Türkiye uzun dönemdir ki; bu döneme AKP iktidarı da dahildir teslim alınmaya çalışılıyor.
Tabii, işin yüz yıllara dayanan bir geçmişi var.

Türk Milleti tam yok edilirken daha sonra “Atatürk” olarak kabul edilecek ve anılacak olan
Mustafa Kemal diye bir adam ortaya çıkmış ve Türkiye denilen topraklar üzerinde “cumhuriyet”
rejimi ile yönetilecek bir devlet kurmuştu.

Bu, dönemin şartları düşünüldüğünde, Mustafa Kemal’in bir çok mücadele arkadaşı
tarafından dahi kabul edilebilecek bir şey değildi.

Batı ise hepten şaşkındı. Mustafa Kemal hem savaşı kazanmış hem de Türklerin yeni devletini
kuruyordu.Tarihçi Toynbee bunu ilginç bir şekilde “Cumhuriyeti kurdukları ve inkilaplara başladıkları
andan itibaren Türklerin zaferi aslında bir mağlubiyete dönüştü...” diye anlatıyor.

Cumhuriyete kimler karşı çıkmıştır? Cumhuriyetin ilanı ile hangi zümreler çıkarlarını
kaybetmiştir? Hangi gruplar dün olduğu gibi bugünde cumhuriyete karşıdır? Bunların aileden,
atadan veya fikirden yaşayan temsilcileri kimlerdir? Bunları bilmek gereklidir.

Kanaatimce Toynbee’nin dediği gibi cumhuriyetin ilanı ile Türklerin zaferi bir mağlubiyete
dönüşmemiştir ama mağlubiyete dönüştürme çabaları planlı bir şekilde günümüze kadar ulaşmıştır.
Halbuki Atatürk; 1914 yılında Bulgaristan’da Askeri Ateşe olarak yaşadığı günlerde şahit
olduğu bir olay neticesinde köylüye dayalı bir toplum yapısı olan Türk Milleti’nin, bireysel olarak
varlığını ortaya çıkartabileceği günleri arzu ettiğini söylüyordu. Olayımızda kaba saba bir köylü
Sofya’nın şık kafelerinden birine gelir ve garsonların suratı asılır, oralı bile olmazlar. Köylüye
mekanı terk etmesini söylerler. Ancak köylü kızar, bağırır çağırır ve diretir: “Bulgaristan benim ekip
biçtiğimi yiyor, benim silahımla korunuyor. Parasını verdikten sonra istediğim yerde otururum ve
bana hizmet edersiniz.” diyordu. Köylü diretti ve başardı. Atatürk yanındaki arkadaşına dönerek “...
günün birinde bizim köylülerimizi de böyle görmek isterim. Kendilerinden emin olmalı ve haklarını
istemesini bilmelidirler” dedi. İşte bunlar ilan edildiği güne kadar kimsenin kolay kolay ağzına bile
almaya cesaret edemediği cumhuriyet rejimine doğru döşenen taşlardı.

Atatürk ve silah arkadaşları, Türk insanını ve Türk topraklarını her türlü emperyalist
oyunla sömürmeye alışmış olanlar ile onların yerli işbirlikçilerine karşı halkın rejimi demek olan
“cumhuriyet”i kurmayı başardı. Ancak kendilerine rağmen kurulmuş olan cumhuriyeti bir türlü
hazmedemeyenler, cumhuriyetle ve cumhuriyetin sahibi cumhurla günümüzde de uğraşmaya devam
ediyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti devleti; mualesef biz Türklerce yeterince korunamamıştır. Siyasetimiz
Atatürk’ün ölümünden itibaren ki; ben öldürüldüğüne inanıyorum, cumhuriyet karşıtlarının etkisine
girmiştir. Devlet hayatında cumhuriyetçilerin etkisi her gün azalmış ve bugün minimize olmuştur.
Onun için kimin cumhurbaşkanı olacağı, hem emperyalizmin günümüzdeki temsilcisi olan
küreselciler ve onların işbirlikçileri hem de Türk Milleti’nin oluşturduğu “cumhur” açısından çok
önemlidir. Birileri sömürü ve yok etme düzenini devam ettirmek diğerleride kendi öz yurdunun
efendisi olmak peşindedir.

Uzun zamandır ekonomik tercihler, Ergenekon ve Balyoz başta olmak üzere kamuoyunu
hassaslaştıran davalarla devam eden ve 17 Aralık süreci ile de zirveye çıkan vede “edepsizlik”
suçlaması ile yeni bir mecraya sokulmak istenen kavganın esası budur..

Türk Milleti Ağustos ayında sadece bir cumhurbaşkanı seçmeyecektir. Ülkesinin idari olarak
en yüksek tepesi olan Çankaya’ya, küresel efendilerin emrinde olan birini mi yoksa halkın içinden
gelen ve milli değerlerin vücut bulduğu birinimi seçecektir? İşte bizden cevap vermemiz istenilen
soru budur... Yoksa kimin cumhurbaşkanı olacağını değil.

Atatürk topraklarımıza cumhuriyetin 134 yıl gecikmeli olarak geldiğini ima eder.. Bu kadar
geç gelen cumhuriyeti bu kadar erken, kan emici küreselcilere ve onların işbirlikçilerine teslim
etmeyelim... Devlet Bahçeli’nin dediği gibi “çatı aday” olarak, ülkemizde birliği,beraberliği ve
bağımsızlığı koruyacak bir Türk çocuğunu önümüze koyarak, Atatürk’ün mirasını yaşatalım.