Baş Not:

Depremle ilgili bir yazı yazmak istedim, fakat yazdığım yazılara baktığımda on yıl içinde yirmiye yakın deprem yazısı yazmışım.

23 ekim 2011 tarihinde Van depreminden sonra Gaziosmanpaşa belediye meclisin de deprem konusu gündem olmuş o mecliste gündeme getirdiğim ve konuştuğum öneriler sunduğum konuyla ilgili AYDINSES gazetesinde aşağıdaki yazıyı yazmışım.

Dokuz yıl da hiçbir şey değişmediği için, yeni yazmaya gerek olmadığını anladım.

Aynı yazıyı tekrar yayınlamanın güncelliğini koruyan bir yazı olduğunu, ülkeyi yöneten siyasi iradenin deprem konusunda hala uyuduğunu, Allah'a havale ettiği bu konuda henüz bir cevap alamadığını gördükleri için beklediklerini gördüm.

Bundan dolayı yeni yazı yazmanın çok gerekli olmadığını anladığım için o yazıyı tekrar yayınlamanın yeterli olduğuna inandım.

Eğer depremden kovidden ölmezsek, on yıl sonrada aynı yazıyı tekrar yayınlamak dileğiyle depremsiz, kovidsiz güzel, mutlu, özgürlük dolu günler diliyorum.

-----------------------------------------------------------------------------------------

Depremin adaleti!

05 Kasım 2011, 11:49

Depremle ilgili konular Gaziosmanpaşa Belediye Meclisi'nde 1 Kasım Salı günü ve 3 Kasım Perşembe günü konuşuldu.


Belediye meclisine götürdüğüm bir önerge oy birliğiyle belediye başkanlığına havale edildi.


Bu önergede, ilçemizde bulunan binaların, olabilecek İstanbul depreminde ayakta kalıp kalmayacağıyla ilgili çalışmalar yapılmasını önerdim.


Bizim ilçemizde, ilk yapılaşmadan itibaren bütün binaların depremsellik açısından araştırılarak, binalara ''Kimlik'' verelim diye önerdim.


Binalarda yapılan araştırmalar sonucunda binaları, iyi binalar, orta binalar ve kötü binalar şeklinde ayırabiliriz.


İyi binalarda depremde hiç bir sorun ve can kaybı olmayacağını kabul edebiliriz.


Orta binalarda, orta derecede hasar meydana gelir ama bina çökmez ve can kaybı olmaz diye kabul edebiliriz.


Kötü binalar ise kesinlikle çökecektir ve en büyük can kaybı buralarda olacağı için bu binalarla ilgili çözüm önerileri geliştirmek gerekecektir.


Çöken binalarda, acil yardım ekiplerinin enkazdan canlı insan kurtarma istatistiği %1-3 civarındadır.


Bu duruma göre, bir bina çökmüş ise, o binada oturanların tamamının öleceği sonucunu çıkarmamız yanlış bir yaklaşım olmayacaktır.


Binaların depremsellik açısından araştırılması yapıldıktan sonra, kötü binaların raporları apartman yönetimlerine ve oturanlara tebliğ edilmelidir.


Tebligatı alan apartman sakinleri, ilk anda büyük bir paniğin içine düşecektir.


Binanın içinde oturan kiracılar hemen apartmanı terk edecek ve başka binalara taşınacaktır. Taşındığı binanın kötü bina olduğunu öğrenene kadar orada oturacaktır.

Daire sahibi olanlar ise, kendi içinde çözüm üretmek için hemen arayışa gireceklerdir.


Neden bu kadar emin konuşuyorum? Çünkü inşaat mühendisi olmam nedeniyle yaşadıklarımdan ve gözlemlerimden bu kadar emin konuşuyorum.


Bu binaların kurtuluşu ise ya yıkılacak yerine yeni binalar yapılacak ya da binanın güçlendirilmesi yoluna girilecektir.


Her iki durumun da mali boyutu mal sahiplerinin ekonomik gücünü aşmaktadır.


Bu durumda olan binaların belediye imar planlarıyla yeniden düzenlenmesi gerekecektir.


Kötü binaların yoğun olduğu alanlar, yeni planlar yapılarak sermeye sahiplerinin cazibe alanı haline getirilmelidir.


Bu alanlarda hak sahibi olan kişiler, haklarını aldıktan sonra, müteahhit firmaların para kazanabileceği cazip imar planları yapılmalıdır.


Yıkılacak binaların arsalarında ya kat artışı verilecek ya da daire sahiplerinin daire metre kare alanları küçültülerek yeni bir yaklaşım ortaya konulacaktır.


Yani kötü binaların arsalarına, yeni yapılaşmanın cazip olduğu ve içinde oturanların da aynı hakları tekrar elde edebileceği, yeni yaklaşımlar sunulmalıdır.


Bundan dolayı kötü diye tespit ettiğimiz binaların acil olarak tespit edilmesi gerekecektir.


Bu binalar güvensiz ve emniyetsiz olduğu için, binanın hemen boşaltılıp içinde oturan insanların yeni alanlarda iskan edilmesi gerekecektir.


Bunu yaparsak, insanları ölmeden kurtarmış olacağız.

Yapmazsak, deprem adil yüzünü gösterecek çoluk çocuk demeden öldürecektir.


İnsanlar öldükten sonra ortada ve çadırlarda kalan insanlar için, devlet kalıcı konutlar yapma yoluna gidecektir.

Bu güne kadar olan bütün depremlerde böyle olmuştur.


Oysa, devletin bu imkanı her zaman olduğuna göre, insanlar ölmeden de bu çözümleri üretip çürük binaları deprem yıkmadan bizim yıkmamız gerektiğini, herkesin, özellikle de, ülkeyi yönetenlerin hemen anlaması gerekmiyor mu?


Bu çözümler çürük binalar için üretilemezse, işimizi Allah'a havale etmiş oluruz ki, Allah'ta deprem aracılığıyla herkesin canını almaya devam edecektir.


Bundan dolayı işimizi Allah'a bırakmadan, Allah'ın bize verdiği aklı ve bilimsel kriterleri kullanarak bu yola girmeliyiz.


Bunun için, bu ülkenin yetişmiş insan gücü de yeterli teknik donanımıda, sermaye birikimi de mevcuttur.


Eksik olan siyaset kurumunun karar verme ve uygulama iradesidir.
Hiç kimse bilerek ölüme gitmek istemez.

Şu anda bizim ilçemizde de, İstanbul'da da Türkiye'nin diğer illerinde de ölümü çürük binalarda bekleyen milyonlarca insanı düşünüyor ve seviyorsak hemen harekete geçmemiz gerekecektir.


Bunu yapmayacaksak ölümlerin arkasından döktüğümüz gözyaşları timsah gözyaşları olacaktır.