Körfez geçişi.



Körfez geçişi hakikaten yıllardır yapılması gereken bir projeydi ve bu günlerde hayata geçirildi.

Bir arkadaşımla vapurla Eskihisar'a geçerken arkadaşım dediki ''Bu köprüleri geçmiş iktidarlar yapmalıydı çok gecikmiş bir proje olduğuna inanıyorum helal olsun AKP'ye''

Bu cümle ilk duyumda inandırıcı ve mantıklı görünmekle birlikte gerçeğin hiçte öyle olmadığını anlatalım.

Bu projenin maliyeti 9.406 milyar Türk lirası, toplam uzunluğu 421 km, otoyolun yapım süresinin beş olması öngörülüyor.
Projenin işletme süresi ise, 15 yıl 4 ay.

Yani yabancı sermaye yaklaşık 16 yıl işletecek yatırdığı parayı çıkaracak ve kar ederek devredecek.

Bu düzen bizim gibi parası ve sermaye birikimi olmayan ülkelerin sömürülmesi için uydurulmuş bir yöntemdir.

Bizim ülkemiz bu projeyi kendi öz kaynaklarıyla yapmış olsaydı geçiş ücreti olmayabilirdi veya yabancı sermayenin önerdiği geçiş ücretinin yarısı olabilirdi.

Bu proje on yıl önce yapılabilir miydi veya yirmi yıl otuz yıl önce yapılabilir miydi elbette yapılırdı ama gerçekçi ve verimli olmazdı.

Yirmi yıl otuz yıl önce Türkiye'deki araç sayısı ve körfezden geçecek araç sayısıyla bu köprü finanse edilemezdi.

Yıllara göre araç sayısına baktığımız da bunu daha iyi görebilmekteyiz.

1979 yılında araç sayısı 1 566 405

1980 yılında araç sayısı 1 696 681

1982 yılında araç sayısı 1 901 926

1984 yılında araç sayısı 2 215 174

1986 yılında araç sayısı 2 641 353

1988 yılında araç sayısı 3 140 265

1991 yılında araç sayısı 4 101 975

1992 yılında araç sayısı 4 584 717

1997 yılında araç sayısı 6 863 000

2000 yılında araç sayısı 8 320 449

2001 yılında araç sayısı 8 521 956

2002 yılında araç sayısı 8 655 170

2013 yılında araç sayısı 17 939 447

2015 yılında araç sayısı 20 000 000 civarında

T.C devleti bu tür büyük projelere kaynak ayırabilecek kadar zengin olmadı.

Her yıl bütçe açığı veren ve yıllık 250 milyar dolar borç ödemek (devlet ve özel sektörün bu yıl ödeyeceği toplam borç miktarı) zorunda olan bir devletin bu tür projelere ayıracak kaynağı hiç olmadı.

Bu kafalar ve israf kültürü devam ettiği sürece bu kaynaklar hiç olmayacak gibi görünüyor.

Dünyadaki yatırıma dönük paranın bol olması ve nerelere yatırayım manyaklığı hala devam etmektedir.

Şu an devam eden üç proje de yabancı şirketlere ve yerli ortaklarına verilmiştir.

Sadece körfez ve orta doğuda yatırım yapmak isteyen deli para,(sıcak para) gezginci paranın bir trilyon dolar olduğunu düşünecek olursak bu tür cazip ve karlı projelere kaynak bulmanın ne kadar kolay olduğunu daha iyi anlarız.

Bu anlamda bakıldığında bu tür projeler yani üçüncü boğaz köprüsü(Yavuz Sultan Selim köprüsü),Karadeniz kenarına yapılan havaalanı ve körfez geçişi yabancı sermayenin çok cazip ve karlı bulduğu yatırımlardır.

Üstelik körfez geçişinde günlük araç sayısı yabancı sermayenin istediği şartlarda kabul edilmiştir.

Günlük belli bir sayının altında araç geçtiği takdirde,eksiği devlet karşılamayı garanti etmiştir.

Yani yabancı sermayenin bu projeden 16 yıl sonunda zarar etme riski ortadan kaldırılmış ve karlı bir şekilde 16 yılı tamamlamasını devlet garanti altına almıştır.

Türkiye de insanlar bu yatırımları AKP 'nin neden yaptığının arka planını çok bilmediği için ne güzel yatırımlar AKP geldi büyük projelere imza attı diyebiliyor.

Oysa Türkiye insanı 16 yıl bu projelerin ödemesini cebinden yapacaktır.

Yani yabancı sermaye geliyor yatırımını yapıyor para kazanıyor, ülkenin insanına bir liralık hizmeti beş liraya satıyor ülkenin iliğini kemiğini sömürüyor ve sonunda ülkeyi terk edip gidiyor.

Ayrıca bu projelerin 16 yıl sonunda sağlam kalıp kalmayacağını da bilmiyoruz.

Biliyorsunuz birinci ve ikinci köprü depreme karşı güçlendirildi ve ikinci defa köprüye bir para daha ödemiş olduk.

Yapılan körfez geçişinde depreme karşı 80 yıl(bu tür projelerin kullanım süreleri 80-100 yıl arasında olmalıdır) dayanıklılık garantisi verilmediğini de biliyoruz.

Ülkenin otuz kırk yılını borç batağına sokan siyasetçi de yabacının borç parasıyla halka dönüp bu projeleri kendilerinin yaptığını söyleyebiliyor.

Yani elin parasıyla hava atabiliyor ve oy devşirebiliyor.

Ayrıca bu proje Marmaray gibi deniz altından da yapılabilirdi.

Bizim siyasetçimiz yeraltına yatırım yapmayı çok istemezler çünkü onlar ülkenin uzun yıllara dayalı çıkarlarından ziyade kendi ömürleri kadar ülke çıkarı mantığıyla hareket ederler.

Bu ülkenin kurtuluşunun karayolları değil demiryollarıdır fikrini savunanlar bu ülkede yıllarca komünist damgası vurulmuştur.(Komünizm çok kötü bir şeymiş algısı hala toplumun belleğinde yerleşiktir ve iddia ediyorum nüfusun %90'ı komünizmin ekonomik bir görüş felsefe olduğunu hala bilmez.

Şapka asma hikayelerinin salaklığına salakça inanmaya devam eder.)

Oysa dünyanın bütün gelişmiş ülkeleri sosyalist komünist ve kapitalist ülkelerin tamamı demiryolu ve hızlı trenlerle yük taşımacılığını ve yolcu taşımacılığını yapmaktadır.

Bizim ülkemizde soldakiler(sosyal demokrat-sosyalist ve komünist) elli yıldır demiryolu derken ne kadar doğru söyledikleri bu gün daha iyi anlaşılmaktadır.

AKP hükümeti sermayenin mallarının hızlı taşımak ve Anadolu içinde ithal ürünlerin hızlı pazarlanması için hızlı tren projelerine ağırlık vermeye başlamıştır ve bu yaklaşımın bir çok eksiği yanlışı olmasına rağmen doğru bir tercih yapmıştır.

Bu gün tankerlerle Tırlarla yük ve petrol taşıyan bu ülkenin demiryollarıyla taşımacılığa dönmesini yıllarca otomotiv sanayi engellemiş önlemiştir.

Bu gün de hala bu engel vardır ve tam gaz demiryolu yapımına ağırlık verilmesinin önünde bir çok engeller devam etmektedir.

Sonuç olarak bir proje yapıldığında o projenin neden yapıldığını detaylarıyla yurttaşlarımız bilmediği için sadece gördüğüyle kararını verebiliyor.

Ülkenin bu projelerle hangi borç batağına sürüklendiğini önümüzdeki otuz yıl fakirliğinin devam edeceğine sebep olacak işleri yapanları bile alkışlıyor olması insanın içini acıtıyor.

Anlatmak çok kolay da görünmüyor çünkü ön yargıları ve algıları ortadan kaldırmak atomu parçalamaktan çok daha zor bir iş olduğunu Albert Einstein söylemiş.