BAŞBUĞ'un 2 evladı, İki ayrı siyasi yol! MHP ile Türkeş kavgası!

Dokuz Işık nerede kaldı? Türkeş'in mirasına kim sahip çıkıyor, kim çıkamıyor? Dokuz Işık Doktrini fikrini ortaya koyan Alparslan Türkeş'in iki evladı Tuğrul Türkeş ile Ayyüce Türkeş Taş farklı iki partide milletvekili... MHP, Başbuğ'un çocuklarını neden başka partilere gidecek kadar öteledi...

Murat Aydın – Gazeteci/Yazar

Türk siyasetinde bazı soyadları vardır ki sıradan bir soyadı değildir. 'Türkeş' de bunlardan biridir. Bu soyadı yalnızca bir ailenin değil, Türkiye'de onlarca yıl boyunca milyonlarca insanın siyasi hafızasına kazınmış bir hareketin adıdır.
Alparslan Türkeş denildiğinde akla yalnızca Milliyetçi Hareket Partisi gelmez.

  • Ülkücü Hareket gelir.
  • Dokuz Işık gelir.
  • Türk dünyası gelir.
  • Millî devlet anlayışı gelir.

Ve belki de en önemlisi, bir siyasi mücadele boyunca ortaya konulan “Türk milletini daha güçlü, daha müreffeh ve daha bağımsız bir ülke haline getirme” ülküsü gelir.
Peki bugün nerede duruyoruz?
Başbuğ Alparslan Türkeş'in çocukları Tuğrul Türkeş AK Parti'de, Ayyüce Türkeş Taş ise İYİ Parti'de siyaset yapıyor.
TBMM kayıtları da Ayyüce Türkeş Taş'ın bugün İYİ Parti Adana Milletvekili olduğunu doğruluyor. Burada sorulması gereken soru şu:
Başbuğ'un evlatları neden MHP çatısı altında değil?
Ama asıl soru bundan daha büyük:
Türkeş'in siyasi mirası bugün gerçekten MHP lie tamamıyla özdeşleşmiş durumda mı?
İşte asıl tartışma burada başlıyor.
DOKUZ IŞIK NEYDİ?
Önce hafızamızı tazeleyelim. Alparslan Türkeş'in ortaya koyduğu Dokuz Işık Doktrini, Türk milliyetçiliğinin siyasi, sosyal ve ekonomik bir programı olarak şekillendi. Dokuz temel başlık şöyle sıralanıyor:

  1. Milliyetçilik
  2. Ülkücülük
  3. Ahlakçılık
  4. İlimcilik
  5. Toplumculuk
  6. Köycülük
  7. Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik
  8. Gelişmecilik ve Halkçılık
  9. Endüstricilik ve Teknikçilik

Türkeş'in doktrini yalnızca “Türk'üm” demekten ibaret değildi.
Bir devlet modeli, bir toplum anlayışı, bir kalkınma programı ve bir ahlak siyaseti ortaya koyuyordu.
İlim diyordu. Ahlak diyordu. Üretim diyordu. Sanayi diyordu. Köylünün kalkınmasını söylüyordu. Toplumsal adaleti savunuyordu. Hürriyeti ve şahsiyet sahibi bireyi önemsiyordu.
Yani Dokuz Işık'ın meselesi sadece “kim daha milliyetçi?” tartışması değildi.
Mesele: “Türkiye nasıl güçlü bir devlet olacak?” sorusuydu.

“NEREDE TÜRK VARSA BİZ ORADAYIZ” RUHU NE OLDU?

Türkeş'in Türk dünyasına bakışı, Türkiye sınırlarının ötesindeki soydaşları da dikkate alan geniş bir milliyetçilik anlayışına dayanıyordu.
Bugün ise Türk dünyası konusunda büyük laflar ediyoruz ama zaman zaman içeride birbirimize bakarken aynı hassasiyeti kaybediyoruz.
İşte burada ciddi bir çelişki ortaya çıkıyor.
Türk dünyasında birlik istiyoruz.
Ama Türkiye'de milliyetçiler birbirine tahammül edemiyor.
Türk milletinin birliğinden söz ediyoruz.
Ama milliyetçi hareket kendi içinde parçalanıyor.
Ülkücü hareketin büyüklüğünden söz ediyoruz.
Ama ülkücülerin önemli bir bölümü birbirini “dava arkadaşı” olarak değil, siyasi rakip olarak görmeye başlıyor.
Bunun sorumlusu kim? Sadece siyasetçiler mi? Yoksa daha derin bir siyasi dönüşüm mü yaşanıyor?

TÜRKİYE'DE ÜLKÜCÜ HAREKET NEDEN PARÇALANDI?

Bu sorunun tek bir cevabı yok.
MHP tarihine baktığımızda zaman içinde farklı kopuşlar yaşandığını görüyoruz.
Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının ayrılması... BBP'nin ortaya çıkması... Daha sonraki dönemlerde farklı milliyetçi siyasi hareketlerin doğması... Ve bugün Türkiye'de milliyetçi seçmenin farklı siyasi adreslere dağılması... Bugün MHP çatısından ayrılıp kurulan 6 siyasi parti var. Bütün bunlar bize bir şeyi gösteriyor:

Türk milliyetçiliği siyasi olarak tek bir çatı altında tutulamadı. Peki neden? İşte burada MHP'nin kendi içinde de ciddi bir muhasebeye ihtiyacı var.

“MHP'YE GİZLİ GÜÇLER Mİ EL KOYDU?”

Bu soru yıllardır farklı çevrelerde konuşuluyor. Fakat gazetecilik açısından burada çok önemli bir çizgi var. Ortada somut kanıt olmadan “gizli güçler MHP'ye el koydu” diyemeyiz.
Ama şu soruyu sormak hakkımız:
MHP'nin siyasi çizgisindeki değişimlerin arkasında hangi siyasi hesaplar vardı?
Ülkücü Hareketin bazı kesimleri neden zaman içerisinde farklı siyasi yapılara savruldu?
Türkeş'in ortaya koyduğu Dokuz Işık'ın ekonomik, sosyal ve demokratik hedefleri neden siyasi tartışmaların merkezinden uzaklaştı?
Ve en önemlisi: MHP'nin kurucu liderinin siyasi mirası ile bugünkü siyasi pratiği arasında ne kadar mesafe oluştu?
Bunlar komplo teorisi değildir. Bunlar siyasi muhasebe sorularıdır.

TUĞRUL TÜRKEŞ NEDEN AK PARTİ'DE?

Şimdi gelelim Türkeş ailesine... Yıldırım Tuğrul Türkeş, AKP'nin Başbakan bugünün Gelecek Parti Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun Bakanlık teklifini kabul ettiği 2015 yılında, Devlet Bahçeli'nin talebi üzerine MHP'den İhracı isteniyor. Türkeş anayasal bir görevi kabul etmenin ihraç edilmesini gerektirmeyeceğini söyleyerek kendini savundu fakat 5 Eylül 2015 tarihinde MHP'den ihraç edildi. Tuğrul Türkeş bugün AK Parti saflarında siyaset yapıyor. Bu durum elbette onun demokratik hakkıdır. Bir insan babasının siyasi görüşlerini benimsemek zorunda değildir. Ama burada başka bir gerçek var: Tuğrul Türkeş'in soyadı, sıradan bir siyasi soyadı değildir. Babası Alparslan Türkeş'tir. MHP'nin kurucu lideridir. Ülkücü Hareketin sembol ismidir. Dolayısıyla Tuğrul Türkeş'in AK Parti'deki siyasi pozisyonu ister istemez “Türkeş mirası” üzerinden tartışılmaktadır. Üstelik bugün ilginç bir tablo ortaya çıkmıştır.
Bir tarafta AK Parti'deki Tuğrul Türkeş... Diğer tarafta İYİ Parti'deki Ayyüce Türkeş...
Ve ortada onların babasının kurduğu siyasi hareket: MHP.

AYYÜCE TÜRKEŞ NEDEN İYİ PARTİ'DE?

Ayyüce Türkeş Taş da kendi siyasi tercihinin sonucunda İYİ Parti'den milletvekili oldu. İYİ Parti de MHP'den ayrıştırılmış ülkücü hareket fikrine sahip kişiler tarafından oluşturulmuştur. Üstelik TBMM konuşmalarında Türk milleti, devlet, millî birlik ve ülkenin bütünlüğü gibi konularda oldukça sert milliyetçi ifadeler kullanıyor. Örneğin 2025'te yaptığı bir konuşmada babası Alparslan Türkeş'i “Türk dünyasının son Başbuğu” olarak andı.
2026'daki Meclis konuşmalarında da terör meselesi, devlet ve Türkiye'nin güvenliği konusunda sert eleştiriler yöneltti.
Yani ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:
Ayyüce Türkeş, Türkeş mirasından kopmuş değil. Fakat MHP'de de değil. İşte paradoks burada.

BABANIN MİRASI SADECE PARTİ ROZETİ MİDİR?

Bence değil. Bir siyasi miras yalnızca parti üyeliğiyle ölçülemez. Bir insan MHP'de olmayabilir ama Türkeş'in bazı fikirlerini savunabilir. MHP'de olabilir ama Dokuz Işık'ın tamamını hayata geçirmeyebilir. Dolayısıyla meseleye sadece: “MHP'de misin, değil misin?” diye bakmak yanlış olur.
Asıl ölçü şudur:
Milliyetçilik var mı?
Ahlakçılık var mı?
İlimcilik var mı?
Toplumculuk var mı?
Üretim ve sanayileşme var mı?
Köylünün kalkınması için gerçek bir politika var mı?
Hürriyet ve şahsiyetçilik gerçekten savunuluyor mu?
Türkiye'nin teknolojik bağımsızlığı için mücadele ediliyor mu?

İşte Dokuz Işık'ın gerçek sınavı budur.

BUGÜN MHP'YE SORULMASI GEREKEN ASIL SORU

MHP'ye düşmanlık ederek bu soruların cevabını bulamayız. Tam tersine MHP'nin kurucu mirasına saygı duyuyorsak bu soruları sormalıyız. Dokuz Işık'ın dokuz maddesi bugün hangi devlet politikalarında karşılığını buluyor?
Milliyetçilik tamam... Peki ilimcilik, Ahlakçılık, Köycülük, Toplumculuk, Endüstricilik, Teknikçilik, Gelişmecilik, Hürriyetçilik... Bunların her birini tek tek masaya yatırmak gerekiyor.
Çünkü bir siyasi doktrin sadece miting meydanlarında slogan olarak kullanılıyorsa, orada ciddi bir problem vardır.

ASIL TEHLİKE: DOKTRİNİN SLOGANA DÖNÜŞMESİ

Bir hareketin en büyük tehlikesi düşmanlarının saldırması değildir. Kendi fikrinin içinin boşaltılmasıdır. Dokuz Işık'ın başına gelebilecek en büyük tehlike de budur. Milliyetçilik sadece seçim dönemlerinde hatırlanırsa... Ülkücülük sadece slogan olursa... Ahlakçılık yalnızca kürsü konuşmalarında kalırsa... İlimcilik üniversiteler ve bilim yerine siyasi sadakate dönüşürse... Endüstricilik ve teknikçilik ithalata mahkûm bir ekonomi karşısında unutulursa... O zaman Dokuz Işık bir doktrin olmaktan çıkar, nostaljik bir siyasi sembole dönüşür.
İşte bundan korkmak gerekir.

GİZLİ BİR PLAN VAR MI?

Şimdi gelelim en tartışmalı soruya... Birileri bilinçli olarak Ülkücü Hareketi parçalamak, Dokuz Işık'ın hayata geçmesini engellemek için plan yaptı mı? Bugün elimizde bunu kesin olarak kanıtlayan kamuya açık bir belge bulunmadıkça “evet” demek mümkün değil. Ama siyasi tarih bize şunu öğretir: Siyasi hareketler yalnızca kendi iradeleriyle değil, dış koşullar, ittifaklar, devlet politikaları, seçim hesapları ve liderlik tercihleriyle de dönüşür. Dolayısıyla bu sorunun cevabı “komplo” aramak yerine belgelerde, siyasi kararlarda ve tarihsel süreçte aranmalıdır.

  • Kim hangi dönemde ne yaptı?
  • Kim hangi ittifakı kurdu?
  • Kim hangi siyasi çizgiden vazgeçti?
  • Kim hangi politikayı destekledi?
  • Kim hangi konuda sessiz kaldı?
  • İşte araştırılması gereken bunlardır.

BELKİ DE SORUN TÜRKİYE'DE DEĞİL, ÜLKÜCÜLERİN KENDİ İÇİNDE...

Bana göre en zor soru burada. Belki de sorun “MHP'yi kim ele geçirdi?” sorusundan önce şudur: Ülkücüler neden kendi siyasi geleceklerini ortak bir zeminde konuşamaz hale geldi? Neden aynı ülküden gelen insanlar birbirlerine düşman gibi bakıyor? Neden milliyetçi hareket içerisinde sürekli yeni siyasi adresler ortaya çıkıyor? Neden Türk milliyetçiliği oy olarak büyük bir toplumsal tabana sahip olduğu halde siyasi olarak parçalı? İşte bunların cevaplarını vermeden “gizli güçler” demek kolaycılık olur.

TÜRKEŞ'İN EN BÜYÜK MİRASI PARTİ DEĞİL, FİKİRDİR

Bence Alparslan Türkeş'in çocuklarına bakarken de meseleye buradan yaklaşmalıyız.
Tuğrul Türkeş'in AK Parti'de olması... Ayyüce Türkeş'in İYİ Parti'de olması...
Tek başına Türkeş'in mirasının yok olduğu anlamına gelmez.
Çünkü fikirler çocuklara miras olarak tapu senediyle bırakılmaz.
Benzer şekilde MHP'nin Türkeş'in kurduğu parti olması da tek başına Dokuz Işık'ın bütün hedeflerinin otomatik olarak gerçekleştiği anlamına gelmez.
Fikirler yaşatılır. Politikaya dönüştürülür. Devlet yönetimine aktarılır. Ekonomiye uygulanır. Eğitime yansıtılır. Bilime aktarılır. Toplumun refahına dönüşür.

VE BUGÜN SORULMASI GEREKEN SON SORU...

Başbuğ'un çocukları neden farklı partilerde?
Belki cevabı çok basit: Çünkü onlar kendi siyasi tercihlerini yaptılar. Peki... MHP neden Alparslan Türkeş'in çocuklarını kendi çatısı altında tutamadı?
İşte bu soru daha ağır. Daha düşündürücü. Ve daha fazla cevap bekliyor. Çünkü mesele iki kardeşin hangi partide olduğu değil. Mesele, Türkeş'in kurduğu siyasi hareketin neden kendi kurucu liderinin ailesiyle bile ortak siyasi zemini koruyamadığıdır.
Bu sorunun cevabı MHP'yi suçlamak için değil, MHP'nin geleceğini anlamak için aranmalıdır.

SON SÖZ: DOKUZ IŞIK YENİDEN OKUNMALI

Bugün yapılması gereken kavga etmek değil. Dokuz Işık'ı yeniden okumaktır. Milliyetçiliği yeniden tartışmaktır. Ülkücülüğü yeniden tanımlamaktır. Ahlakı siyasetin merkezine koymaktır. Bilimi devlet politikasının temeline yerleştirmektir. Köylüyü, çiftçiyi ve üreticiyi yeniden ayağa kaldırmaktır. Türkiye'yi sanayi ve teknolojide bağımsızlaştırmaktır. Türk dünyasıyla ilişkileri güçlendirmektir.
Ve en önemlisi... Türk milliyetçiliğini birbirine bağıran, birbirine kızan, birbirini hainlikle suçlayan bir siyasi kavga olmaktan çıkarıp yeniden bir gelecek projesine dönüştürmektir.
Çünkü Alparslan Türkeş'in asıl mirası bir koltuk değildir. Bir makam değildir. Bir parti rozeti değildir. Bir fikirdir.

Ve fikirlerin mezarı olmaz. Yaşatılırsa yaşar. Unutulursa kaybolur. Bugün MHP'nin de, Ülkücü Hareketin de, kendisini Türkeş'in siyasi mirasının devamı gören herkesin de önünde aynı soru duruyor: “Dokuz Işık'ın hangisini gerçekten hayata geçiriyoruz?”
Bu soruya verilecek cevap, Türkeş mirasının geleceğini de Ülkücü Hareketin yarınını da belirleyecektir.

Bahçeli’ye açık çağrı: “Bir hata yaptıysak, gelin düzeltelim”

Tam da burada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye bir soru sormak gerekiyor: Neden Alparslan Türkeş’in iki evladını, Tuğrul Türkeş ile Ayyüce Türkeş Taş’ı MHP çatısı altında yeniden buluşturmak için bir çağrı yapmıyorsunuz? Siyasette kırgınlıklar olur, yanlış anlaşılmalar olur, hatta karşılıklı hatalar da yapılabilir. Ama dava dediğimiz şey, kişisel hesapların üzerinde değil midir? Bahçeli çıkıp, “Evet, bizim de bir hatamız olmuş olabilir. Geçmişte yaşananları bir kenara bırakalım. Sizin yeriniz MHP’dir. Gelin, baba ocağınızda yeniden buluşalım. Gerekirse makamı, koltuğu, hatta genel başkanlığı bile sizin önünüze koyalım” diyebilse, bunun siyasi karşılığı çok büyük olurdu. Çünkü burada mesele birkaç milletvekilini partiye kazandırmak değil; Başbuğ Alparslan Türkeş’in mirası etrafında yıllardır ayrı düşen ülkücüleri yeniden aynı çatı altında buluşturabilmektir. Eğer gerçekten “önce ülkem ve milletim” deniliyorsa, o zaman şahsi kırgınlıkların, siyasi hesapların ve geçmişteki anlaşmazlıkların önüne geçmenin tam zamanıdır.

Belki de Bahçeli’nin atacağı böyle bir adım, MHP tarihinin en güçlü siyasi hamlesi olur. Çünkü bazen liderlik, yanında olanları yönetmek değil; gitmiş olanlara kapıyı yeniden açabilmektir.

- Murat Aydın
Gazeteci-Yazar | aydınSes Medya Yayın Yönetmeni