Borsa Yıkılırken Kim Neredeydi?

Borsa ve finans piyasalarında yaşanan sert dalgalanmaların ardından yatırımcıların aklındaki en büyük soru değişmiyor: Devletin denetim kurumları neden daha önce harekete geçmedi?

Milyonlarca insan kaybederken sessizlik neden bu kadar uzadı?

Bir ülkenin ekonomisi yalnızca rakamlardan ibaret değildir.

Endeksler düşebilir. Hisseler değer kaybedebilir. Şirketler batabilir.

Bunların hepsi piyasanın doğasında vardır.

Ancak asıl soru şudur:

Piyasa kendi kuralları içinde mi çöktü, yoksa göz göre göre büyüyen sorunlar zamanında önlenemedi mi?

Bugün borsada ve finans sisteminde yaşanan gelişmelerin ardından milyonlarca yatırımcının aklında aynı sorular var.

“Bu kadar büyük hareketler nasıl oldu?” “Kim kazandı?” “Kim kaybetti?” “Devlet kurumları neden daha önce harekete geçmedi?”

Bu sorular cevapsız kaldıkça güven de aşınıyor.

Güven kaybedilirse en büyük zarar ekonomi görür

Sermaye piyasalarının en büyük sermayesi paradan önce güvendir.

Vatandaş tasarrufunu bankaya, borsaya ya da yatırım fonuna koyarken devletin oluşturduğu denetim mekanizmasına güvenir.

SPK vardır. BDDK vardır. MASAK vardır. Borsa İstanbul'un gözetim sistemi vardır. Merkez Bankası finansal istikrarı izler.

Bu kurumların varlık nedeni tam da olağanüstü hareketleri zamanında tespit edip gerekli adımları atmaktır.

Elbette her fiyat düşüşü müdahale gerektirmez.

Fakat kamuoyunda manipülasyon, spekülatif işlemler, olağan dışı fiyat hareketleri ve organize işlemler tartışmaları bu kadar büyümüşse insanların “Neden daha önce?” diye sorması da kaçınılmaz hale gelir.

Küçük yatırımcı yine en ağır faturayı ödedi

Her büyük dalgalanmadan sonra aynı tablo ortaya çıkıyor.

Kazandığını düşünen binlerce kişi bir anda zarar yazıyor.

Kredi çekerek yatırım yapanlar var.

Evini ipotek edenler var.

Emeklilik birikimini kaybedenler var.

Belki de en acısı, “devlet denetliyor” diyerek sisteme güvenip yatırım yapan insanların yaşadığı hayal kırıklığı.

Bu zarar yalnızca maddi değildir.

Güven kaybı yıllarca onarılamayacak bir yaraya dönüşebilir.

Devletin görevi yalnızca soruşturma açmak değildir

Olaylar büyüdükten sonra operasyon yapmak önemlidir.

Soruşturma başlatmak önemlidir.

Suç varsa cezası elbette verilmelidir.

Ancak vatandaşın beklediği yalnızca geçmişin hesabının sorulması değildir.

Asıl beklenti şudur:

“Bunun tekrar yaşanmaması için ne yapılacak?”

Şeffaflık burada hayati önem taşır.

Hangi işlemler inceleniyor?

Hangi hisselerde olağan dışı hareket tespit edildi?

Denetim süreçleri nasıl işledi?

Yeni önlemler neler olacak?

Bu soruların açık şekilde cevaplanması gerekir.

Mağdurun zararı nasıl karşılanacak?

En zor soru da bu.

Hukuken borsadaki her zarar devlet tarafından otomatik olarak karşılanmaz.

Piyasa riski yatırımın doğal parçasıdır.

Ancak eğer mahkemeler veya yetkili kurumlar belirli işlemlerde manipülasyon, dolandırıcılık, usulsüz yönlendirme ya da hukuka aykırı eylemler tespit ederse, sorumlular hakkında tazminat ve cezai süreçler gündeme gelebilir.

Bu nedenle mağduriyetlerin tek tek hukuki zeminde incelenmesi büyük önem taşıyor.

Toplu mağduriyetlerin ortaya çıktığı durumlarda ise yatırımcıların zararlarının nasıl telafi edileceğine ilişkin mekanizmaların güçlendirilmesi artık ertelenmemesi gereken bir ihtiyaç haline geldi.

En büyük yatırım güven olmalıdır

Türkiye güçlü bir ekonomi istiyorsa yalnızca yeni yatırımcı değil, güven duyan yatırımcı da kazanmalıdır.

Denetim geç kalmamalıdır.

Uyarılar zamanında yapılmalıdır.

Manipülasyon iddiaları kararlılıkla araştırılmalıdır.

Şeffaflık istisna değil, kural haline gelmelidir.

Çünkü borsa yalnızca işlem ekranından ibaret değildir.

O ekranda bir emeklinin birikimi vardır.

Bir öğrencinin geleceği vardır.

Bir ailenin umudu vardır.

Ve unutulmamalıdır ki;

Güvenin kaybedildiği yerde para yeniden kazanılabilir. Ama güven yeniden inşa edilmediği sürece ekonomi gerçek anlamda ayağa kalkamaz.