banner314

banner325

DHA YURT - ÖZEL GÜNDEM

GÜNDEM 10.01.2020, 08:46
DHA YURT - ÖZEL GÜNDEM

Diyarbakır'da tehlike saçan metruk yapılar yıkılıyor

Diyarbakır'da, yeni yerleşim yerlerinin açılmasıyla birlikte, Bağlar ilçesinde oturanlardan bazıları, çoğu gecekondu olan evlerini terk etti. Boşaltılan evler zamanla uyuşturucu bağımlılarının mekanı haline gelince mahalleli, gece saatlerinde dışarı çıkamaz oldu. Duruma el koyan Bağlar Belediyesi, tespit ettiği 250 metruk yapı için yıkım kararı aldı. Yıkımları başlayan yapıların yerine ise sosyal yaşam alanları oluşturulacak.

Diyarbakır'da yeni yerleşim yerlerinin açılmasıyla özellikle Bağlar'da vatandaşların terk ettiği gecekondu evleri, zamanla uyuşturucu bağımlılarının mekanı haline geldi. Fuhuş ve benzeri amaçlar için de kullanılan binalar yüzünden mahalleli, geceleri dışarı çıkamaz oldu. Durumu gören Bağlar Belediyesi yetkilileri, tespit ettikleri 250 yapı için yıkım kararı aldı. Yıkımları biten yapıların yerine park ve oyun alanı gibi sosyal yaşam alanları oluşturulacak. 

Bağlar Belediyesi İmar İşleri Kontrol Mühendisi Fırat Kılıç, tehlike saçan metruk yapılarla ilgili çok sayıda şikayetin geldiğini söyledi. Kılıç, "Özellikle Muradiye, Kaynartepe, 5 Nisan ve Şeyhşamil gibi mahallelerimizde bulunan ve kullanımını yitirmiş metruk yapılarla ilgili çalışma yürütüyoruz. Çünkü bu yapılarda ciddi anlamda rahatsızlıklar oluşuyor. Özellikle vatandaş şikayetlerine istinaden bu rahatsızlıklar oluşuyor. Uyuşturucu ve kötü amaçlı kullanımlar, çöp kirliliği gibi birçok sıkıntılar oluyor. Bunlarla ilgili belediye başkanımızın hassasiyeti ile bu konunun özellikle üzerinde duruyoruz. Tespit ettiğimiz metruk yapıları yasal mevzuat çerçevesinde işlemlerini gerçekleştirip yıkımlarını gerçekleştiriyoruz" dedi.

'YIKIMLAR KONTROLLÜ ŞEKİLDE YAPILIYOR' 
İlçe nüfusunun yoğunluğunun çok yüksek olduğunu ifade eden Kılıç, tespit edilen binaların kontrollü şekilde yıkıldığını ifade ederek, şunları kaydetti:
"Yaklaşık 300 bin nüfusu bulunan bir alan ve çoğu eski yapılardan oluşuyor. Şu anda tespit ettiğimiz 250'ye yakın metruk yapı var. Bunların 60'ı ile ilgili işlemimizi bitirdik. Yaklaşık 50'ye yakın yapının yıkımı başladı. Günden güne artan bir sayı var. Bu yapıların kontrollü bir şekilde yıkılması gerekiyor. Gerekli tedbirler alınarak bu yıkımlar gerçekleştiriliyor. Mühendislerimiz bu kontrolleri gerçekleştirdikten ve izni verdikten sonra bu çalışma yapılıyor. Özellikle çocuklarımız bu alanların etrafında oyun oynuyorlar. Bu anlamda tehlike arz eden yapılarda var. Onları da tespit edip mühendislerimizin kontrolünde yıkımlarını gerçekleştiriyoruz. Bu alanları ortadan kaldırdıkça vatandaşımızın memnuniyetini artırıp sosyal yaşam alanlarını daha iyi bir hale getirmeye çalışıyoruz. Bu alanları yıktıktan sonra oturma alanları ve spor alanları oluşturmaya çalışacağız. Onla ilgili çalışmalarımız devam edecek."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-------------------------------
-Metruk yapının bulunduğu sokaktan detay
-Belediye işçilerinin çalışması
-Fırat Kılıç'ın konuşması
-Yıkılan metruk binadan detay
-Yıkılan metruk binada AFAD ekiplerinin çalışması
-Genel ve detay

Haber-Kamera: Emrah KIZIL, Elif FİLİZ/DİYARBAKIR, ()
=============

Eviyle birlikte çeyizi de kül olan Fatma'nın yüzünü AFAD güldürdü

ERZURUM'un İspir ilçesine bağlı Zeyrek Mahallesi'nde, elektrik kontağından çıkan yangında 3 ev, 6 ahır kullanılamaz hale geldi. Yangında kullanılamaz hale gelen Özçelik ailesinin evinde bulunan Fatma Özçelik'in çeyiz eşyaları da kül oldu. Şubatta yapılacak düğününü hazirana erteleyen Özçelik'in yüzünü bir iş adamının hediye ettiği çeyiz eşyasını götüren AFAD ekibi güldürdü.

İspir ilçesi Zeyrek Mahallesi'nde 28 Aralık 2019 günü Ali Özçelik'e (51) ait evde yangın çıktı. Elektrik kontağından çıktığı belirlenen yangında Ali Özçelik ile birlikte Halil, İsmail ve Halil Yıldırım'a ait ev ve ahırlar da kullanılamaz hale geldi. 5 adet büyükbaşın da telef olduğu yangında Ali Özçelik'in kız kardeşi Fatma'nın çeyizi de küle döndü. Köye giderek hasar tespiti yapan Erzurum Afet ve Acil Durum (AFAD) İl Müdürlüğü ekipleri, 3 ay sonra İstanbul'da düğünü olacak Fatma Özçelik'in çeyizinin yandığını da kayıt altına aldı. Ev ve ahırları yanan ailelere acil durum desteği veren AFAD, Özçelik ailesine de 8 bin 500 TL acil durum parası ödemesinde bulundu.

ÇEYİZ HEDİYESİNİ AFAD TESLİM ETTİ
Ali Özçelik, eşi, iki çocuğu ve kız kardeşi evleri kullanılamaz hale geldiği için akrabalarının evine yerleşti. Şubat ayında yapmayı planladıkları düğünü de Haziran'a erteleyen aileye sevindirici haber Erzurum'dan geldi. Yangın sonrası hasar tespiti yapan AFAD ekibinin raporu ve yanan çeyizle ilgili yerel medyada haberlerin çıkması üzerine Ebu İshak Vakfı harekete geçti. Vakıf yöneticilerinin girişimleri sonucu ismini açıklamak istemeyen bir iş adamı 20-25 bin TL değerinde çeyiz hediyesinde bulundu. 13 koli halindeki eşyayı teslim alan AFAD ekipleri Zeyrek köyüne götürdü. AFAD Sivil Savunma Uzmanı Yavuz Kaya, çeyiz eşyasını Ali Özçelik ve Fatma Özçelik'e teslim etti.

Yangında evleriyle birlikte eşyalarının da yandığını söyleyen Ali Özçelik, ihtiyaçlarını konu komşunun desteğiyle giderdiklerini anlattı. Özçelik, çeyiz takımı yanan kardeşine gelen hediyeden dolayı mutlu olduklarını belirterek teşekkür etti. Yıllardır biriktirdiği çeyizi yandığı için üzgün olduğunu ifade eden Fatma Özçelik, AFAD'ın sayesinde yüzünün güldüğünü söyledi. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-------------------------------
-Yanan evin fotoğrafları
-Yanan çeyiz eşyasından görüntü
-AFAD aracının yolda ilerlemesi
-Ekibin çeşiz eşyasını taşıması
-AFAD görevlisi Yavuz Kaya'nın eşyaları teslim etmesi
-Ali Özçelik'in konuşması
-Fatma Özçelik'in konuşması

Haber-Kamera: ERZURUM, ()
==================

'Deniz kumunun inşaatlarda kullanılması tehlikeli'

EDİRNE'nin Keşan ilçesi Mecidiye köyü muhtarı Ali Balaban'ın, Saros Körfezi'nde 1'inci derece sit alanı olan İtalyan Koyu'ndan kumları kaçak olarak alıp, muhtarlık ve tüzel kişiliğe ait otel inşaatında kullandığının ortaya çıkmasının ardından, uzmanlar deniz kumunun inşaatlarda kullanılması halinde yaşanabilecek olumsuzluklara dikkat çekti. İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilcisi Nihat Çolak, "Maalesef deniz kumunun inşaatlarda kullanılması çok büyük sıkıntılar ve tehlikeler içerir. Bunun bilinçsizce alınması, inşaat malzemesi olarak kullanılması çok büyük sıkıntılara yol açabilir" dedi.

Keşan'a bağlı Mecidiye köyündeki Saros Körfezi'nde 1'inci derece arkeolojik ve doğal sit alanı olan ve 'İtalyan Koyu' olarak bilinen bölgeden kaçak kum alındığı yönünde İlçe Jandarma Komutanlığı'na ihbarda bulunuldu. Bunun üzerine bölgede inceleme yapan jandarma ekipleri, sahil kumunun, kamyonlarla Mecidiye köyü muhtarlığınca alındığını tespit etti. Kumlar nedeniyle çökmelerin meydana geldiği sahil, jandarma tarafından şerit çekilerek, girişe kapatıldı. Jandarma ekiplerince gözaltına alınan köy muhtarı Ali Balaban, işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Savcılıkta avukatı ile birlikte ifade veren muhtar Balaban, kum almanın suç olduğunu bilmediğini öne sürdü. Savcılıkça serbest bırakılan muhtar Ali Balaban hakkında 'Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na muhalefet'ten başlatılan soruşturma sürüyor.

'SUÇ OLDUĞUNU BİLMİYORDUM, OTEL İNŞAATI İÇİN KULLANDIK'
Mecidiye köyünün muhtarı Ali Balaban, kumun alınmasının suç olduğunu bilmediğini savunarak, "Bilseydim almazdım, aldığımız kumları köy muhtarlığı ve köy tüzel kişiliğine ait olan otel inşaatında kullandık. Eski belediye binasını köyümüze otel olarak kazandırmak için restorasyona başladık. Bu restorasyon sırasında da bizim tadilat için kuma ihtiyacımız oldu. Oradan kum alarak otel inşaatımızın restorasyonu için getirdim. Şu an adli soruşturma devam ediyor. Kamu malı olan kumu, kamu malı olan Mecidiye köyü muhtarlık binasının ve muhtarlığa ait binaların restorasyonu için aldık. Ben kamu görevlisiyim. Kumu kullandığımız yer de kamu malı. Oradan kum alınmasının yasak olduğunu bilmiyordum. Bilseydim almazdım. Bize gelip de aldığınız kumu yerine götürün, diyen de olmadı" açıklamasını yaptı.

'BÜYÜK SIKINTILAR VE TEHLİKE İÇERİR'
Saros Körfezi'nden kaçak alınan kumun inşaatlarda kullanıldığının ortaya çıkmasının ardından uzmanlar, bu durumun tehlike oluşturduğunu söyledi. İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilcisi Nihat Çolak, Saros Körfezi'ndeki olayı öğrendiklerini belirterek, şunları söyledi:

"Burada bizim mesleğimiz açısından önemli olan bunun deniz kumu olması. Maalesef deniz kumunun inşaatlarda kullanılması çok büyük tehlikeler içerir. Bunun bilinçsizce alınması, inşaat malzemesi olarak kullanılması çok büyük sıkıntılara yol açabilir. Deniz kumu, içeriği gereği yaklaşık yüzde 30 deniz suyu, yüzde 30 kadar da tuz ihtiva ettiği için, bu deniz kumunda da hem tuz kalıntıları vardır, hem de midye kabukları, organik malzemeler ve içerisinde bir çok istenmeyen malzemeler barındırır. Yıkanmadan, işlemden geçmeden, elenmeden bir kumun inşaatta yapı malzemesi olarak kullanılması son derece tehlikelidir. Hele hele deniz kumu olunca bu daha da büyük tehlikeler yaratır. Burada tahminimiz, kullanılan kumun bir taşıyıcı beton malzemesinde değil de, harç veya sıva gibi bir harç yapımında kullanıldığını tahmin ediyoruz anladığımız kadarıyla. Fakat bu da son derece tehlikeli bir durum. Bunun zararını kendi yapılarında ileride göreceklerdir. Sıvaların dökülmesiyle, patlamasıyla, çatlamasıyla karşılaşacaklardır."

'ANALİZ EDİLMESİ GEREKİR'
Çolak, deniz kumunun yapılarda, elenmeden, işlenmeden, analiz edilmeden kullanılmaması gerektiğini belirterek, "Öncelikle kesinlikle bir analiz edilmesi gerekir, eleme - yıkama işlemine tabi tutulması gerekir. Daha sonra dane çapına, kumun niteliğine göre de bir yapı malzemesi olarak kullanılmasına karar verilebilir. Ama bir çok işlemden geçmesi gerekir. Geçmediği takdirde de yapılarımızda büyük hasarlara, sıkıntılara, yapısal bozulmalarla karşılaşılabilir. Yapılarda harç olarak kullanılacak kumun özellikleri farklıdır. Resmi, tanımlanmış, analiz edilmiş, içerisinde ne olduğunu bildiğimiz kumun kullanılması gerekir. Burada aslında deniz kumunu hiçbir işleme tabi tutmadan bilinçsizce kullanılması muhtemelen yapılarında bir takım çatlak ve bozulmalara sebep olacaktır fakat burada daha kötüsü doğaya verilen çok büyük bir zarar söz konusudur. Telafisi mümkün olmayan bir zarar verilmiştir. Burada doğaya verilen zarar, kendi yapısına verilen zarardan çok daha büyüktür" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
--------------------------------
-Saros Körfezi'nde kum alınan bölge
-Oluşan çukarlar
-Körfezden detaylar
-Alınan kumların kullanıldığı otel binası
-Kumların kullanıldığı muhtarlık binası
-Muhtar Ali Balaban'ın açıklaması
-Binalardan detaylar
-İnşaat Mühendisi Çolak ile röp.
-Detaylar

Haber-Kamera: Olgay GÜLER/EDİRNE, () 
==============

İlk ve ortaokul öğrencilerine zeka oyunları seti hediye ettiler 

Atatürk Üniversitesi Oltu Meslek Yüksekokulu Tasarım Bölümü öğrencileri, ilkokul ve ortaokul öğrencilerine zeka oyunları seti hediye etti. 

Oltu Meslek Yüksekokulu Tasarım Bölümü öğretim görevlisi Ferdi Ayaz ve öğrencileri 'Köy Okullarında Zeka ve Akıl Yürütmeye Yönelik Zeka Oyunları Uygulama' projesi hazırladı. Kırsaldaki ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin yeteneklerini geliştirmeyi amaçlayan proje kapsamında öğretim görevlisi Ayaz ve öğrencilerince temin edilen zeka oyunları bulunan set, Orcuk Mahallesi'ndekt ilkokul ve ortaokul öğrencilerine dağıtıldı. 

Okullarda zeka sınıfları oluşturulacağını belirten proje sorumlusu Öğretim Görevlisi Ferdi Ayaz, çalışmalarının Atatürk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projesi tarafından desteklendiğini söyledi. Orcuk'taki ilk ve ortaokulda zeka oyunları sınıfı oluşturacaklarını vurgulayan Ayaz, "Projemizin ilk uygulamasını yaptık, çocuklarımıza 20'ye yakın oyun kazandırdık. Çocuklarımız burada sıkılmadan çeşitli oyunlar oynayacaklar" dedi.

Küçük Orcuk Köyü Ortaokulu Müdürü Ömer Sayan, "Çocuklarımızın zeka gelişimine katı sağlaması için zeka oyunları sınıfı oluşturduk. Üniversitedeki arkadaşlarımız böyle proje yapıyorlamış bizi buldular çok teşekkür ederim kendilerine böyle bir sınıf ortamıyla bu dersleri işleyelim dedik. Çeşit çeşit oyunları getirdiler. Çocuklarımızın zaten çok  oyun imkanları yok. Bu sayede hem zekalarını geliştirecekler hemde iyi vakit geçirecekler" diye konuştu. 

Küçük Orcuk Köyü Ortaokulu öğrencilerinden Esmanur Demir, üniversiteli ağabeyi ve ablalarına teşekkür ederek "Artık okulumuza geldiğimizde teneffüslerde canımız sıkılmayacak" derken, Edanaz Çevik, yeni oyun setleriyle bol bol oyun oynayacaklarını söyledi. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
------------------------------
-Okul tabelesı  
-Öğrenciler okul bahçesinde oynamaları
-Üniversitelerinin okula girişleri 
-Oyuncakları açmaları 
-Öğrenciler oyunlarla oynamaları 
-Öğrencilerin oynamaları
-Proje sorumlusu araştırma görevlisi Ferdi Ayaza Röp
-Üniversite öğrencisi röp
-Okul müdürü röp

Haber-Kamera: Murat AYDIN / OLTU (Erzurum), () 
=====================

Kaçakçılara göz açtırmayan köpekler, Ankara'da eğitiliyor

TİCARET Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü bünyesinde görevli dedektör köpekler, sınır kapılarında kaçakçılara geçit vermiyor. Ankara'daki merkezde eğitilen köpekler sayesinde, 2019 yılında sınır kapılarında piyasa değeri 1 milyon 150 lira olan yaklaşık 9 ton uyuşturucu, 160 ton kaçak çay, yaklaşık 11 milyon paket sigara ve yaklaşık 50 ton tütün ele geçirildi.

Kaçakçılıkla mücadelede gümrük muhafaza ekiplerinin en önemli yardımcıları olan dedektör köpekler, 'narkotik', 'banknot', 'çay', 'tütün', 'silah', 'mühimmat ve patlayıcı' alanlarında  kaçakçılığa engel olmak için çalışıyor. Dedektör köpekler sayesinde 2019 yılında sınır kapılarında piyasa değeri 1 milyon 150 lira olan yaklaşık 9 ton uyuşturucu, 160 ton çay, yaklaşık 11 milyon paket sigara ve yaklaşık 50 ton tütün ele geçirildi. 'Nakit dedektör' köpekleri ise 1 milyon 550 bin dolar ile 90 bin avronun ele geçirilmesini sağladı.

ANKARA'DA EĞİTİLİYORLAR
Sınır kapılarında kaçakçılara göz açtırmayan köpekler, Ankara'nın Akyurt ilçesinde bulunan Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü'ne ait köpek eğitim merkezinde eğitiliyor. 2016 yılında açılan köpek eğitim merkezinde şimdiye kadar 167 köpek eğitilerek, görev yerlerine gönderildi. Kaçakçılıkla mücadelenin bel kemiğini oluşturan dedektif köpekler, çok titiz bir elemeyle seçilerek, eğitime tabi tutuluyor. Eğitimleri üç aylıkken başlayan köpekler; sosyalleşme, gürültülü ortamlar, hareketli zeminler, ufak arama eğitimleri alıyor. Daha sonra uzman eğitmenler tarafından branşına göre, narkotik, silah, mühimmat, çay, tütün, nakit alanlarında ortalama 15 hafta eğitim görüyor. Köpekler daha sonra görev yerlerine gidiyor. Görev süreleri boyunca 2 yılda bir eğitmenleriyle tekrar merkeze gelen köpekler, bilgilerini tazeleyip, görev yerlerine dönüyor. 10 yıllık görev süresini tamamlayan köpekler, emekli olduktan sonra merkezde sahiplendirilmeyi bekliyor.

'5 FARKLI BRANŞTA EĞİTİYORUZ'
10 yıldır merkezde köpek eğitmeni olarak görev yapan Uzman Köpek Eğitmeni Uğur Yavuz, şimdiye kadar 167 dedektör köpeği eğitip görev yerlerine gönderdiklerini söyledi. Yavuz, "Şu an hali hazırda görevde olan 35 köpeğimiz taşra idarelerinde görev yapıyor. 25 yavru köpeğimiz de şu an eğitimdeler. Köpek ırkları olarak Belçika Malinois köpeği, Alman çoban köpekleri ve bu ırkların kırmasını kullanıyoruz. 5 farklı branşta eğitiyoruz. Narkotik dedektör köpeklerimize 8 madde tanıtarak, 14 haftalık bir eğitim veriyoruz. Patlayıcı silah mühimmat köpeklerine tanıtılan maddeler 16 tane olduğu için 16 haftalık bir eğitime tabi tutuluyor. Çay- tütünde 11 hafta eğitim veriyoruz. Nakit dedektör köpeklerine ise dolar, euro ve TL olarak 12 hafta eğitim veriliyor. Asayiş devriye köpeklerini de toplumsal olaylarda kullanmak üzere eğitiyoruz" dedi.

'UYUMLARINA BAKARAK EŞLEŞTİRİYORUZ'
Köpek idarecisi seçiminde de çok dikkatli olduklarını ifade eden Yavuz, "Adayları köpek eğitimi için seçim testine tabi tutuyoruz. Köpeğe nasıl yaklaşılacağı, dikkati, algısı, iletişimi bu gibi hususlara bakarak seçim testinden başarılı olanları, dönemsel olarak yıl içinde eğitimlere çağırıyoruz. Narkotik dedektör köpek kursuna gelen arkadaşlarımıza hemen köpeklerini vermiyoruz, köpeklerin ve eğitmenlerinin karakterlerinin uyumuna bakıyoruz ve ona göre eşleştirme yapıyoruz. Ekip olduktan sonra bakanlığın belirlediği görev yerlerine giderek 10 yıl boyunca ekip şeklinde çalışıyorlar" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
------------------------------
-Köpeklerin eğitimi
-Uyuşturucu madde aramaları
-Asayiş köpeklerinin saldırısı
-Eğitimlerden detaylar
-Eğitici Uğur Yavuz ile röp.

Haber-Kamera: Haluk KARAASLAN-Harun ÖZALP-İbrahim KÖRDEMİRCİ/ANKARA,()
===============

Ata sporu cirit Bayburt'ta yaşatılıyor

BAYBURT'ta düzenlenen etkinliklerle, ata sporu atlı cirit, tanıtılıp, genç nesillere aktarılmaya çalışılıyor. Kentte eksi 15 derecede, karla kaplı zeminde cirit gösterisi yapan sporcuların yarışları nefes keserken, cirite, yöre halkının yanı sıra kent ziyaretçileri de yoğun ilgi gösteriyor.

Bayburt’ta, atın ve insanın mücadelesine dayanan, erliğin göstergesi olarak yüzyıllar öncesinden günümüze gelen Ata sporu cirit geleneğinin unutulmaması için mücadele veriliyor. Türklerin yüzyıllardır Orta Asya bozkırlarında savaşa hazırlık için oynadığı cirit geleneği bölgede yaşatılmaya çalışılıyor. Kentteki tüm köylerde oynanan ve rakibin affedildiği tek spor olma özelliği bulunan cirit, vatandaşlar ve kenti ziyarete gelenlerin de büyük ilgisini görüyor. Cirit sporu için hazırlanan atlar da sahipleri tarafından maç öncesi sıkı bir antrenman programına tabii tutup, müsabakaya hazır hale getiriliyor. Kış aylarında kar üzerinde cirit oynayan sporcular, hem kıyasıya mücadele ediyor, hem de atalarından gelen bu sporu, zorlu koşullara rağmen gelecek kuşaklara aktarmak için çaba gösteriyor.

KAR ALTINA CİRİTE İLGİ
Kentte, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü tarafından düzenlenen 2020 yılının ilk cirit müsabakası da, izleyenlerin ilgi odağı oldu. Bayburtspor’un başkanı merhum Kurban Yazoğlu anısına Belediye Cirit Sahası’nda düzenlenen organizasyonda; cirit gösterileri nefes kesiyor. Hava sıcaklığının eksi 15 olmasına aldırış etmeyen Bayburtlular, kar yağışı ve soğuk havaya rağmen, yarışları, büyük bir heyecanla izliyor.

‘CİRİT BİZİM İÇİN VAZGEÇİLMEZ’
Bayburt Atlı Spor Kulübü Başkanı Arif Köprücü, bu sene 6 takımın katılımıyla ilk kez cirit ligi düzenlediklerini belirterek, “Çok güzel etkinliklere imza attık. Bayburt Atlı Spor Kulübü sporcularını tebrik ediyorum. Bayburt’ta, kışlar çok sert geçiyor ama buna rağmen cirit bizim için vazgeçilmez. Özellikle kış aylarının vazgeçilmez sporu ve bu spor kışın çok daha farklı oluyor. Elimizden geldiği kadarıyla bu geleneği yaşatmaya çalışıyoruzö dedi.

KARLI ZEMİNDE ATLAR ISINDIRILIYOR
Bayburt Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde okuyan ve müsabakalarda cirit oynayan Emirhan Görücü (14) de her hafta sonu cirit oynamaya geldiğini belirtti. Sporcu Kadir Köprücü ise her mevsim cirit oynadığını ifade ederek, “İlk olarak ciridin oynanacağı karlı zeminde atlar ısındırılıyor ve zemindeki karlar çiğnenerek eziliyor. Daha sonra ise müsabaka başlıyor. Cirit meraklıları da alkış ve sloganlarla takımlarını destekliyor. Bu bizim vazgeçilmez geleneğimizö diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-------------------------------
-Drone çekimi
-Cirit yarışlarından detaylar
-Bayburt Atlı Spor Kulübü Başkanı Arif Köprücü ile röportaj
-Cirit sporcularıyla röportaj


Haber-Kamera: Murat SÖYLEMEZ/Bayburt, () 
================

Kişilik tiplerine göre üniversite tercihi yapıyorlar

İZMİR'deki özel eğitim kurumunca, Türkiye'de iki pilot okulda uygulanan ve bir kişilik analiz yöntemi olan 'enneagram' sistemi kullanılarak öğrencilere eğitim veriliyor. Dünyaya bakış açılarına göre dokuz farklı kişilik tipinden birine yönelik eğitim alan öğrenciler, üniversite tercihlerini de bu doğrultuda gerçekleştiriyor. Böylelikle öğrencilerin kariyerlerinde daha başarılı olmaları hedefleniyor.

İzmir'deki bir eğitim kurumunca, Türkiye'de ilk kez Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından gündeme getirilen ve şu an yalnızca iki pilot okulda uygulanan bir çeşit kişilik analiz yöntemi olan 'Enneagram Kişilik Sistemi' kullanılarak eğitim veriliyor. Yöntem kapsamında, 105 soruluk bir testi çözen ve sonucuna göre 'başarı odaklı', 'mükemmeliyetçi', 'güvenilir', 'özgün', 'yardımsever', 'araştırmacı', 'iddialı', 'yenilikçi' ve 'barışçı' olmak üzere dokuz farklı kişilik tipinden birine yakın olduğu tespit edilen öğrenciler, eğitimlerini bu tiplere uygun olarak alıyor. Kişilik tipinin uygun olduğu mesleklere psikolog eşliğinde görüşmeler yapılarak yönlendirilen öğrencilerin, bu yöntemle daha başarılı olması hedefleniyor.

İzmir'de 'enneagram' temelli eğitimi ilk kez uygulayan isim olan Eğitim Uzmanı Ercan Ağlamış, "Üniversite tercihlerinde genellikle aile başka, öğrenci ise başka bir alan istiyor. Öğrencinin aslında hangi alanda mutlu ve başarılı olacağını ise kimse bilmiyor. Böyle bir ortamda sağlıklı ve doğru tercih yapmayı ise Enneagram Sistemi sağlıyor. Öğrencilerin mizaç özellikleriyle meslekler arasında bağlantı kuruluyor. Enneagram Testi'nde, testin güvenilirliğinin sağlanması için bazı kilit sorular bulunuyor. Tutarlılık oranı yüzde 70'in altına indiği zaman testi tekrarlıyoruz" dedi.

'AMAÇ KENDİLERİNİ KEŞFETMELERİ'
Enneagram'ın dokuz  ayrı kişilik tipini inceleyen, mizacı ölçen bir sistem olduğunu vurgulayan Ağlamış, "Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından gündeme getirilen bu yöntem, şu an Türkiye'de yalnızca iki pilot okulda uygulanıyor. Bu sistemin maliyetli olması nedeniyle tüm devlet okullarına hızlıca yayılması kolay değil. Öğrencilerimiz test sonrasında kendilerini keşfettiklerini söylüyorlar. Burada önemli olan kendilerini keşfetmeleri ve kariyer basamaklarını da bu doğrultuda tırmanmaları" diye konuştu.

'SADECE EĞİTİM DEĞİL EVLİLİK VE İLİŞKİ, İŞ YAŞAMI KONULARINDA IŞIK TUTUTUYOR'
Bu modelin kişiliğe bir ışık tutup, kör noktaları gösterdiğine dikkati çeken Enneagram Kişilik Sistemi'nin temsilcilerinden Fatih Aydın, "Bu eğitim kurumunda öncelikle meslek seçimi ve kariyer planlama konusunda enneagramdan faydalanıyoruz. Birçok araştırmaya göre öğrencilerin çoğu yanlış bölüm tercih ediyor. Geçici ilgiler, sadece para ve dönemsel algılar bireyi yanlış tercihe itiyor. Mizaç, karakter ve kişilik özelliklerimiz ise çok fazla değişmiyor, temelde kalıcı oluyor. Bunları tanıyıp, merkeze alırsak doğru bir kariyer planlaması yapabiliriz. Bu model aslında bizim topraklarımızdan çıkmış ve dünyaca ünlü otoriteler tarafından kullanılan bir model. İnsanlar 15 dakika içinde kendi raporunu alabiliyor. Yalnızca eğitim değil, evlilik ve ilişki, iş yaşamı konularında da ışık tutuyor" dedi.

'ARTIK EMİN OLDUM'
Testi uygulayan 12'nci sınıf öğrencilerinden Yaren Çetin, "Sorular insanın kendini tanımasını sağlıyor. Bazı sorularda tereddüt ettim. Sonuçta ise 'Barışçıl' çıktım. Yüzde 74 tutarlılık oranım vardı. Barışçıl, hem memnuniyetçi yönü fazla olan hem de uzlaşmacı bir kişiliği ifade ediyor. Bu doğrultuda en çok mutlu olacağım mesleklerin ise psikoloji, sosyoloji, hukuk gibi meslekler olacağını öğrendim. Bu meslekler daha önce de hedefimdi ve bu testle birlikte artık emin oldum" diye konuştu.

Testi çözen bir diğer öğrenci İhsan Altınok(18) ise, şunları söyledi:

"Bu testle kendimi tanımadığımı anlamış oldum. Testin sonucunda tip 6 yani 'Güvenilir' olarak kişiliğim tespit edildi. Bu doğrultuda da mühendislik ve tıp gibi dallara yatkın olduğumu öğrendim."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-------------------------------
-Öğrencilerle röp.
-Testi çözen öğrencilerden görüntü
-Enneagram Kişilik Sistemi'nin temsilcilerinden Fatih Aydın ile röp.
-Eğitim Uzmanı Ercan Ağlamış ile röp.
-Genel ve detay görüntüler

Haber: Hande NAYMAN - Kamera: Tekin GÜRBULAK / İZMİR, () 
=================

Eşine yardımla başladı, azmiyle aranan usta oldu

MANİSA'da, Hatice Şeşen (47), eşine yardım etmek için başladığı elektronik eşya tamirinde, merakı, becerisi ve azmiyle erkeklere taş çıkarıp, kentte aranan usta oldu.

Gördes'te evinin bahçesinde halı dokuyan 2 çocuk annesi Hatice Şeşen, elektronik eşya tamircisi eşi Rıfat Şeşen'e (51) destek için yardım etmeye başladı. Gün geçtikçe tamirat işini öğrenen Hatice Şeşen, 10 yıl önce eşiyle birlikte Şehzadeler ilçesinde dükkan açtı. İşin yükünü üstlenen Hatice Şeşen, becerisi ve azmiyle erkek meslektaşlarına taş çıkardı. Kilolarca ağırlığa sahip beyaz eşya malzemelerini söken, tamir eden ve müşterilerine teslim eden Hatice Şeşen, aranan bir usta oldu. Kadınların kimseye muhtaç olmamasını dileyen Hatice Şeşen, şöyle konuştu:

"Önce eşimle birlikte malzemeleri tanıdım. Onunla malzemeleri söküp taktım. Sürekli izleyip öğrendim. Şimdi çamaşır, bulaşık makinesi, klima, kombi, buzdolabı tamiratını yapıyorum. Makineleri söküp takıyorum, topluyorum. Eşim emekli oldu. Bana arada yardımcı oluyor" dedi. Dükkana gelen müşterilerin kadın tamirciyi gördüklerinde şaşırdıklarını söyleyen Şeşen, "Usta nerede?' diyorlar. 'Benim' diyorum. Önce temkinli yaklaşıyorlar sonra işi yapınca 'vay be' diyorlar. Çoğu insan takdir ediyor. Erkeklerin daha sağlam yapacağını düşünüyorlar. Ben işimi çok seviyorum. Kadınlar yapamayacaklarını düşünmesin. İstemek önemli. Ben muhtaç olmaktan çok korkarım. Kimseye muhtaç olmayalım."
Hatice Şeşen'in eşi Rıfat Şeşen de yıllarca birlikte çalıştıklarını ve eşine iş konusunda güvendiğini söyledi. Rıfat Şeşen ise, "Eşimle gurur duyuyorum. Kadınların da bu tarz meslekleri yapabilmesi çok güzel bir şey" dedi.

MÜŞTERİLERDEN TAM NOT
Beyaz eşyalarını sürekli tamir için Hatice Şeşen'e getirdiğini anlatan Terzi Ceyhun Okol (35), "Ben buraya beyaz eşyamı tamire getirdiğimde Hatice ablayı karşımda görünce şaşırdım. 'Siz mi yapacaksınız' dedim. 'Evet' deyince tereddüt ederek bıraktım ama sonunda tamir edildiğini görünce şaşırdım ve takdir ettim" dedi. Bir diğer müşteri telefon tamircisi esnafı Mustafa Yıldırım (47) ise "Hatice hanımın yaptığı iş bizim için gurur verici bir olay. Bir kadının her şeyi başarabileceğinin, her şeyin üstesinden gelebileceğini kanıtlamasıdır. Bu işlerin sadece erkeklerin yapamayacağını gördük. Kendisini tebrik ediyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-------------------------------
Hatice Şeşen'in dükkanından genel görüntü
Hatice Şeşen'in çamaşır makinesi tamirinden görüntüsü
Hatice Şeşen'in çalışmasından genel görüntü
Hatice Şeşen, eşi Rıfat Şeşen röp.
Müşteriler Ceyhun Okol ve 

Haber- Kamera: Cemil SEVAL / MANİSA, ()
=============================

İzmir'de 'İnciraltı planlaması' çıkmazı

İZMİR'in en değerli alanlarından birisi olan Balçova ilçesi İnciraltı bölgesindeki toplam 5 bin dönümlük tarım alanının, sağlık turizmine açılması için yeniden planlanmasını isteyen hak sahiplerinin bekleyişi sürüyor. İnciraltı Gelişim Derneği (İNGEDER) Başkanı Tayfun Karabulut, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın bölgeye dair yeni bir İmar Planı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı. Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Tevfik Türk ise söz konusu bölgenin tarım alanı olduğuna ve yıllardır üretim yapıldığına dikkati çekip, bu şekilde korunması gerektiğini kaydetti.

Balçova ilçesinde İnciraltı bölgesi 1991 yılında turizm bölgesi ilan edildi. Karar Resmi Gazete'de de yayımlandı. Ancak o günden bugüne kadar hiçbir çalışma yapılmadı. 2 bin 700 hak sahibi, kısmen tarım arazisi, kısmen de SİT alanı olan toplam 5 bin dönümlük arazi üzerinde yıllardır bir çalışma yapamadıklarını ileri sürüp, bölgenin sağlık turizmine açılması için yeniden planlanmasını istedi. İnciraltı Gelişim Derneği Başkanı Tayfun Karabulut, yıllardır bölgenin planlanması için mücadele verdiklerini belirtip, "Burada yaşayan beşinci nesil, halen alanın planlanmasını bekliyor. İnciraltı'nın 1991 yılında Resmi Gazete'de turizm bölgesi ilan edilmesiyle birlikte biz toprak sahipleri olarak umutlandık. Artık bölgenin turizme açılacağı beklentisi oluştu. Ancak yıllardır herhangi bir çalışma yapılmadı" dedi.

'SU TUZLU YAKINDA AĞAÇLAR BİLE KURUYACAK'
Bölgenin Adnan Menderes Havalimanı'na 22 kilometre mesafede olduğuna ve şehir için ciddi bir değerinin bulunduğunu ancak kendilerinin arazilere sadece uzaktan baktığına dikkati çeken Karabulut, "Bu durumun artık değişmesi gerekiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı şu an buranın planlanması için çalışmalara başladı" dedi.

İmar planlarında bölgenin tarım alanı olarak görüldüğünü fakat arazilerde kullanılan suda tuz oranının arttığını ve bir süre sonra bölgedeki ağaçların bile kuruyacağını ileri süren Karabulut, "Son yıllarda tuz oranı arttığı için buradaki kuyu sularını kullanamaz olduk. Bölgede şehir şebekesi olmadığı için de bu alanda tarım yapma imkanımız ortadan kalkıyor. İnciraltı toprak sahipleri olarak kesinlikle bu bölgede gökdelen istemiyoruz. Bu bölgenin konut olmasını da istemiyoruz. Kısmi konut alanları olabilir ama buranın sağlık turizmi odaklı planlanması lazım. Çünkü İzmir'in buna ihtiyacı var. İzmir'in işsizlik sorunu var, tanıtım ihtiyacı var. Burası 2015 ve 2020 EXPO'sunda dünyaya tanıtıldı. Eğer bu bölge planlanırsa, 15 bin kişi istihdam edilecek. Sağlık turizmine açılırsa, en az 100 bin nitelikli turist kazandırılacak. Buranın yatırım değeri en az 7 milyar dolar. Eğer yatırımcı çekebilirsek, en az 10 milyar dolarlık yabancı sermayeyi bu şehre çekme şansımız olacak" diye konuştu.

Karabulut, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Belediye Meclisi üyelerinden de, kendilerine destek vermelerini istedi.

'BURASI TARIM ALANI OLARAK KORUNMALI'
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Tevfik Türk ise, Toprak Koruma Kanunu'na göre bölgenin tarım alanı olduğunu, üzerinde üretim yapıldığını, seracılık faaliyetlerinin devam ettiğini belirtti. Bu bölgenin kesinlikle amacının dışında kullanılmaması gerektiğini savunan Türk, "Zamanında bağ evi olarak yapılacağı gerekçesiyle inşa edilen evler, villaya dönüştürüldü. Çevresi kentleşmeye açıldı ama alan tarım bölgesi. Burası tarım alanı olarak kalmalı ve korunmalı. Çünkü burada bir üretim yapılıyor. Bölgenin imara açılması demek, yapılaşmaya açılması anlamına geliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın tarım arazilerinin korunması ve geliştirilmesi yönünde ciddi çalışmaları var. Bu çalışmalarla tezat bir çalışma yapılmamalı" dedi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın bölgeye dair koruma amaçlı imar planı yapma yönünde çalışmasının bulunduğunu hatırlatan Türk, "Burada daha önce yapılan imar planı, alanın tarım arazi olması nedeniyle mahkeme kararı ile iptal edildi. Yapılacak değişikliklerde bunlar göz önünde bulundurulmalı" dedi.

Suların tuzlu olması nedeniyle artık tarım yapılamayacak noktaya gelindiği iddialarına yanıt veren Türk, şunları söyledi:

"Burası denize yakın bir bölge. Yeraltı su seviyesinin düşmesi, fazla miktarda su tüketimi, doğal olarak suların tuzlanmasına neden oluyor. Ama bu şu demek değil; burası tuzlanıyor, toprak tuzlanıyor. Biz burada tarımı bırakalım. Böyle olmaz. Bu gerekçeler doğru gerekçe değil. Sular tuzlu ama bu önlenebilir. Su kullanımını düzenlenebilir." 

Taraflar şimdi Bakanlık tarafından yapılan planların tamamlanmasını bekliyor.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-------------------------------
-İnciraltı tarım arazisinden görüntü
-Bölgenin görüntüsü
-Tayfun Karabulut ve Tevfik Türk ile röp.
- muhabiri Umut Karakoyun'un anonsu
-Genel ve detay görüntüler

Haber: Umut KARAKOYUN - Kamera: Melis KARAKUZULU / İZMİR, ()
=============================

Ahşaptan yaptığı ürünlere Bulgaristan'da yoğun talep

TEKİRDAĞ'ın Ergene ilçesinde, 23 yıllık marangoz ustası Hasan Özlem (60), Bulgaristan'dan bir müşteriye yaptığı ahşap vazo sonrası siparişlere yetişemiyor. Yaptığı işlerden kalan parçalar ile ağaç sanatı yaptığının altını çizen Hasan Özlem, "Ben ağaca hayat veriyorum. Bir vazo da 400 parçanın birleşmesiyle oluyor" dedi.

Bulgaristan'dan, 1992 yılında Türkiye'ye gelerek Ergene ilçesine yerleşen evli ve 2 çocuk babası marangoz ustası Hasan Özlem'in kapı, dolap ve gardırop gibi eşyaların yanı sıra arta kalan malzemelerle ahşaptan yaptığı vazo ve bardaklar yoğun ilgi görüyor. Alışveriş için şehre gelen Bulgaristan vatandaşlarının ürünlere ilgi gösterdiğini belirten Özlem, özellikle Bulgaristan'dan gelen taleplere yetişmekte zorlandığını kaydetti. 

'AĞACA HAYAT VERMEKTEN MUTLUYUM'
Ağaca hayat vermekten mutlu olduğunu belirten Özlem, "1996 yılında marangoz dükkanı açtım. Kapı, dolap ve gardırop yapıyorum. Neden bardak yapmıyorum diye düşündüm. Sonra bardak yaptım. Vitrine koydum. Bardaklar satıldı. Sonra tekrar yaptım ve başka ne yapabilirim dedim. Desenli olarak iki ağacı birleştirip tabak yapmaya başladım. Derken fıçı, vazo yaptım. Vazo için kendime göre küçük bir torna makinesi yaptım. Sonra değişik boylarda vazo yapmaya başladım. Talepler artmaya başladı. Vazo ve bardaklara Bulgaristan'dan çok talep geldi. Bu arada diğer işlerimi de yapıyorum onları da aksatmıyorum" dedi.

'AĞACA HAYAT VERMEK ÇOK FARKLI BİR DUYGU'
Yaptığı işlerden kalan parçalar ile ağaç sanatı yaptığının altını çizen Hasan Özlem, "Ben ağaca hayat veriyorum. Bir vazo da 400 parçanın birleşmesiyle oluyor. Bu parçaların her birini tek tek yapıştırdıktan sonra tornada bu hale getiriyorum. Yolda gördüğüm ağaç parçalarını alıp onlara hayat veriyorum. Baktığım zaman vazomu, yoksa tabak mı olacak diye anlayabiliyorum. Bir ağaca hayat vermek çok farklı bir duygu. Ben çok mutluyum. Sobada yanacak bir ağacı alıp onu değişik objelerde değerlendirip hayat veriyorsunuz. Bu bana çok mutluluk veriyor. Ben kalan parçaları yakmıyorum. Topladığım parçaları biriktirip bir gün lazım olur diye saklıyorum" dedi. 

Mesleğe olan ilginin azaldığını ve çırak yetiştiremediğini ifade eden Özlem, "Çırak yetişmiyor. Dört beş senedir çocuklar bile gelip, 'uçurtma çıtası var mı?' diye sormuyor. Çırak maalesef yok. Herkes masa başı, kravatlı işte çalışmak istiyor. Benim hayalim gençleri yetiştirmek. Onlara ahşap sanatını sevdirmek. Gelsinler sorsunlar, 'nasıl yapıyorsun?' diye. Ben de onlara hepsini anlatırım. Meslek saklamak olmaz. Bu ahşap işiyle uğraşsınlar çok isterim" diye konuştu.

'İLÇEMİZ İÇİN BÜYÜK KAZANÇ'
Ergene Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Cebeci ise, "Bu  marangoz atölyesi önünde geçerken yapılmış tabakları gördüm ve içeriye girdim. Çok güzel yapılmış, vazo, el arabası, biblolar, bardaklar ve tabakları gördüm. Çok mutlu oldum. Bu ilçemiz için sanatsal anlamda büyük bir kazanç. İlçemizde sektör olabilme anlamında bir çalışma başlattık. Burada hakiki ahşap sanatı yatıyor" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
------------------------------
-Marangoz dükkanında çalışma
-Vazo yapımı,tabak ve ürünlerin yapılması
-Hasan Özlem ile röp.
-Başkan Yardımcısı Mehmet Cebeci ile röp.
-Ürünlerden detaylar
-Yapılmış ürünlerin sergilenmesi
-Detaylar

Haber-Kamera: Mehmet YİRUN/ERGENE(Tekirdağ),()- 
==============================

Çaldıran buz tuttu

DOĞU Anadolu Bölgesi'nde etkili olan soğuk hava, Türkiye'de sıcaklığın en düşük olduğu bölgelerden Van'ın Çaldıran ilçesinde, hayatı olumsuz etkiliyor. Hava sıcaklığının sıfırın altında 23 dereceye kadar düştüğü ilçede her yıl olduğu gibi ağaçlar kırağı, akarsu ve dereler ise buz tuttu. 

Bölgede, kar yağışının ardından etkili olan soğuk hava, yaşamı olumsuz etkiliyor. Türkiye'deki en düşük sıcaklığın 9 Ocak 1990 tarihinde sıfırın altında 46.4 derece olarak ölçüldüğü Van'ın Çaldıran ilçesinde, bu yıl da kış zorlu geçiyor. Çaldıran'a 12 kilometre uzaklıktaki Bezirhane Mahallesi'nde hava sıcaklığı sıfırın altında 23,1 dereceyi gördü. Etkili olan soğuk nedeniyle yaşam durma noktasına geldi. İlçede soğuk hava nedeniyle, ağaçlar, sular, çatılar dondu. Van'a 110 kilometre uzaklıktaki ve denizden 2 bin 50 metre yükseklikteki ilçede soğuk hava nedeniyle tarım faaliyetleri de kısıtlı yapılıyor.

Meteoroloji yetkilileri, Çaldıran'ı 8 Ocak günü Türkiye'nin en soğuk ilçesi olarak kayıtlara geçirdi. Yılın 6 ayını kar altında geçiren Çaldıran'da hava sıcaklığı, Temmuz ve Ağustos ayları dışında geceleri sıfırın altında ölçülüyor.  

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
------------------------------
-Buz tutan ağaçlar
-Çatıları buzlu evler
-Muhabir anonsu
-Buz tutan çamaşırlar
-Evler, çevre ve ağaçlardan genel detaylar

Haber: Gülay KUYUCU- Orhan AŞAN/ÇALDIRAN (Van), ()
===============================

Bu müzede 240 hayvan ırkına ait 340 yumurta sergileniyor

AFYONKARAHİSAR'da, Türkiye'nin ilk Yumurta ve Sanatları Merkezi'nde, 240 hayvan ırkına ait 340 yumurta sergileniyor. Kanatlı hayvan, vahşi hayvan ve balık türlerinin yumurtalarından oluşan, aralarında 10 sanatçının tasarladığı 100 yumurtanın da yer aldığı merkezde en dikkati çeken ise köpekbalığı yumurtası ile ipekböceği yumurtası oldu.

Dünyada 5 ülkede bulunan Yumurta ve Sanatları Merkezi'nin 6'ncısı, yaklaşık 1 yıl önce, Türkiye'nin en fazla yumurta üretiminin yapıldığı Afyonkarahisar'da açıldı. Özel sektör ve devlet iş birliğinde, hayırsever Mehmet Kumartaşlı'nın desteğiyle yaptırılan merkeze, Kumartaşlı'nın babasının adı verildi. İsmail Kumartaşlı Yumurta Sanatları Merkezi'nde kanatlı hayvan, vahşi hayvan ve balık türlerinden oluşan 240 hayvan ırkına ait 340 yumurtanın yanı sıra, 10 sanatçı tarafından tasarlanan 100 yumurta da sergileniyor. 100 yumurta dışındakilerin belirli aralıklarla veteriner incelemesinin ardından değiştirildiği merkezde, en dikkati çeken ise köpekbalığı yumurtası ile ipekböceği yumurtası oldu.

AMAÇ YUMURTA SANATINI ÖNE ÇIKARMAK
İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Tanır, yumurta borsasının merkezi olan Afyonkarahisar'da yaklaşık 20 milyon tavukla, yılda 18 milyona varan yumurta üretimi yapıldığını söyledi. Yumurtanın kalbi olan Afyonkarahisar'da yumurta ve sanatları üzerine bir müze açılmasının şehre önemli katkı sağladığını vurgulayan Tanır, şöyle konuştu:

"Afyonkarahisar İsmail Kumartaşlı Yumurta ve Sanatları Müzesi bu alanda Türkiye'deki ilk müzedir. Afyonkarahisar için de Türkiye için de büyük bir şanstır. Dünyada Ukrayna, Rusya, Çin, ABD ve Avusturya'da yumurta ve sanatlarıyla ilgili müzeler bulunuyor. Afyonkarahisar'da hizmet veren müzemiz, diğer ülkelerdeki müzelerden daha değerli ve seçkin eserlerin bulunduğu bir müze olma özelliği taşıyor. Biz Afyonkarahisar'da markalaşma adına Afyon Kocatepe Üniversitemizde bulunan Müzik Müzesi, Çeşmeli Konak, Arkeoloji Müzemiz gibi müzelerimizle beraber yeni bir destinasyon alanı, yeni bir müze oluşturmuş olduk. Açıldığı günden itibaren İsmail Kumartaşlı Yumurta ve Sanatları Müzemize 10 bini aşkın ziyaretçimiz gelerek, inceleme fırsatı buldu. Bu sayıya ulaşmaktan dolayı çok mutluyuz. Yumurta ve Sanatları Müzemize gerçekleştirilen ziyaretler bize de yeni bir ziyaretçi profili ve yeni bir ziyaret alanı oluşturma adına önemli bir çalışma oldu."

10 USTANIN 100 ESERİ VAR
22 ilden yumurta sanatıyla uğraşan ustalara ait 100 eserin merkezde yer aldığını aktaran Tanır, "Müzemizde 240 hayvan ırkına ait 340 yumurta bulunuyor. Oyma, boyama ve işleme sanatlarıyla ilgili sanatçılarımız tarafından hazırlanan 100 eser de müzemizde sergileniyor. 22 ilden getirilen bu yumurtalarla beraber, vahşi hayvanlara ait yumurtaları da müzemizde ziyaretçilerimizin görmesi mümkün. Kum köpekbalığı yumurtasından piton yumurtasına, ipekböceği yumurtasından kaz yumurtasına varıncaya kadar böyle bir zenginliğe sahip. Aynı zamanda tahnitlerimiz var, çocuklarımızın eğitimleri amacıyla da kullandığımız bir mekan haline geldi. Dolayısıyla Afyonkarahisar'ın markalaşması adına Yumurta ve Sanatları Müzesi önemli bir görevi yerine getiriyor" diye konuştu.

EN İLGİNÇ OLANI KÖPEK BALIĞI VE İPEK BÖCEĞİ YUMURTASI
Müzenin en ilginç yumurtasının köpekbalığı yumurtasıyla ipek böceği yumurtası olduğunu anlatan Müdür Tanır, "İstanbul'dan getirdik. Dolayısıyla buraya gelenler tavuk yumurtalarını, güvercin yumurtalarını, kaz yumurtalarını ve yılan yumurtasından tutun da diğer canlıların yumurtalarını gördükten sonra köpekbalığı yumurtası ve ipek böceği yumurtasını görünce daha da heyecanlanıyor. 240 ırka ait yumurtanın burada bulunmasını, bu müzenin ayrı bir zenginliği olarak ifade edebiliriz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
------------------------------
- Yumurta türlerinden detaylar
- Ustalar tarafından hazırlanmış eserlerden detaylar
- Öğrencilerin müze ziyaretlerinden detaylar
- Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Tanır'ın açıklamaları

HABER- KAMERA: Mustafa KILINÇ/AFYONKARAHİSAR, ()
=============================

Anı olsun diye çektiği videodaki gibi yaşamını yitirdi

ANTALYA'da 20 gün önce geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitiren Akdeniz Böbrek Hastaları ve Organ Sosyal Yardımlaşma Derneği (AKBÖHONDER) üyesi Ali Baş'ın (28), 2 ay önce anı olması için yeğeniyle çektiği videoda, kalp krizi geçirme anının canlandırmasını yaptığı ortaya çıktı.

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde, 8 yıl önce by-pass, 5 yıl önce de böbrek nakli olan Ali Baş, yaklaşık 3 yıldır bu hastanede çalışıyordu. Tedavi süresince yaptığı katkılar nedeniyle AKBÖHONDER üyeliğine kabul edilen Baş, derneğin 'İl İl Türkiye' etkinliklerine de katılıp, sosyal projelerle organ bağışına katkı sağladı. Ali Baş, Antalya'da 20 gün önce bir arkadaşının evine ziyarete gittiği sırada geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

VİDEODA KALP KRİZİ CANLANDIRMASI YAPMIŞ
Ali Baş'ın, 2 ay önce yeğeniyle çektiği videoda, kalp krizi geçirme anının canlandırmasını yaptığı ortaya çıktı. Ali Baş yeğeni Gülsüm ile çektirdiği videoda kalp krizi geçirmiş gibi yaparken, yeğeni de kalp masajı yapıp onu hayata döndürüyor.

'AKLINA GELEN BAŞINA GELDİ'
Videoyu gördüklerinde şoke olduklarını belirten arkadaşları, Ali Baş'ın aklına gelenin başına geldiğini söyledi. Arkadaşları, Ali Baş'ın Sivas'a gitmeden önce kendilerine, "Yeğenlerimle hastalığım nedeniyle doyasıya zaman geçiremedim. Şimdi iyiyim, memlekete gideyim de büyümeden onlarla anı biriktireyim" dediğini kaydetti.

AKBÖHONDER Başkanı Mehmet Şahan ise videonun Ali Baş'ın Sivas'taki ağabeyinin evinde çekildiğini belirterek, "Demek ki içine doğmuş ve hatıra kalsın diye bu videoyu çektirmiş. Hayat doluydu, arkadaşları tarafından çok sevilirdi. Şimdi bizler ve tüm ailesi bu videoya bakıp onu anıyoruz" diye konuştu.

Şahan, Ali Baş'ın 8 yıl önceki by-pass ameliyatının çok başarılı geçtiğini, son zamanlarda yapılan muayenelerinde 2 kalp damarının yeniden tıkalı olduğunun tespit edildiğini, yeni bir operasyon için istekli olduğunu, ancak kalbinin o zamanı kendisine tanımadığını aktardı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
------------------------------
Akdeniz üniversite hastanesi dış plan görüntü
Organ nakil merkezi dış plan görüntü
Organ nakil derneği dış plan görüntü
Ali Baş yeğeni ile birlikte çektiği kalp krizi videosundan görüntü
RÖP: Mehmet Şahan

HABER: Erol AKKIR-KAMERA: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA,()
=============================

Çilek, üreticisinin yüzünü güldürdü

ANTALYA'da, 2018 yılında hastalık nedeniyle rekoltesi düşen çilekte bu sezon üreticilerin yüzü güldü. Üreticiler, şu an kilosu 10 TL olan çilekte, dönümden haftalık 100 kilogram ürün toplandığını söyledi. 

Turizm kadar örtü altı üretimde de adından söz ettiren Antalya'nın Serik ilçesine bağlı Kadriye ve Belek mahalleleri, çilek üretimiyle dikkati çekiyor. İki mahallede üretim yapan çiftçilerin tamamına yakını, geçimlerini sadece çilekten karşılıyor. Geçen yıl hastalık ve bazı çilek fidelerinin erkek çıkması nedeniyle rekoltesi düşen ve fiyatı tavan yapan çilekte bu sezon, hem üreticinin hem de tüketicinin yüzü güldü. 

Çilek üreticisi Mehmet Ayaz, bu sezon hastalık olmadığını belirterek, domates ve biberden zarar ettiği için çilek üretimine başladığını anlattı. Ayaz, "Hem fiyatlar hem de kalite güzel. Geçen sezon hastalık vardı, bu sezon yok. Memnunuz. Çilek çiftçi için iyi bir ürün. Riski çok az. Afet olmadıktan sonra mutlaka para kazanırsın. Çilekte dönümden, haftalık 100 kilogram ürün toplanıyor. Halde şu anda kilogramı 10 TL" dedi.

Üretici Ali Ayvaz ise çileğin bakımının düzenli yapılmasının önemli olduğunu vurguladı. Sezonun güzel geçtiğini belirten Ayvaz, 2018 yılında yaşadıkları zorluğu bu sene yaşamadıklarını kaydetti.

Hasan Çağlar da maliyetin yüksek olduğunu, şu an başa baş kazandığını söyledi. Çağlar, çileğin mart ayından sonra para kazandıracağını düşündüğünü dile getirdi. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
------------------------------
-Seraların detay görüntüleri
-Seraların drone görüntüleri
-Sera sahipleri Mehmet Ayvaz ve Ali Ayvaz ile röp
-Çileklerden detay görüntüler

Haber: Alparslan ÇINAR- Kamera: Emrah GÜL/ANTALYA, ()
=============================

Kızı için bu kez kırık elbise dolabından tekne yaptı

HAKKARİ'nin Yüksekova ilçesinde, daha önce 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nü görmek isteyen kızı için köprünün maketini yapan Aydın Güder (32), şimdi de kızı için kullanılmayan elbise dolabından tekne yaptı.

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde, Aydın Güder, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nü görmek isteyen kızını İstanbul'a götüremeyince köprünün ışıklı ve martı sesli maketini yapmıştı. Haberi gören İstanbul Büyük Şehir Belediyesi yetkilileri ise Yağmur'u İstanbul'da misafir ederek, İstanbul'un tarihi yerlerini gezdirip boğaz turuna çıkarmıştı. Şu anda 11 yaşında olan Yağmur'un aklında ise boğaz turu ve deniz havası kaldı. Baba Güder de kızı Yağmur için tekne maketi yapmaya karar verdi. Kızı okulda veya dışarda olduğu zamanlarda tekneyle uğraşan Güder, elbise dolabından yaptığı maket tekneyi kızı okuldan dönünce sürpriz yaparak kendisine gösterdi.

AKLINDA BOĞAZ HAVASI VE TEKNELER KALDI
Baba Güder, 2017'de kızının en büyük hayalinin İstanbul'u ve 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nü görmek olduğunu belirterek, "Kızımın hayali olan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nü yapmıştım. Bunun üzerine İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, kızım Yağmur'u İstanbul'da misafir etti. Gezi sırasında aklında boğaz turu kalmıştı. Bende bu tekneyi kızım için sürpriz yaptım. Deniz havasını ve boğaz turundan bahsediyordu. Bende o boğaz turu ve deniz havasını Yağmur uyurken ve okula giderken gizli yaptım" dedi.

KIRIK EBLİSE DOLABINDAN TEKNE YAPTI
Teknenin maketinin yapımında kırık elbise dolabı, vitrin camları, dondurma çubuklarını kullandığını söyleyen Baba Güder, kızının bu sürpriz karşısında çok mutlu olduğunu söyledi. Kızı Yağmur ise babasının daha önce yaptığı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nü çok beğendiğini ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nce çağrıldığı İstanbul'da müzeleri, camilerini ve boğazı gezdiğini söyledi. Aklında en çok boğaz turunun kaldığını belirten Yağmur, "En çok aklımda kalan İstanbul boğazı, gemileri ve deniz havası oldu. Babamda beni böyle bir hasretle görünce bu tekneyi yaptı. Çok mutlu oldum. Babama ne kadar teşekkür etsem azdır. Bende ilerde bir meslek sahibi olunca babama çok güzel sürprizler yapacağım" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-------------------------------
-Tekne çalışmasından detaylar
-Teknenin ince işlerin yapması
-Okuldan gelen kızını dışarıdan karşılaması
-Aydın Güderi’n kızı Yağmur Güder’e sana bir sürprizim var konuşması
-Kızının elinden tutup eve girmesi
-Yağmur’un evdeki tekneyi görmesi ve şaşkınlığı
-Yağmur’un babasına sarılması elini öpmesi
-Yağmur’un tekneyi incelmesi
-Teknenin ışıklandırılması ve seslendirilmesi
-Tekneden genel detaylar
-Baba Aydın Güder ile röportaj
-Yağmur Güder ile röportaj
-Evden detaylar

Haber: Yaşar KAPLAN/YÜKSEKOVA (Hakkari), () 
=============================

Yıllar sürecek yargılama 2 saatte sonuçlandı

BOLU'da, 2.23 promil alkollü şekilde araç kullanırken yakalanan Y.A.'nın, 1 Ocak'ta yürürlüğe giren 'Seri Muhakeme Usulü' ile 'Alkollü Araç Kullanmak Suretiyle Trafik Güvenliği'ni Tehlikeye Sokma' suçundan yargılandığı dava 2 saat 20 dakikada sonuçlandı. Y.A., uygulama sayesinde hem yıllar sürecek olan yargılama sürecinden kurtuldu.

Yargıda 'Amerikan modeli' olarak bilinen ve ceza konusunda savcılarla şüpheliler arasında  pazarlık yapılarak davaların hızla bitmesini öngören 'Seri Muhakeme Usulü' Adalet Bakanlığı Yargı Reformu Strateji Planı kapsamında 1 Ocak tarihinden itibaren uygulanmaya başlandı. Bolu Adliyesi'nde de davaların hızlı sonuçlanması ve mahkemelerin iş yükünün azaltılması amacıyla Seri Muhakeme Usulü Bürosu kuruldu. Bolu'da bu kapsamda değerlendirilen ilk davada dün karar çıktı.

YARI ORANDA CEZA ALDI
25 Aralık 2019 tarihinde Gölyüzü Mahallesi Tavil Mehmet Paşa Caddesi'nde durdurulan otomobilin sürücüsü Y.A.'nın yapılan kontrolde 2.23 promil alkollü olduğu ortaya çıktı. Bolu Emniyet Müdürlüğü ekipleri Y.A. hakkında 'Alkollü Araç Kullanmak Suretiyle Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma' suçlamasıyla hazırladığı fezlekeyi Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi. Olayın şüphelisi Y.A., dün Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Seri Muhakeme Usulü Soruşturma Bürosu'na davet edildi. Y.A.'ya saat 10.02'de Seri Muhakeme Usulü hakkında bilgi verilerek, saat 10.12'de teklif tutanağı hazırlandı. Şüpheli kendisine atanan avukat eşliğinde seri yargılamayı kabul etti. Y.A., Bolu 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde çıktığı duruşmada 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Y.A.'nın cezası, Seri Muhakeme Usulünü kabul ettiği için yarı oranda düşürülerek 3 ay 15 gün hapis cezasına çevrildi ve hükmün açıklanması geriye bırakıldı. Talep, saat 12.21'de karara bağlanarak dava süreci sonlandırıldı.

2 SAAT 19 DAKİKALIK YARGILAMA
Y.A., Seri Muhakeme Usulü sayesinde 10.02'de girdiği adliyeden yargılanmış olarak 12.21'de çıktı. Y.A. yıllarca sürebilecek dava sürecini 2 saat 19 dakikada atlatmış olurken, ayrıca dava sonucunda alabileceği cezanın yarısını aldı.

BAŞSAVCI YAMAN UYGULAMA HAKKINDA BİLGİLER VERDİ
Bolu Cumhuriyet Başsavcısı Önder Yaman, Demirören Haber Ajansı () muhabirine yaptığı açıklamada, söz konusu uygulamanın Bolu Adliyesi'nde dün ilk kez uygulandığını belirterek, "Bilindiği üzere seri yargılama ve basit yargılama usulü Adalet Bakanlığımız Yargı Reformu Strateji Planı çerçevesinde yer alan ilkeler doğrultusunda 1 Ocak 2020 tarihinde yürürlüğe girdi. Biz de Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı olarak 7188 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi akabinde tüm çalışmalarımızı yapmıştık ve bu uygulama için hazırdık. Nitekim, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı olarak ilk uygulamamızı dün gerçekleştirdik" dedi.

Seri Yargılama Usulü hakkında bilgiler veren Yaman, "Bu usul genel soruşturma usullerinden farklı olarak hızlı, etkin ve ekonomik bir soruşturma yöntemi. Bu usulde şüpheli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davet ediliyor ve eğer çağrıya icabet ederse şüpheli Cumhuriyet Savcısı ile görüşmesinde bu usul hakkında bilgilendiriliyor. Bu bilgilendirme sonucunda şayet şüpheli seri yargılama usulünün uygulanmasını kabul ederse hemen barodan kendisine müdafi çağrılıyor ve müdafisi huzurunda da aynı teklifi kabul ettiğini beyan ederse o zaman Cumhuriyet Başsavcılığı şüpheli hakkında bir talepname düzenliyor. Hakimler ve Savcılar Kurulumuzun belirlediği ihtisas mahkemesine bu talepnamesini gönderiyor ve bu talepnameyi inceleyen mahkemede aynı gün şüpheli ve müdafisini tekrar dinleyerek ilk incelemesini yaptıktan sonra hükmünü açıklıyor. Kısaca; belirli suç tiplerine bu usul uygulandığında çok kısa zamanda etkin bir şekilde sonuca ulaşılmış oluyor" diye konuştu.

'TÜRKİYE'DE YAKLAŞIK BU ANLAMDA 200 BİN CİVARINDA DOSYA OLDUĞU BİLİNİYOR'
Başsavcı Yaman, dün ilk olarak bir soruşturmanın Seri Muhakeme Usulü ile kısa sürede sonuçlandığını belirterek, "Dün gerçekleştirdiğimiz uygulamadan örnek vermek gerekirse alkollü araç kullanan bir sürücü trafik kontrollerinde yakalanmış ve fezlekesi gönderildiğinde Başsavcılığımız şüpheliyi davet etti. Şüpheli adliyemize 10.02 gibi geldi ve mahkemede hükmün açıklanması 12.21'de tamamlandı. Yaklaşık 2 saat 20 dakikada bütün işlemleri tamamlandı. Böylelikle hem şüpheli yasada ön görülen cezanın yarısına muhatap oldu. Hem de biz bu tip soruşturmalarda harcayacağımız zamanı ve emeği daha nitelikli soruşturmalarda harcamak suretiyle hem iş yükünden tasarrufta bulunduk hem de hızlı ve etkin bir çözüme kavuşmuş olduk. Türkiye'de yaklaşık bu anlamda 200 bin civarında dosya olduğu biliniyor. Yani bu 200 bin dosyanın iş yükünden yargı çok kısa bir zamanda kurtulmuş olacak. Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı olarak da yaptığımız tespitlerde bu anlamda yılda 1000 civarında soruşturma dosyamız vardı. Biz de Seri Muhakeme Büromuzu kurarak burada 1 Cumhuriyet Savcımızı görevlendirerek 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren bu uygulamayı başlatmış olduk" dedi.

Seri Muhakeme Bürosu'nun görev alanına giren suçlar şu şekilde:
"Hakkı olmayan yere tecavüz, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, trafik güvenliğini tehlikeye sokma, gürültüye neden olma, parada sahtecilik, mühür bozma, resmi belgenin düzenlemesinde yalan beyan, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması, ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler hakkında kanununa muhalefet, rulet, tilt,langırt ve benzeri oyun aletlerinin izinsiz kullanılması, kooperatifler kanununa aykırı hareket etmek."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
------------------------------- 
-Bolu Adliyesi'nden görüntüler 
-Seri Muhakeme Bürosu'ndan görüntüler 
-Tabelalar 
-Bolu Cumhuriyet Başsavcısı Önder Yaman ile röportaj 
-Detaylar 

Haber-Kamera: Murat KÜÇÜK/BOLU,() 
=============================

Virüslerin direnci arttı, hastalıkların süresi uzadı

TÜRKİYE'de geçmiş yıllara oranla soğuk havaların geç gelmesiyle hastalıklara neden olan virüsler direnç kazandı. Virüslerin direnç kazanmasıyla birlikte hastalık süreleri de uzadı. Özellikle viral gribal hastalıklarının süresi uzarken, virüslerin en çok etkilediği ise direnci daha düşük olan çocuklar oldu. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cuma Yıldırım, virüslere karşı özellikle viral enfeksiyonlara karşı kalabalıklarda dikkatli olunması ve doğru beslenilmesi gerektiğini söyledi.

Mevsimsel şartlar, hastalıklara neden olan virüsleri de etkiledi. Geçmiş yıllardaki kış aylarına oranla bu kış viral enfeksiyon başta olmak üzere bir çok hastalık türünde artış yaşandı. Hastalıklardan en çok etkilenen kesim ise çocuklar oldu. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cuma Yıldırım, viral enfeksiyonlara neden olan virüslerin sürekli ortama göre değişim gösterdiğini ve toplu yaşam alanlarında dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

‘KURU SOĞUĞUN DAHA FAZLA HASTA EDİCİ ETKİSİ VAR’
Kar yağışının olmamasının hastalıkların artışa neden olduğunu ifade eden Yıldırım, bol sıvı tüketilmesi gerektiğine dikkat çekti. Kuru soğuğun daha çok hasta edici etkisi olduğunu aktaran Prof. Dr. Cuma Yıldırım “Hastaların önemli bir kısmı viral ve bakteriyel enfeksiyonlara bağlı oyarak gelişiyor. Mevsimin soğuk gitmesi kar yağışlarının olmaması, iklim değişikliklerinin aniden oluşması sonucu viral, bakteriyel, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarında artışlar yaşanıyor. Bunlarla alakalı sağlıklı beslenme tüm hastalıklarda olduğu gibi bu hastalıklarda da çok önemli. Özellikle viral enfeksiyonlarda bol sıvı almalarını ve hastaların dinlenmelerini daha çok tavsiye ediyoruz. Hava şartları bu hastalıkları etkiliyor. Yağmur, kar yağışı olduğu zaman soluduğumuz havanın kalitesinde değişiklik oluyor. Kar ve yağmurlu havalarda daha az enfeksiyon görüyoruz. Kuru soğuğun ise çok daha fazla hasta edici etkisi varö dedi.

'VİRÜSLER SUÇ DEĞİŞTİRİYOR'
Gribal enfeksiyonların daha çok çocuk ve yaşlılarda görüldüğünü belirten Yıldırım, Virüslerin suç değiştirdiğini söyleyerek, “Gribal enfeksiyonlar daha ok çocuk hastalarda yaşlılarda, düşkünlerde, kanser gibi kronik hastalıklarda daha çok görülüyor. Bu hastalıkta bize daha çok öksürük, aksırmak, burun akıntısı şikâyetleriyle daha çok geliyorlar. Viral enfeksiyorlar her vücut değiştirdiğinde yapısı değişiyor. Bir sonraki virüs bir öncekiyle aynı olmuyor. Her virüsün kendi özelliği kendi yapısı değişiyor. Virüsler kendi anotomik özelliklerinden dolayı her vücut değiştirdiklerinde yeni bir suç ortaya çıkıyor. Faklı bir ortala girildiğinde de bunlar görüyorö diye konuştu.

‘MEVSİME UYGUN KIYAFET GİYİLMESİNDE FAYDA VAR’
Mevsime göre kıyafet seçimi yapılması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Cuma Yıldırım, şunları söyledi:
"Kıyafetlerin mevsime uygun olarak giyilmesinde fayda var. Vücut ısısının düşmesi ile viral ve bakteriyel enfeksiyonlar arasında doğru orantı var. Vücudun eğer savunma mekanizması zayıfsa giyim çok daha önemli. Vücut ısısı düştükçe, vücuttaki fırsatçı mikroorganizmalar daha fazla hastalığa sebep oluyor. Bunun için mevsime uygun giyinmek ve çok fazla soğukta kalmamak gerekiyorö

Hastaneye grip ve halsizlik şikâyetleriyle gelen vatandaşlar ise kış aylarında kar yağışının olmaması sebebi ile hastanelerin çok yoğun olduğunu ifade ederek, ilaç yerine bitki çaylarını kullandıklarını söyledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-------------------------------
- Hastane görüntüsü
- Acile gelen hastalar
- Hastaların tedavi edilişi
- Hastaya serum takılışı
- Prof. Dr. Cuma Yıldırım ile röp.
- Vatandaşlar ile röp.
- Acildeki hastalardan görüntü
- Genel ve detay görüntüler

Haber: Mustafa KANLI Kamera: Kadir GÜNEŞ-GAZİANTEP- ()
==========================

'Zona hastalığında erken teşhis önemli' 

BÜLENT Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Emel Hazinedar, zona hastalığında erken teşhisin çok önemli olduğunu belirterek, "Genellikle beli bölgede kızarıklık ve kaşıntı gibi belirtilerle başlar. Ağrılar arttığında mutlaka bir uzmana danışılmalı. Erken teşhis edildiğinde iyileşme oranı daha hızlı olabiliyor" dedi.

BEÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Emel Hazinedar, zona hastalığının su çiçeği virüsünün sebep olduğu bölgesel döküntülü viral hastalık olduğunu söyledi. Her insanın hayatının bir bölümünde yüzde 50 oranına zonaya yakalanma riski olduğunu ifade eden Dr. Hazinedar, "İlk enfeksiyon su çiçeği enfeksiyonudur. Sonrasında hayatımızın bir döneminde vücut direnci düştüğünde omurilik bölgesinde virüs yeniden alevlenerek ilgili sinir yoluyla derinin sadece o bölgesine enfekte ederek karşımıza çıkar. Döküntüden bir hafta önce o bölgede şiddetli ağrı kaşıntı veya farklı his değişikliği fark edilebilir. Her yaşta insan zonaya yakalanma riskiyle karşı karşıyadır insan. Bazen de önemli hastalıkların habercisi olabilir. Altta yatan vücut direnci düşüklüğünü atlamamak gerekir" dedi.

'HER YAŞ GRUBUNDA GÖRÜLEBİLİR'
Sağlıklı bir kişinin tedavi edilmese bile zonanın kendiliğinden iyileşebildiğini anlatan Dr. Hazinedar, hastalığın çoğunlukla ise 50 yaş üstü kişilerde görüldüğünü söyledi. Zonanın kaşıntı ve şiddetli ağrıya neden olduğunu ifade eden Hazinedar, şöyle dedi:

"Ağrıyla çok karşılaşıldığı için erken tedavi edilmesi bizim için önemli. Sağlıklı bir kişi zona oldu hastalığı geçirdi ve ağrı devam ediyorsa bununla da ilgilenmek gerekir. Vücut direnci düşük kişilerde farklı boyutlara olaylara sebebiyet verir nadirde olsa. Yaygın zonalar olabilir ya da daha değişik enfeksiyonlara yol açabilir. Zona her yaş grubunda olabilir. Çocukluluk çağında da olabilir. 80 yaşında olan bir insan hayatının bir bölümünde yüzde 50 oranında zona geçirebilir. Zona yerleştiği bölgede kırmızı zeminde su dolu keseciklerle kendini gösterir. Sona bunlar kabuk bağlayarak zaman içinde iyileşir."

ZONA HASTALIĞI NEDENİYLE TEDAVİ GÖRÜYOR
Ereğli ilçesinde zona hastalığına yakalanan yerel gazete sahibi Fikri Kapan da yaklaşık 1 aydır evinde yatarak tedavi görüyor. Ani bir üşüme ile birlikte gelen ağrıyla hastalığa yakalandığını anlatan Kapan, şöyle konuştu:
"İki gün yüksek derecede o ağrıları hissettim. Vücudumu açtığımda özellikle sağ göğüs üzerinde bazı küçük kabarcıkları fark ettik. Ertesi gün doktora gittik. Doktora gittiğimizde kabarcıkların göğsümde, göğüs altına ve sırt kısmına doğru yayıldığını gördük. Doktorumuz zona hastalığı olduğunu söyledi. Süreci anlattı bize ancak bir sürecin bu kadar olacağını tahmin etmiyorduk. İlaç tedavisi olarak bir kremi bir de antibiyotiği var. Bunların dışında pek fazla bir ilacın etkisi olmuyor. Zor bir süreç. Ağrıları özellikle baş ağrısı ve vücut ağrıları devam etti. Yaklaşık 10 gün sonra yaralar iyileşmeye kabarcıklar gitmeye başladı ama kabuk bağlamaya başladı. Bu süreçte ise ona iyileşme dönemi diyoruz ancak o dönemde vücuttaki hassasiyet meydana geldi. İçeriden ki, sanırım sinir ucundan batmalar acı ve kaşıntı ile beraber şu anda yaklaşık tedaviye başlayalı 23 gün oldu. İyileşme sürecinde olduğumuzu biliyoruz ancak çok acı ve sancılı bir süreç."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-------------------------------
-Dr. Emel Hazinedar ile röp.
-Hastaneden detaylar
-Fikri Kapan’ın yatması
-Eşi Zeliha Kapan’ın bilgisayarını getirmesi
-Acı içinde kıvranan Kapan’ın bilgisayarda haber yazmaya çalışması
-Yatağa yatması
-Yataktan kalkarak mutfağa gitmesi
-Yürümesi
-Fikri Kapan ile röportaj

Haber-Kamera: Gürkay GÜNDOĞAN-Sinan KABATEPE/ZONGULDAK,()
==============================================

Yatalak hastaya borçları yüzünden hapis şoku

HATAY'ın Samandağ ilçesinde diyabet hastalığı nedeniyle yüzde 99 engelli hale gelen 2 çocuk babası Semir Köseoğlu (40), tedavisi nedeniyle borçlandığı ve çalışamadığı için borçlarını ödeyemedi. Hastalığı nedeniyle 9 aydır yatağa mahkum şekilde yaşayan Köseoğlu, borçlarını ödeyemediği için 3 aylık hapis cezasıyla karşı karşıya kaldı. Köseoğlu ailesi, Hatay Valiliği'nin izniyle başlatılan yardım kampanyasına vatandaşlardan destek beklediğini belirtti.

İlçeye bağlı Yeni Mahalle'de oturan ve önceden Suudi Arabistan'da kuaförlük yapan Semir Köseoğlu'na, yaklaşık 18 yıl önce diyabet teşhisi kondu. Köseoğlu, hastalığı nedeniyle 9 aydır yatağa mahkum bir şekilde yaşamaya başladı. Tedavisi nedeniyle borçlanan Köseoğlu, borçlarını ödeyemediği için 3 aylık hapis cezasıyla karşı karşıya kaldı. Köseoğlu ailesi, Hatay Valiliği'nin izniyle başlatılan yardım kampanyasına yardımseverlerden destek beklediğini kaydetti.

Semir Köseoğlu'nun eşi Sezen Köseoğlu, eşinin diyabet hastalığı nedeniyle sinir sisteminin tamamen tahrip olduğunu ve hastalığın polinöropatiye dönüştüğünü belirterek, "Rahatsızlığından dolayı eşimin beline ve boynuna iki elektrik cihazı takıldı. Ağrılarını biraz dindirmek adına takılan bu cihazlar eşime fayda sağlamadı, aksine hastalığı daha da ilerledi. Şu an sinirlerinde ve organlarında ciddi tahribatlar var. Ayağında hastalığa bağlı yaralar oluşmaya başladı. Doktorların verdiği yeşil ve kırmızı reçeteli ilaçlar biraz geciktiği zaman yoksunluk sendromuna giriyor" dedi.

'GELİRİMİZ OLMADIĞI İÇİN İLAÇLARI ALAMIYORUZ'
Ayda yaklaşık 2 bin lira ilaç masrafları olduğunu, eşinin engelli maaşı ile kendisine verilen bakıcı maaşı dışında bir gelirleri olmadığını dile getiren Köseoğlu, "Eşten dosttan borç almak zorunda kaldık. Bir süre sonra aldığımız borçlar için senet imzaladık ve icra müdürlüğünde imzaladığımız taahhütnamenin gerekliliğini yerine getiremediğimiz için bize 3'er aylık hapis cezası verildi. Biz de Hatay Valiliği'ne başvurduk ve araştırmaların ardından bağış ve yardım kampanyası başlatıldı. Yardımseverlerden yardım bekliyoruz" diye konuştu. 

'AİLEMİN GELECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM'
Semir Köseoğlu ise ailesinin geleceğini düşündüğünü, tedavi için birçok hastaneye başvurduklarını ancak bir sonuç alamadıklarını söyledi. Borçlarını ödeyebilmek için yardım beklediklerini kaydeden Köseoğlu, "Çocuklarımın ve ailemin durumunu düşünüyorum. Hangi doktora gittiysek bir faydası olmadı. Ağzımda ve ayaklarımda yaralar oluştu. Çalışmaya da durumum müsait değil. Bundan dolayı yardım bekliyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
------------------------------
- Hasta Semir Köseoğlu'ndan detay görüntü
- Eşi Sezen Köseoğlu'nun konuşması
- Semir Köseoğlu'nun konuşması
- Ayağındaki yaralardan detay

Haber-Kamera: Ali ARSLAN/SAMANDAĞ, (Hatay), ()

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
17
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
2023'te Cumhurbaşkanı kim olmalı?
2023'te Cumhurbaşkanı kim olmalı?
Namaz Vakti 07 Aralık 2021
İmsak 06:37
Güneş 08:08
Öğle 13:00
İkindi 15:22
Akşam 17:43
Yatsı 19:09
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 15 39
2. Konyaspor 15 27
3. Fenerbahçe 15 27
4. Hatayspor 15 26
5. Başakşehir 15 25
6. Alanyaspor 15 24
7. Galatasaray 15 23
8. Karagümrük 15 22
9. Beşiktaş 15 21
10. Adana Demirspor 15 20
11. Sivasspor 15 19
12. Giresunspor 15 19
13. Kayserispor 15 19
14. Altay 15 18
15. Antalyaspor 15 18
16. Gaziantep FK 15 18
17. Göztepe 15 14
18. Öznur Kablo Yeni Malatya 15 14
19. Kasımpaşa 15 11
20. Rizespor 15 10
Takımlar O P
1. Ankaragücü 15 30
2. Erzurumspor 13 28
3. Ümraniye 14 27
4. Eyüpspor 14 27
5. Bandırmaspor 14 25
6. Samsunspor 14 22
7. Tuzlaspor 13 21
8. İstanbulspor 14 20
9. Kocaelispor 14 20
10. Gençlerbirliği 14 20
11. Boluspor 14 19
12. Adanaspor 15 19
13. Menemenspor 14 18
14. Bursaspor 14 17
15. Manisa FK 15 17
16. Denizlispor 14 15
17. Ankara Keçiörengücü 14 14
18. Altınordu 15 13
19. Balıkesirspor 14 7
Takımlar O P
1. Man City 15 35
2. Liverpool 15 34
3. Chelsea 15 33
4. West Ham 15 27
5. Tottenham 14 25
6. M. United 15 24
7. Arsenal 15 23
8. Wolverhampton 15 21
9. Brighton 15 20
10. Aston Villa 15 19
11. Leicester City 15 19
12. Everton 15 18
13. Brentford 15 17
14. Crystal Palace 15 16
15. Leeds United 15 16
16. Southampton 15 16
17. Watford 15 13
18. Burnley 14 10
19. Newcastle 15 10
20. Norwich City 15 10
Takımlar O P
1. Real Madrid 16 39
2. Sevilla 15 31
3. Real Betis 16 30
4. Atletico Madrid 15 29
5. Real Sociedad 16 29
6. Rayo Vallecano 16 27
7. Barcelona 15 23
8. Valencia 16 22
9. Athletic Bilbao 16 21
10. Osasuna 16 21
11. Espanyol 16 20
12. Mallorca 16 19
13. Villarreal 15 16
14. Celta de Vigo 16 16
15. Granada 15 15
16. Elche 16 15
17. Deportivo Alaves 15 14
18. Cádiz 16 12
19. Getafe 16 11
20. Levante 16 8
Günün Karikatürü Tümü
sanalbasin.com üyesidir