kürtlerle değil, terörle hesabı vardır.
Murat Aydın
Gazeteci-Yazar