Aziz İhsan Aktaş Davası: Rüşveti Veren Neden Ceza Almadı?

Aziz İhsan Aktaş dosyasında mahkeme kararları yeni bir hukuk ve siyaset tartışmasını başlattı. Etkin pişmanlık, belediye başkanlarına verilen ağır cezalar ve kamu vicdanındaki “çifte standart” algısı üzerine çarpıcı bir değerlendirme.

Bir dava düşünün...

Aylarca kamuoyuna “Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü” dosyası olarak anlatıldı.

Televizyon ekranlarında “örgüt”, “rüşvet ağı”, “ihale düzeni”, “belediyeler zinciri” başlıkları atıldı.

Sonra mahkeme kararını açıkladı.

Ve dosyanın merkezindeki isim olan Aziz İhsan Aktaş, örgüt kurma suçundan beraat etti. Rüşvet verme suçunda etkin pişmanlık hükümleri uygulandı; ceza verilmesine yer olmadığına karar verildi. Yalnızca ihaleye fesat karıştırma suçundan 2 yıl 8 ay 15 gün hapis ve iki yıl ihale yasağı aldı.

Buna karşılık...

Belediye başkanlarına 5 yıldan 21 yılı aşan hapis cezaları verildi.

İşte tam burada Türkiye'nin hukuk sistemi adına sorulması gereken sorular başlıyor.

Bir çelişki mi, hukukun tercihi mi?

Ceza hukukunda rüşvet iki taraflı bir suçtur.

Bir tarafta alan vardır.

Diğer tarafta veren.

Türk Ceza Kanunu'nda her iki taraf da sorumludur. Ancak aynı kanun, etkin pişmanlık hükümleriyle belirli koşullarda cezasızlık veya ceza indirimi öngörür.

Mahkeme de tam bunu yaptı.

Hukuken bakıldığında kararın dayanağı var.

Ama toplumun vicdanı başka bir soru soruyor: “Bu dosyanın merkezindeki isim konuşunca kurtuluyor, hakkında ifade verdiği kişiler ağır ceza alıyorsa, vatandaş bunu nasıl okuyacak?”

Hukuk yalnızca kanun maddeleriyle ayakta durmaz.

Güvenle ayakta durur.

Etkin pişmanlık: Adaletin anahtarı mı, pazarlık kapısı mı?

Etkin pişmanlık yeni bir kurum değil.

Mafya davalarında kullanıldı.

FETÖ davalarında kullanıldı.

Organize suç soruşturmalarında yıllardır uygulanıyor.

Mantığı açık:

“Suçu ortaya çıkarana indirim ver.”

Fakat bu mekanizma tek başına delil haline gelirse, işte o zaman tartışma başlıyor.

Aziz İhsan Aktaş dosyasında da eleştirilerin önemli bölümü tam burada yoğunlaşıyor. Muhalefet, etkin pişmanlık beyanlarının ve gizli tanık anlatımlarının davanın temel taşı haline getirildiğini savunuyor; iktidar ise yargının bağımsız işlediğini belirtiyor.

Peki devlet kurumları nerede?

Dosyanın en dikkat çekici yönlerinden biri şu:

Aziz İhsan Aktaş'ın şirketlerinin yalnızca belediyelerle değil, çeşitli kamu kurumlarıyla da iş yaptığı biliniyor.

Bu noktada kamuoyunda şu soru yükseliyor: “Eğer sistematik bir usulsüzlük vardıysa, bu şirketlere ihale veren diğer kamu kurumlarında neden aynı ölçüde görünür yargı süreçleri yaşanmadı?”

Bu soru bugün yalnızca CHP'nin değil, tarafsız hukuk çevrelerinin de tartıştığı başlıklardan biri haline geldi.

Hukukta eşitlik algısı neden önemlidir?

Anayasa'nın 10. maddesi açık: “Herkes kanun önünde eşittir.”

Bu ilke yalnızca mahkeme salonunda uygulanmaz.

Görüntüde de uygulanmalıdır.

Vatandaş şunu görmek ister:

  • Aynı fiili işleyen herkes aynı terazide tartılır.

  • Aynı delil herkese aynı ölçüde uygulanır.

  • Aynı ihale zincirinde herkes aynı incelemeye tabi tutulur.

Bu algı zedelendiğinde mahkeme kararı ne kadar hukuki olursa olsun, kamu vicdanındaki tartışma bitmez.

Siyaset neden bu kadar sert tepki veriyor?

Bu dosya artık yalnızca bir ceza dosyası değil.

Muhalefet bunu “siyasi operasyon” olarak görüyor.

İktidar ise “yargı işini yapıyor” diyor.

Gerçek şu ki...

Yerel seçimlerden sonra muhalefet belediyelerine yönelik art arda açılan soruşturmalar, doğal olarak siyasi tartışmayı büyüttü.

Bu nedenle verilen her karar artık yalnızca hukuk penceresinden değil, siyaset penceresinden de okunuyor.

Asıl mesele güven

Belki de en önemli soru şu:

Türkiye'de insanlar mahkemelerin bağımsız karar verdiğine inanıyor mu?

Çünkü hukukta güven kaybolursa...

Kararlar tartışılır.

Deliller tartışılır.

Tanıklar tartışılır.

Ve sonunda devletin en güçlü kurumu olan adalet duygusu aşınır.

Son söz

Bu dava bize yalnızca belediyeleri anlatmadı.

Yalnızca ihaleleri anlatmadı.

Türkiye'nin adalet sistemine duyduğu güvenin ne kadar kırılgan hale geldiğini de gösterdi.

Aziz İhsan Aktaş'ın beraat ettiği suçlar, aldığı ceza, etkin pişmanlık hükümleri ve belediye başkanlarına verilen ağır hükümler hukuki metinlerde yerini aldı.

Ancak toplumun hafızasında kalan soru hâlâ aynı: Rüşvet suçunda konuşan mı kazanıyor, susan mı kaybediyor?

Adaletin gerçek sınavı da belki tam burada başlıyor.