İnsanlara has değer yargılar vardır. İşte, insandaki en üstün değerlerden biriside, iffettir.

İnsanın nefsanî ve maddî hazlara aşırı düşkünlükten korunmasını sağlayan ve haramdan, he­lâl ve güzel olmayan söz ve davranışlar­dan sakındırmak" kaydıyla ‘Erdem’ makamına ulaştıran ahlâkî duygunun adı iffettir.İffetin felsefi boyutu olsa da, insanların namus anlayışında en başta gelen erdemlerden biri kabul edilmiş ve yeme içmeden tutun da cinsî arzularda ölçülü olmaya varıncaya kadar, nefsi tüm davranışlarda aşırı isteklerde dinin ve salim aklın arzu ettiği şekilde dizginlemek suretiyle afîf olanların saffında yer almaktır.

Bu, pek de kolay bir şey değildir. Birey iffetini hayâdan yoksun bıraktığında iş daha da zorlaşır. Hayâ olmadığı zaman, iman noktası dahi sıkıntıya girer. Zira “Hayâ ve iman ayrılmaz ikili.” sayılmıştır. Peygamberimiz (s.a.s.): “Her dinin bir ahlakı vardır, İslam dininin ahlakı da hayâdır” demiş ve “Allah’ım senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum” diye duada bulunarak hem hayânın önemi hem de Allah’tan dilenmesi gereken özelliklerin/ahlakın neler olduğunu da öğretmiştir bizlere.

İffetsizlik insanı şehvete esir kılarak manevi köleliğe iter insanı. İffetsiz birey, iradesinden yoksun bir halde arzu ve şehevi duyguların peşinde sürüklenir durur.

Başka bir ifadeyle insanların, dine ve öngördüğü edebe aykırı söz ve davranışlardan uzak durarak, en tabii duygu, arzu ve isteklerini “Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar… Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. 24/33” emri gereğincemeşru dairede karşılamasıdır.

İFFET ve ÖNEMİ

Ahlâk bilginlerine göre, ister mide istekleri olsun ister cinsel istekler olsun, her türlü nefsânî arzulara aşırı düşkünlük, insanı bir bakıma hayvanlaştırır. Çünkü hayvanlar gibi bu insan da tutkularını dizginleme erdemini gösterememiştir.
Hz. Peygamber (s.a.s.) de, "En kötü kul, hevâsına kul olup da dalâlete düşün kimsedir" (Tirmizî, "Kıyâmet", 17) buyurmuştur. İşte iffet erdemi, insanı böylesine tehlikeli olan tutkulardan koruyup kollayan, zaaf göstermesini engelleyen bir bariyer ve ona hayvanî eğilim ve tutkuları karşısında bağımsızlık kazandıran ahlâkî bir donanımdır.

İffetsiz bireyler çoğalıp toplumsal iffetsizlik derecesine vardığında, ilahi ikazların haricinde; toplumda huzursuzluk ve hatta kargaşa oluşmaya başlar. Peki, bu denli önemli olan iffet nedir ve kim belirler? Kime göre iffet? Kimin iffeti?

İşte bu sorulara cevap aramak iffet kadar önemlidir. Ya tuz bozulmuşsa! İffet mefhumunu belirleyenler iffetsizleşmişse, bu sorular daha bir önem kazınır…

Günümüzde toplumsal birçok sıkıntıya gebe olan gayrı meşru ilişkilerin yegâne sebebi olan iffetsizlik, sıradanlaşmış ve bırakın gayrı meşru ilişkileri yapmayı ona götürecek haller dahi yasaklanmışken türlü isimlerle sıradan, normal bir ilişki halini almıştır. Allah, “Zinaya yaklaşmayın! O; hayâsızlık, çirkin, aşağı bir iş, kötü bir yoldur. 7/32” demektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) de, “Zina fakirlik getirir”, buyurmuşlardır…

İffet bu kadar övülmüş ve tavsiye edilmiş bir huy olmakla beraber; iffetli olanlara iftira etmek de bir o kadar yerilmiş hatta büyük günahlardan sayılmıştır. Peygamberimiz (s.a.s.), insanı mahveden yedi şeyin arasında “Namuslu kendi halinde olan Mü'min kadınlara zina iftirası yapmayı" da saymıştır. Aslında iftira da bir nevi iffetsizliktir denilebilir.

“Ahlâk kitaplarında iffetin bir tür özgürlük kaynağı olduğu belirtilir. Çünkü öz­gür olmak isteyen kişinin öncelikle tutku­larının baskısından kurtulması gerekir. Râgıb el-İsfahânî, "En alçaltıcı kölelik şeh­vet köleliğidir" derken, İbn Miskeveyh, iffet erdemini kazanmış insa­nın tutkularına kul olmaktan kurtulup özgürleşeceğini belirtir. Gazzâlî, insandaki mevki tutkusu üzerine yaptığı tahlilleri sırasında aynı gö­rüşü daha ayrıntılı olarak ifade eder.”[1]

Maddi doyumlara ve nefsânî isteklerdeki aşırılıklardan kurtularak "Kalbin if­fetini" sağlayanlara ne mutlu! Bu da her anının; “Andolsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız. Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zapt ederler. 50/17-18” şuuruyla kayıt altında olduğunu bilip buna inanmakla mümkün olabilir. Mobese kamaralarını anımsayın… Bir de; “O, Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. 6/3”

Yahya b. Muâz er-Râzî’nin dediği gibi; “Dünya kendisini terk etmeden önce kendisi dünyayı terk eden, içine girmeden önce kabrini inşa eden ve Rabbinin huzuruna varmadan Rabbini razı edebilene müjdeler olsun!”

“Mümin erkeklere söyle, gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar; temiz ve erdemli kalmaları bakımından en uygun davranış tarzı budur. (Ve)Şüphesiz Allah onların (iyi ya da kötü)işledikleri her şeyden haberdardır. İnanan kadınlara söyle, onlar da gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler; iffetlerini korusunlar. 24/30,31” hitabı mucibince iffetini koruyanlardan olmamız ve Allah’ın, gerçek müminlerin vasıflarında saydığı; “Müminler, namazlarını huşu içinde kılar, boş, lüzumsuz şeylerden yüz çevirir, zekâtlarını (Zekât verecek seviyeye gelmek için gayret ederler) verir, iffetlerini korur, emanet ve ahitlerine riayet eder. 23/2-5” bu ahlaki özellikleri elde etme gayretini ihsan etmesi temenni ve dileğiyle…

[1] - İslam Ansiklopedisi TDV c: 21, s: 507